Ortadoğu üzerine yapılan uluslararası doktora tezlerinin vardığı tek nokta: Bölgede tek başına hiçbir ülkenin lider olamayacağıdır. Bu tez ortada iken, bölgenin "yeni lider ülkesi" şeklinde yapılan açıklamaların ilmi değil, filmi olduğu açıktır. Çok değil, son 70 yıl içinde, bu bölgede önce Pakistan lider ülke görüntüsüne yaklaştı, bekleneni veremedi. Sonra Mısır, lider diye bir görüntüye sahip oldu, İsrail'e yenildi. Sonra İran, devrimle bu mesajı vermiş oldu ancak değişen olmadı. Şimdi de Türkiye, lider görüntüsü ile Ortadoğu'ya pazarlanıyor.
Bölgenin lider ülkesi olmak isteyen, tek başına bu işi başaramayacağını bilmeli ve önce bölgesel daha sonra da küresel denklemi değiştirecek işbirliklerini gerçekleştirmelidir. D-8, ilmi bir denklemden yola çıkarak, "fonksiyonel" olarak birleşmeyi ve "müeyyide" oluşturacak işbirliğini sağlamayı amaçlayan bir organizasyon iken, son on yılda bu alanda hiçbir atılım sergilemeden yapılacak liderliğin boş ve hayal olacağı şimdiden ortadadır. Bunun daha iyi anlaşılması için yapılacak liderliğin hangi alanda yapılacağına bakmak gerekiyor.
Ortadoğu'ya yaptığı gezilerde, ''bizim tarihimizde genç bir delikanlı bir karanlık çağı kapattı bir aydınlık çağı açtı, çağ açıp çağ kapayan gençlerin imzasını gördüğümüz yerde biz o tür gençlerin ne olduğunu çok iyi biliriz'' diyerek Tunus'ta başlayan Mısır ve Libya'da devam eden özgürleşme hareketini 26 yaşındaki bilgisayar mühendisi bir gencin başlatmasına dikkat çekenleri izlediğimizde liderliğin hangi alanda olacağını da kestirmeye başlıyoruz. Anlaşılıyor ki; liderlik proje ile değil, mesaj yolu ile yapılacak! Türkiye bölgenin mesaj ülkesi yapılacak. Çünkü ortada bir fetih projesi yok!
Dünyanın bir kesimi en yüksek standartlarda yaşarken, geri kalan kısmının bu standartlardan mahrum kalması bugün bütün milletlerce sorgulanmakta iken bu sorgulamanın "romantizme" dönüştürülmesi yapılacak liderliğin proje bazında değil, mesaj bazında olacağını gösteriyor. "Somali'nin hesabını kimse veremez, Kenya'nın hesabını kimse veremez. Bu insanlar nasıl yaşıyor, bunların yaşam koşulları nedir? Bunları sormak, sorgulamak herkesin görevidir. Bu sorgulamanın yol açtığı dönüşüm, sadece büyük acılar çeken bu coğrafyada değil, adalet ve barışa, huzur ve güvene, demokrasi ve özgürlüğe hasret olan bütün toplumların vicdanında yankılanmıştır" diyen birinin bütün mazlumlara umut ışığı olacak hangi projesi vardır?
Proje ortaya konmadan sadece dalga dalga yayılan sözde özgürlük mesajları ile mi, Trablus, Şam, Sana ve Bahreyn zorbalığa karşı adaletin, eşitsizliğe karşı hakkaniyetin merkezi yapılacaktır! Sadece mesajla, demokrasi, özgürlük, kardeşlik, dayanışma sağlanacak olsa, Tunus'ta başlayarak Tahrir Meydanı'nda devam eden bahardan bir sonuç çıkması gerekirdi. Maalesef bahar sonbahara dönmüştür. Çünkü, verilen mesaj sonrasında ortada elle tutulur, gözle görülür bir proje bulunmamaktadır.
İnsanlık, Amerika'dan Avrupa'ya, Asya'dan Afrika'ya bütün zulüm ve adaletsizliklere karşı dünya sistemini sorgular hale gelmişken, bu sorgulamayı bırakıp demokrasi mücadelesi gibi gösterilen post-sömürgecilik oyununa alet edilmemelidir. Bu oyun, önce Türkiye'de başlatıldı. Denendi ve şimdi bölgeye ihraç edilmeye çalışılıyor. "Yönetim meşruiyetini halkın iradesinden almak zorundadır. Gücünü halktan almayan her yönetim anlayışı, gayrı meşrudur." tespitinden hareketle, "değişim karşısında direnmek yerine, değişimin öncüsü olup, bu değişime yön verme" esasına dayanan bu süreç, halkın insani taleplerine kulak vermek, bu talepleri yerine getirirmiş gibi yapıp özgürlükleri erteleyen bir yol izlediği görülmektedir.
Böylece toplumlar "yumuşak lokma" haline getirilmekte, inandığı gibi yaşamak yerine, yaşadığı gibi inanmaya başlatılmaktadır. Haklı ve meşru taleplerle başlayan bu değişim ve dönüşüm süreci, halkların iradesini değil, nefislerin iktidarına doğru sürükleniyor. Üstelik bu, "hepimiz öleceğiz, öldüğümüzde hepimizi iki metreküplük bir mezara gömecekler. Hoca efendi cenaze namazını kılarken 'krallar niyetine' demeyecek, 'cumhurbaşkanı, başbakan niyetine' demeyecek, 'trilyarderler niyetine' demeyecek, 'er kişi, hatun kişi niyetine' diyecek. Makamım olsa ne yazar, param pulum olsa ne yazar" edebiyatıyla yapılmaktadır. Halbuki, bölgede krallar, başbakanlar inandığı gibi yaşamış olsaydı, meydanlara toplanmaya gerek bile kalmayacaktı.
Bölgesel ölçekte barış, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve refahın yayılması yönünde büyük kazanımlar elde etmek istiyorsak, bölgenin sosyo-kültürel dokusuna göre ortak bir akla ve kuşatıcı bir anlayışa ihtiyaç duyuyoruz. Bu ise biraz tarih bilgisi olan için ortadadır. Çok değil yüzyıl öncesini bile hatırlamış olsak yanlıştan dönebiliriz. Mesaj ülkesi değil, lider ülke olmak isteyenler: gideceği yeri bilmeden, vardığı yerin öneminin olmadığını da bilirler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



