"Arap-Amerikan Baharı" yeni sürecinde oldukça hızlı gelişiyor. Emperyalizm Mısır, Libya ve Tunus sorununu çözmüş bulunuyor. Suriye, Abede'nin bastırmasıyla son safhasında. Filistin sorununa korkuyla yaklaşan, bir adım atmayan Arap ülkeleri Suriye konusunda şahin kesiliverdiler. Tabii bunların başını Türkiye çekiyor.
Bu konuyu irdelemeden, üzerinde durmamız gereken çok daha önemli bir sorun bulunmakta. İnsanımızın kafası çok karışık. Tabiî bu karışıklığa neden olan gelişmeler. İnsanlar öyle yönlendiriliyorlar ki bu olumsuzluklardan kendilerini kurtaramıyorlar.
Örneğin Suriye konusunda Beşar Esad'ın yanında yer alıp almama sorunu? Haklı bir soru. Baba Esad'ın geçmişte Hama katliamı ve bölgedeki despot yönetimi... Oğul Esad babadan geri kalmıyor. O, daha ileri gidiyor şu sıralar. Cuma namazından çıkıp gösteri yapan kalabalıkların üzerine bombalar yağdırıyor, evleri, kasabaları tahrip ediyor. Ölenlerin sayısı binlerin üzerinde. Böyle bir tablo ile karşı karşıya bulunuyoruz.
İslâmi gelenekten gelen Türkiye yönetimi karşı tavır takınınca insanların kafası diğer yöne doğru eğilim gösteriyor. Türkiye insanı 28 Şubat travmasından geçmiş, o dönemi bir türlü belleğinden silip atamıyor. Hâl böyle olunca, Millî Görüş geleneğinden gelenlerin her hareketi olumlu ya da olumsuz olumlu olarak karşılık buluyor. Bu, Türkiye cephesi. Zaten bizi de ilgilendiren bu. Örneğin Sayın Başbakan'ın "Arap-Amerikan Baharı" dalgasına kapılan ülkelere "Laiklik önermesi" derin bir sessizlik ile karşılandı. Memnuniyetsizlik çok küçük bir ifadeyle geçiştirildi. Sayın Başbakanın "Ben böyle söylemek istemedim" deyişi yüreklere su serpmeye yetti. Aslında söyleyeceğini söylemişti. Çünkü asıl vurgu: "Laik bir ülkeyi laik olmayan bir başbakan yönetebilir, ben bunun örneğiyim" demesi de yetti.
Abede'nin Irak'ta bir buçuk milyon insanı öldürmesi vız geldi tırıs geçti. Demokrasi için bu kadar can verilebilir örneğin.
Pekiyi Esat'ın öldürttüğü iki bin -biz buna beş bin diyelim-, kendi insanı abedenin öldürttükleriyle kıyaslanabilir mi? Hayır, bu mantık içinde kıyaslanamaz. Bir de şöyle bir soru soruluyor: "Esat, İsrail'e bir kurşun sıkmış mıdır?" Haklı, ama eksik ve yetersiz bir soru. Doğuda Amerikan-Irak, kuzeyde Türkiye-Amerikan, batıda İsrail-Amerikan ve diğer Amerika müttefiki ülkeler arasına sıkışmış bir Suriye... İran ile işbirliği içinde olan bir Suriye... Bu durum neyi anlatır? Asıl soru da bu.
Söz konusu "Arap- Amerikan Baharı" coşkusundan kurtulamadığı için insanların kafası iyice karışıyor.
İsrail'in ikide bir İran'ı tehdit etmesi ve hemen bir savaş başlatacağı çığırtkanlığı neyin üstünü örtüyor? Bu, bir kamuoyu oluşturma oyunu mudur?
Türkiye'de konuşlanmış bulunan NATO üssünün ardından Malatya Kürecik'e yerleştirilecek olan Radar üssünün ardından predatör'lerin İncirlik hava üssüne yerleştirilmesi... Predatörlerin denetiminin Türkiye'nin elinde olmayışı önemli bir soru. Kaldı ki daha önce Türkiye İsrail'den almış olduğu Heron'lar, bunların kontrolünün İsrail'in elinde olması, Türkiye İsrail olumsuz gelişmelerinin ardından parası ödendiği halde verilmeyen Heronlar, arızalananların gönderilmemesi sorunları gündemde dururken? Nedense bunların üzerinde durulmuyor hiç.
Bir yandan çetin ceviz olan İran konusunda ciddi hazırlıklar yapılırken, diğer yandan ne yapacağı belli olmayan Türkiye, Türkiye'dekilerin elleriyle kontrol altına alınıyor. Türkiye'de bir "Türkiye-Amerikan baharı" ayrıca oluşturulmasına gerek yok. 28 Şubat travmasının ardından bu yeni yönetim her şeye razı, hem iktidar olma şansını yakalıyor, hem de Abede'nin bir dediğini iki etmiyor.
Sayın Başbakan'ın Obama ile yanak yanağa kucaklaşması bunun açık bir göstergesi.
Büyük oyun çok yönlü oynanıyor. Bir taşla birkaç kuş birden vuruluyor.
Amerika'nın bölgeye son hamlesidir bu. Suriye'nin ardından İran, onun ardından da Türkiye.
Bunların uyarısı çok önceden yapıldı. Bu, bir paranoya olarak algılanıyor, bu iddiada bulunanlar küçümseniyordu. Şimdi oyunun sonuna gelinmiş bulunuyor.
Bununla kalınacak mı, hayır bakalım ardından ne gelecek. Uzun zamandır üzerinde durduğumuz ve sürekli ifade ettiğimiz: "İslâmsız İslâm" süreci başlatılarak asıl hedefe varılmış olacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



