Yer; Afrika kıtasının ortası...
Öğreniyoruz ki, batılı seçilmiş efendiler, Afrika’ya el atmış. Yeni yeni sınırlar çiziliyor. Dilsel/etniksel kodlamalar başlıyor. Siz Hutular, onlar Tutsiler...
Bir zamanlar kardeşçe yaşayanlar, kumandası batıdan yönetilen emperyal bunalımın içinde kan döküyor, can alıyor... Cinayetler soykırım vaziyeti dönüşüyor. İki ayrı ulus devlet... Brundi Tutsilerin, Ruanda Hutuların...
1890’da Almanya himayesine geçen Ruanda, Birinci Dünya Savaşı sonunda Belçika hükümetine devrediliyor. (Ruanda Belçika’dan büyük bir yerdir)
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Afrika’da özgürlük hareketleri patlak veriyor. Belçika, sömürgeci/emperyal hakimiyetini sürdürmek için Hutular’a destek veriyor. 1959’da Hutular ayaklanıyor ve Tutsi hükümeti devriliyor. Tutsiler çevre ülkelere sığınmaya başlıyor. Nüfusunun büyük bölümü Hristiyan olan bölgede, zulumden uzaklaşmaya çalışan Tutsiler, Hutulu azınlık Müslümanlara sığınıyor. Karşılaştıkları hoşgörü karşısında etkileniyorlar ve birçok Tutsi Müslüman oluyor. Bölgede Müslümanlığın yayılması, iç savaş esnasında, eli kana bulaşmamış azınlık olan Hutu Müslüman nüfusun emperyalizmin kan kokan tezgahına alet olmamasından kaynaklanıyor. İç savaş sonrası bölgeye misyoner akımı ‘bölgenin zamanla İslamlaşma’ korkusu sebebiyle başlıyor.
Hutuların baskılarına dayanamayan Tutsiler, 1990’da silahlı bir örgüt kuruyor: Ruanda Yurtseverler Birliği. (Kurulan bu örgüt ‘Panafrikanizm’ / Afrika Birliği ile hareket ediyor. İçinde Hutular da var) Uçağı düşürülen Hutu devlet başkanı Habyarimana’nın ölmesi, bir milyona yakın Tutsi’nin ölümüne sebebiyet veriyor. Tutsilere yapılan saldırılara rağmen Tutsiler iktidarı deviriyor ve yönetime geçiyor. Hutu devlet başkanının uçağı kim tarafından düşürülmüştür, halen daha bilinmiyor.
Bir zamanlar birbirlerine kız alıp vererek karışan bölge insanı, Hutu ve Tutsi olmak üzere ikiye bölünüyor. Etnik bir ağ örüyorlar aralarına... Kendini dünyanın jandarması kabul eden batılı emperyal güçler, halkları birbirine düşman ederek kardeşce ilişkileri yok ediyor.
Yüz şekilleriyle ayırıyorlar... İridir, incedir diye ayırıyorlar... Kıyıda oturanlar ve oturmayanlar diye ayırıyorlar... ‘Kim, ne kadar hayvana sahip’ diye ayırıyorlar... Ve sonrası malum işte... Sen üstünsün, ben üstünüm... Onlar birbirlerinin Tutsi ve Hutu olduğunu bile bilmiyordu. Ki onların etnik kökenini anlatan tarihçilerin eserlerine dek...
1960’lı yıllarda başlayan iç savaş 1990’lara kadar yüzbinlerce insanın ölümüyle devam ediyor. Hutu-Tutsi savaşı 20. yüzyılın en büyük katliamlarından biri oluyor. Orta Afrika’da yaşanan Hutu-Tutsi savaşı, Kongo ve Burundi topraklarına da sıçrıyor. Eritre-Etyopya, Sudan, Angola, Kongo iç savaşlarıyla devam ediyor...
Yaşananlar karşısında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand şöyle diyor: “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.”
Dünya haritasını cetvelleriyle sınırlara ayırmış olan emperyalist zihniyetin, Afrika kıtası üzerindeki macerası 1884 Berlin Konferansı ile başlıyor. Emperyalist/Kapital yayılma, Kara Afrika’yı ayrı ayrı devletlere ayırarak sömürüyor. Bu bölgede İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda ağırlığı hissedilmeye başlanıyor. ‘Yeraltı ve yer üstü zenginlikleri (elmas yatakları ve doğa güzelliği) ve Afrika köle ticareti’ bölgenin emperyalist/kapital yayılmaya maruz kalması için yetiyor...
Açlık sınırında yaşayan insanlarıyla, salgın hastalıklarla, iç savaşlarıyla, misyonerlik faaliyetleriyle, en az gelişmiş kıta olarak anılan bir bölge oluyor. Şimdilerde geçmişte yaşadıkları savaşı unutmak istiyorlar. Yapılan bu katliamların suçluları olarak görülenler, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanıyor. Peki, bu uygarlığın kendi kendini sorgulaması ne zaman olacak?
Unutmadan, meşhur ‘gümüş sırtlı goriller’ ise, yaşanan iç savaş esnasında kaçtıkları dağ zirvelerinden geri dönmüş olsa gerek...
Emperyalizm, ‘bölerim, parçalarım, yutarım’ diyor. Yeni pazar alanları elde etme iştahı ile halklarını birbirine kırdıran, boğazlatan, kamplaştıran sömürgeci zihniyetiyle güya sınıfların birbirleriyle çatışması ardından ezilenlerin yönetilmesi talebinde bulunuyor. Bugün ise, insan hakları, demokrasi, özgürlük diyerek geliyorlar... İşte Afrika, işte Ortadoğu...
19. Yüzyıl sonu, Afrika’nın sömürgeleştirilmesidir. Hutu-Tutsi savaşları, soykırımları neyse, Sırp katliamı olan ‘Srebrenica’ da odur! Felluce/Telafer odur! Kumanda aynı eldedir... Ama emperyalist/sömürgeci/kapital zihniyetin malum topraklarda yaptıkları Pluton’un deyimiyle; ‘Kitlesel yok sayma’dır. O halde; unutma, unutturma!
Bir Afrika atasözünde der ki: “Aslanlar kendi yazarlarına kavuşuncaya kadar, kitaplar avcıyı övecektir.”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



