Mücahitken müteahhit olur ama yeni taşındığı mabetsiz mahalleye cami yapıverir.
Kendi güllüğünde şakırken karşı küllüğe geçtiler ama küllüğün pisliğini deşerek onların nasıl bir yerde kaldıklarını gözlerine ve burunlarına sokuyorlar.
Kerpiçten yapılmış evlerde kuru yavan, acı soğanla karın doyururken köşeyi dönünce beş yıldızlı otellerde iftar sofrası seriyorlar.
Karacaoğlan'dan türkülerle dertlerini dile getirirlerken şimdilerde bastırdılar parayı eski komünist müzisyenlere ilahi söylettiler.
Kadınlarımız, başörtüsünün adını türban diye değiştirivermiştir.
Küllükten bakanların gözünde "Köylü İslamı"ından "Varoş İslamı"na oradan da "Büfeci İslamı"na geçtiler ama ellerinden Kur'an'ı, gönüllerinden imanı hiç çıkarmadılar.
Liberal, demokrat, laik, sosyalist yazarlar tarafından aşağılandılar.
Onlar aldırmadan onların mahallesinde büfe açtılar, televizyon kurdular, gazete çıkarttılar ve kendilerini aşağılayanların ağzına ağaçtan yapılmış dolarları tıktılar ve şimdilerde kendilerine ve dinlerine yağcılık yaptırıyorlar.
Büfecilikten uluslararası ticarete yöneldiler, gittikleri ülkelerde kaybolmamak için yön tayinini kıbleye göre ayarladılar ve bulundukları ülkelerin camilerinde Amerikan dolarıyla yeni bir İslami hareket başlattılar.
CIA'yla içli dışlı olur gibi yaptılar ama güçleri oranında işlerini bitiriverdiler.
Mayoyla denize girerken bile Maliki mezhebinden fetva bulmayı ihmal etmez.
Ebu Zer (Allah ondan razi olsun) gibi yaşamayı istemez ama onun duasından da mahrum olmak istemez.
Dinime düşmanlık yapanların hanımını parayla çeker alır ama dini nikah kıymadan koynuna almaz.
Açık tarafı kapalı tarafından fazla sekreterlerle çalışır ama "Kızım namazını kıldın mı?" demeyi ihmal etmez.
Çocuğunu yabancı kolejlere gönderir ama çocuğunun arkadaşlarını evlerine çağırmasını ve onlara İslamı öğretmesini ister.
Sol partiden milletvekili olur ama "Hep İsmet Paşa'nın dediklerini okuyacağınıza bir de Allah'ın kitabını okuyun" demeyi ihmal etmez.
Önce dinini imanını yitiren, ayçiçeği gibi paranın geldiği yere göre yüzünü çeviren, yerine göre solcu, yerine göre liberal, yerine göre demokrat, yerine göre faşist olan "Eyyamcı" bizim taraftan hiç çıkmadı.
Bizim mahalleyi terk eden oldu ama İslam'ı terk etmedi.
Bulunduğu her yerde sonuna kadar İslam'ı savunmaya devam etti.
Eski arkadaşlarının yanlışına veya yanlış zannettiklerine karşı tavır aldı ama İslam'a karşı tavır almadı.
Kendisini kuşatan insani duvarları kırdı ama İslam'ın kainatı kuşatan sınırının dışına çıksa bile o çıkışların yanlış olduğunu itiraf etti.
Karşı mahallede bir telaş var.
"Bizim kırk yıllık eyyamcılarımız, Rusya'dan Amerika'ya kadar her çizgide yer değiştirirler, her akıma kapılırlar ama İslam'a kapılmazlarken mahallemize bu avcı güvercinler geleli bizimkilere bir şeyler oldu, İslam mahallesinden gelenlerle beraber uçmaya başladılar" diye mırıldanmaya başladılar.
Benim berberlerimden biri güvercin besler.
Güvercinler arasında bir de "Avcı güvercin" cinsi varmış.
O yuvadan uçar, havada gezinirken yanına katılan başka yuvanın güvercinlerini kendi yuvasına getirirmiş.
Yeni yuvanın sahibi de onu en iyi yemlerle besleyince o gelen güvercin yeni yuvada kalırmış.
Ben, avcı güvercinlerle çalınan güvercin avına da karşıyım.
Ben, "Eyyamcılığa" da, "İyi döneklik"e de karşıyım ama karşı olmak da işi halletmiyor.
İmanından vazgeçmeyen her Müslüman, bana sövse bile o, benim kardeşimdir.
Ama biz Sevgili Peygamberimizin yaptığı "Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım, Kalbimi/kalplerimizi dinin üzerinde sabit kıl" duasını okumaya ve "Sırat-ı Müstakıym"den bir derecelik sapma yapmadan yolumuza devam edelim. (Hadisin kaynağı:Tirmizi, Kader bab 7, Hadis 2141, İbni Mace, Mukaddime bab 13, hadis 199)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




