İster küresel veya bölgesel, isterse ulusal ölçekte olsun, rekabet koşulları ve gelir dağılımı bozuldukça sorunların ağırlaşması önlenemiyor; para ve maliye politikalarının etkinliği azaldıkça belirsizlik ve kırılganlık artıyor, güven bunalımı derinleşiyor. Hal böyle olunca bugün katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntıların sebebini geçmişte yapılan hatalarda aramak gerekiyor. Kısa vadede göz boyayarak geçici rahatlama sağlayan ekonomi bilimine aykırı yaklaşımların uzun vadede insanlığın geleceğini tehdit edeceğini bilmemiz ve hiç unutmamamız gerekiyor. Sorunlar küçükken çözülebiliyor, ancak sorunlar ağırlaştıkça insanlığın çözülmesi kaçınılmaz hale gelebiliyor. Bu nedenle nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin, kısa vadeli günü kurtaran yaklaşımları lanetlemek, kendi çıkarları lehine bu tür uygulamalarda ısrar edenleri insanlığın düşmanı olarak görmek gerekiyor. İşin başında masumiyet veya iyi niyetin bol olması, sonucu değiştirmiyor. İnancı korumak gerekiyor. Tarihte yaşananlara baktığımızda benzer durumların düzenli olarak tekrarlandığını ancak yaşanan deneyimlerin zaman içinde unutulmasının veya farklılaşma nedeniyle algılama zayıflamasının olumsuz sonuçta belirleyici olduğunu gösteriyor. Ata sözümüzün dediği gibi birileri yiyip çoğunluk bakmaya başladığında kıyametin kopması kaçınılmaz hale geliyor.
Eğer herkes her şeyi bilseydi veya her şeyi bilenler bilmeyenlere yapılan haksızlıkları engelleyebilseydi, hiç kimse bir diğerini aldatamazdı ve dengeler korunabilirdi. Tam aksine birileri güçlenmek ve diğerlerine hükmetmek istiyor ise herkesin her şeyi bilmesini engellemek için her şeyi yapmak zorunda kalıyor. Küreselleşme denilen kuralsızlık ise bunu kolaylaştırarak son 40 yılın meçhule yolculuğunu meydana getirdi. Açgözlüler istediklerini almak için her şeyi yaptılar, öncelikle herkesin her şeyi bilmesini engellediler; halktan ve adaletten yana olanları sindirdiler ve kitle iletişim kanallarını ele geçirmek için her şeyi yaptılar ve daha güçlü olmalarının önündeki tüm engelleri aşmak için her yolu kullandılar. Hedef ülkelerde iktidar gelmek, bürokrasiyi ve yasaları çıkarlarına göre değiştirmek ve gerçek niyetlerini gizlemek gibi konularda başarılı oldular.
Büyüme, enflasyon ve işsizlik gibi makro ekonomik göstergeler zaman içinde gerçeği göstermekten uzaklaştı. Açıklanan verilerin gerçek olduğunu düşünen yatırımcılar yanıldı, güç dengeleri farklılaştı. Kamu kesimi teşvikleri ve tercihleri, denetleyici ve düzenleyici kurumlar da bu durumdan etkilendiler. Görüntü ile gerçeğin farklılaşması tehlike algılamasını köreltti, sorunun küçük iken çözülmesini engelledi; durum fark edildiğinde ise çok geçti: Rekabet koşullarındaki olumsuzluk çok ciddi bir bedel ödemeden düzeltilebilecek sınırları aşmıştı. Ya gerçek herkese anlatılmalı ya da hikayeler ve diğer kısa vadeli ve geçici yaklaşımlar ile gün kurtarılmalıydı. İkincisi tercih edilince rekabet koşulları iyice bozuldu, gelir dağılımı olumsuzlaştı. Bunların olmayacağı varsayımının çökmesi mali sektörü ve kamu kesimini yıprattı. Devletler ağır borç yükü giderek büyüyen açıklar nedeniyle hareket yeteneğini kaybetti, bankalar ise geri dönmeyen krediler ve toksik kağıtlar nedeniyle işlerini gerektiği gibi yapamamaya başladılar bu tabloyu oluşturanların, sebep-sonuç ilişkilerini farklılaştıran sahte çözümleri sorunların daha da ağırlaşmasına katkı yaptı. Bu süreçte daha çok insan kendi egosunun esiri oldu, nefsine hükmedemedi ve aklını gereğince kullanamadı. Küresel krizler kapıyı çaldıkça herkes sarsıldı. Yanlış yapanları veya yanlış yapanlara hizmet edenleri ödüllendirip, aksi yönde hareket edenleri cezalandıran düzenlerin yozlaşarak tükenmesi kaçınılmaz oluyor.
Bugün ABD veya AB'de yaşanan sıkıntıların kaynağı bellidir, kalıcı çözümün bedeli ise katlanılabilecek türden olmadığı için hiç gündemde değildir. Benzer yanlışları yapan ekonomilerin geleceği de muhtemelen farklı olmayacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



