Dayton Anlaşmasıyla, Bosna-Hersek'te üç buçuk sene boyunca akan kan ve Boşnakların maruz kaldığı soykırımı durduruldu. Ancak Dayton Anlaşması, bu ülke için sürdürülebilir bir barış ortamı sağlayamaya yetmedi. Anlaşmanın imzalandığı günden bu yana, ülkede derin bir siyasi kriz yaşanıyor. Siyasi kriz bugün öyle bir noktaya geldi ki Bosna-Hersek, tıpkı 1995'te olduğu gibi, bugünlerde hakiki bir çöküş tehlikesi altında. 2010 yılı içerisinde genel seçime gitmeye hazırlanan Bosna-Hersek, kaçınılmaz bir savaş ya da parçalanmanın eşiğinde bulunuyor.
Bosna-Hersek'te yaşanan siyasi krizin temelinde Dayton Anlaşması'nın getirdiği yönetim sistemi bulunuyor. Dayton Anlaşmasıyla; nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Boşnaklar, ülke topraklarının yarısını Hırvatlarla yarı yarıya paylaşıyorlar. Ülke topraklarının diğer yarısı ise, nüfusun sadece yüzde 25-30'unu teşkil eden, Bosnalı Sırplara bırakılmış bulunuyor. Bir başka ifadeyle Dayton Anlaşması, savaşa son verirken Sırpların etnik temizlikle genişlettikleri toprakların da güvencesi oldu.
Dayton Anlaşması, bir yanda on kantona bölünmüş Bosna ve Hersek Federasyonu'nu diğer yanda Sırp Cumhuriyeti'ni öngörüyor. İki özerk bölge, zayıf bir merkezi hükümete bağlanmış bulunuyor. Saraybosna'daki merkezi hükümet, daha çok dış politika ve dış ticaret alanlarında yetkiye sahip. Temel hizmet ve siyasetler ise, Boşnak ve Hırvat nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı Bosna ve Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti'nden oluşan iki üst entiteye bırakılmış. İki entite arasındaki toprak paylaşımı ise yüzde 51'e, yüzde 49 oranında. İki entite ve Bosna-Hersek Federasyonu'nun on kantonunda; on altı ayrı parlamento ve on üç ayrı hükümet görev yapıyor. Bir başka ifadeyle ülkede yüzü aşkın bakan bulunuyor ve bu bakanların her biri, ticaret ve sağlıktan eğitim ve polis teşkilatlarına kendi görev alanlarında siyaseti yönlendiriyor. Bu iki entite dışında kalan Brcko bölgesi ise, ABD gözetiminde bulunuyor ve özel statü ile yönetiliyor. İki yüz sekiz kilometre karelik Brcko bölgesi, aynı zamanda, ülkenin kuzeyinde bir kuşağı andıran Sırp Cumhuriyeti'nin topraklarını ortadan ikiye ayırıyor. Böylece, Bosna Sırplarının toprak bütünlüğüne sahip olmasının önüne geçiliyor.
Çok başlılığın etkileri
Bosna-Hersek devlet yönetimindeki bu çok başlı yapılanma, hayatın her sahasına sirayet ediyor. Mesela, Saraybosna'da şehir merkezinden iki üç kilometre güney batıya, havalimanına doğru yol aldığınızda, Sırp Cumhuriyeti'nin sınırları başlıyor. Bu bölgedeki mahallelerin yarısı Bosna-Hersek Federasyonu'nun, yarısı Sırp Cumhuriyeti'nin yetki ve idaresi altında kalıyor.
Ülkedeki istihbarat ve güvenlik yapılarını da sayarsanız, Bosna Hersek'te on dokuz ayrı güvenlik ve emniyet teşkilatı görev yapıyor. Ordudan farklı olarak polis, devlet değil, entite ve kanton düzeyinde örgütleniyor. Sabıka kayıtları bir yerde toplanmıyor, polisin ortak bir telsiz frekansı yok. Bunun ne anlama geldiğini bir örnekle izah edelim. Mesela, Saraybosna'da kapkaça uğradıysanız ya da arabanız çalındıysa ve suçun zanlıları entite sınırını geçtiyse, polis devriyesi bir kaç kilometre sonra aracını durdurup "kusura bakmayın, bizim yetkimiz buraya kadar" diyebilir. Çünkü entite sınırını geçen zanlının peşine düşmek için Sırp Cumhuriyeti'ne bağlı Doğu Saraybosna polisinin haberdar edilmesi, izinler alınması gerekiyor. Tabi bunun için öncelikle maaşı 300 Euro civarında olan polislerden birini hırsızı yakalamak için ikna etmeniz şart.
Bosna Hersek'te, "milli" kavramı ülkede yaşayan üç etnik unsur için farklı anlamlar içeriyor. Sırp Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek Federasyonu'nun milli bayramları birbirinden farklı. Okullarda üç kurucu halkın kendi bakış açılarından tarih dersi okutuluyor. Ortak okutulan matematik, fizik ve kimya gibi derslerse devlet müfredatının bir parçası olarak veriliyor. Her iki entitede farklı alfabeler kullanılıyor; ortak devlet televizyonu BHT'nin yanında, FTV ve PTPC isimli iki ayrı entite televizyonu yayın yapıyor. Bosna-Hersek Futbol Takımı maça çıkacağı zaman sadece, Saraybosna'daki televizyon tarafından yayınlanıyor. Sırp Cumhuriyeti'nde ise Sırbistan'ın maçı yayınlanıyor.
Siyasetten eğitime, emniyet teşkilatından medyaya kadar her alana sirayet eden bu iki başlı yapılaşma insanların içine derin bir güvensizlik ve bir korku salıyor. Savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, birçok insanın içinde "saldırganlar bir gün yeniden harekete geçebilir" korkusu var. Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi "Srebrenitsa'da yaşananlar soykırımdır, ancak Sırbistan katliamdan sorumlu tutulamaz" kararını vermişken, Slobodan Milosevic yaptıklarının hesabını vermeden ölmüşken, savaşın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen Ratko Mladic henüz yakalanamamışken ve Radovan Karadzic yeni yakalanmışken, bu korkular pek de yersiz sayılmaz.
Tek sorun Bosnalı Sırplar
Bosna-Hersek'te, Dayton Anlaşması ile kurulan sistemin işlememesinin asıl sebebi Boşnak, Hırvat ve Sırp unsurların geleceğe dair ortak bir hedeflerinin bulunmaması. Boşnak liderler ülkenin AB ve NATO üyeliğini destekliyorlar. Ancak Bosnalı Sırplar, Dayton Anlaşmasıyla elde ettikleri otonomiyi olabildiğince sömürüyorlar. Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik, Bosna-Hersek'in, 1995 yılından itibaren kat ettiği ilerlemeyi son üç-dört yıldır yaptıklarıyla büyük ölçüde tersine çevirdi. Bosna-Hersek'in kurumlarını ciddi şekilde zayıflattı. Ülkenin az sayıda sorunsuz işleyen tüm yapılarını neredeyse durdurdu. Bosnalı Sırpların, ülkeyi bölünmüş, hükümeti işlevsiz ve ayrılma ümitlerini canlı tutan taktikleri, hiçbir alanda iyileştirme yapılamamasına müsaade etmiyor. Aynı şekilde Bosna-Hersek'in, AB ve NATO üyeliği konusunda da hiçbir ilerleme sağlanamıyor.
Zamanında alınamayan tedbirlerin ve yapılamayan iyileştirmelerin ülke ekonomisine yansıması ise, her geçen gün artan işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk. Bosna-Hersek ekonomisi yüzde üçlük bir küçülme yaşadı. Ülkedeki işsizlik oranı da, yüzde yirmi beşleri aşmış durumda. Bu oran gençler arasında yüzde atmışlara kadar ulaşıyor. Yolsuzluk ve bürokratik hantallık, Bosna-Hersek'te en çok şikâyet edilen konular listesinde baş sıralarda yer alıyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün yolsuzluk araştırmasının sonuçlarına göre, Bosna-Hersek, Rusya'nın ardından Avrupa'nın en kötü ülkesi durumunda. Ülkedeki siyasi yolsuzlukların cezasız kalması, sağlıktan eğitime kadar birçok alanda yolsuzluğun yaygınlaşmasına sebep oluyor.
Endüstrisi yok denecek kadar zayıf olan Bosna-Hersek, tarım ve enerji sahasında da çok başlılığa sahip. Tek bir tarım bakanlığı ya da bir enerji bakanlığı bulunmuyor. Ülkenin tarım ve enerji politikası da kanton ve entite düzeyinde belirleniyor. Bu çok başlı durum ekonomi yönetimini ve ekonomik işbirliğini çok güçleştiriyor.
Dayton Anlaşması ve Bosna-Hersek Anayasası'nda yapılacak reformlarla kamu kurumlarındaki tıkanıklığı azaltmak ve siyasi çıkmazı sonlandırmak adına, ülkenin yedi siyasi partisinin lideri EUFOR'un Saraybosna yakınlarındaki Camp Butmir karargâhında bir araya geldi. AB Dönem Başkanlığını yürüten İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı James Steinberg'in girişimiyle başlatılan görüşmelere AB'nin Genişlemeden sorumlu Komisyon üyesi Olli Rehn, Bosna-Hersek Yüksek Temsilci ve AB'nin Özel Temsilcisi Valentin Inzko ve öncülü Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak katıldı. Boşnak liderler, anayasada yapılması istenen reformlara karşı çıkmadılar. Aksine ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması ve merkezi yönetimi güçlendirecek reformları zaruri gördüklerinden bu yöndeki tüm çabaları destekleyen adımlar attılar. Ancak her zaman olduğu gibi, Sırbistan ve Rusya'dan aldığı cesaretle uzlaşmaz bir tavır sergileyen, Bosnalı Sırplar ile uzlaşmak mümkün olmadığından toplantılar neticesiz bir şekilde sonlandırıldı.
Boşnakların çekişmeleri
Her ne kadar Dayton Anlaşması ile kurulan sistem artık güncelliğini tamamen yitirmiş ve Bosnalı Sırplar, devlet yönetimi işlevsizleştirip bölmek için ellerinden geleni yapıyor olsa da, Bosna-Hersek'in içinde bulunduğu durumdan en çok sorumlu olanlar kanaatimce yine ülkenin Boşnak siyasetçileridir. Kadim bir sözdür; "Karşınızdaki sizin müsaade ettiğiniz kadar sizi yönlendirir." Bosna-Hersek'in Boşnak siyasi liderleri, düşmanları yerine birbirleriyle uğraşarak, Dodik'in tek başına ülke siyasetine yön vermesine dolaylı olarak yol vermiş oluyorlar. Mesela, Demokratik Eylem Partisi lideri Sulejman Tihic, Bosna Hersek İçin Partisi lideri ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyesi Haris Silajdzic'in diğer politikacıları eleştirmekten başka herhangi bir yapıcı teklif getirmediğini söylüyor. Aslında, Tihic pek de haksız sayılmaz. 1995'te Dayton görüşmeleri sırasında müzakere heyetinde bulunan ve daha sonra Rahmetli Aliya İzzetbegvic'in kurduğu SDA'dan ayrılarak zaBiH'i kuran Haris Silajdzic, 2006 seçimlerinde en fazla oyu alarak Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyeliğine seçildi. Ancak Silajdzic, halkın beklentilerini boşa çıkardı. Neticeye gidecek somut ve yapıcı adımlar atmak yerine, Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik üzerinden oy kazanma çabasına girişti. Bu sebeple, Silajdzic'in arkasındaki halk desteği hızla azaldı ve partisi zaBiH, son yerel seçimlerde neredeyse hiçbir varlık gösteremedi.
Haris Silajdzic, beklide son ümit olarak, Erdoğan Hükümeti ile hiç olmadığı kadar yakın irtibat halinde bulunuyor. Ancak bu bile, arkasındaki halk desteğini yitiren Silajdzic ve partisi zaBiH'e yetmeyecektir. Bunun en açık örneği, 2010 yılının ilk cuma namazını kılmak üzere, Haris Silajdzic Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Begova Camii'ne geldiğinde yaşandı. Cuma namazını kıldıktan sonra dışarı çıkan Haris Silajdzic'e selam verip, elini sıkan tüm cemaat içerisinde sadece iki kişiydi.
Rahmetli Aliya İzzetbegovic'in kurduğu Demokratik Eylem Partisi-SDA'nın Genel Başkanlığı'nı yürüten Sulejman Tihic'inde çok önemli ve stratejik hataları oldu. Mesela, aylarca süren çekişmeler sonrasında, Güvenlik Bakanı Tarık Sadoviç kendi partisi SDA'nın ısrarları sonucu Temmuz 2008 tarihinde görevden alındı. SDA Genel Başkanı Süleyman Tihic'in resmi bir talebiyle gerçekleşen görevden almanın sebebi oldukça manidardı: ABD'nin baskısıyla kurulan ve Bosna Savaşına iştirak eden mücahitleri sınır dışı etmeyi amaçlayan, "6 Nisan 1992 ile 1 Ocak 2006 tarihleri arasında vatandaşlığa alınan yabancıların dosyalarını inceleme komisyonunun faaliyetlerini engellemek." Tihic'in bu manidar hareketi SDA tabanında rahatsızlığa sebep oldu. Ayrıca, Silajdzic'i eleştiren Sulajman Tihic'in, Dodik'in ayrılıkçı konuşmalarına net bir karşılık vermemesi ve ağır hastalığına rağmen koltuğu bırakmaya yanaşmamsı SDA'nın arkasındaki desteği de gün geçtikçe azaltıyor.
İki Boşnak lider arasındaki çekişme devam ederken, genel başkanlığını Fahrudin Radoncic'in yürüttüğü, Daha İyi Bir Gelecek İçin Birlik Partisi-SBB BiH adında yeni bir Boşnak partisi daha kuruldu. 24 Mayıs 1957 yılında Sancak'ın Roden şehrinde dünyaya gelen Radoncic, Bosna-Hersek'in önde gelen gazetelerinden Dnevni Avaz gazetesinin sahibi. Radoncic'in partisi SBB BiH, Tihic ve Silajdzic muhaliflerinin yeni adresi olacağa benziyor. Bu çok parçalı siyasi yapıdan tek mutlu olan kişi ise Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik.
Davutoğlu müdahil oldu
Sırbistan'ın Bosnalı Sırpları, Hırvatistan'ın ise Bosnalı Hırvatları ülkeyi bir arada tutacak reformları gerçekleştirmek üzere ikna turları başlatması üzerine Boşnak tarafının talebiyle Türkiye'de sürece müdahil oldu. Türkiye adına rahmetli Aliya İzzetbegovic ve Bosna-Hersek'in birçok Boşnak yöneticisiyle geçmişten gelen bir yakınlığı bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Saraybosna, Zagrep, Belgrat ve İstanbul'da gerçekleştirilen toplantılarla tarafları bir araya getirdi. Davutoğlu'nun Balkanlar ve bilhassa Bosna'ya yönelik özel bir ilgisi, Malezya'da öğretim üyesi olarak görev yaptığı ve Kuala Lumpur'a eğitim için Boşnak öğrencileri getirdiği, Bosna Savaşı yıllarına kadar uzanıyor. Davutoğlu, rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in ricasıyla, aynı dönemde Bosna Hersek'in fahri büyükelçiliğini yapmıştı.
Butmir görüşmelerinin başladığı Ekim 2009'da, Saraybosna'yı ziyaret etti. Davutoğlu, Boşnak liderler tarafından sıcak bir şekilde karşılandı. Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko'nun da aralarında yer aldığı diğer devlet adamları ve siyasilerle temaslarda bulundu. Davutoğlu, AB ve NATO üyeliği yolunda Bosna-Hersek'e önemli bir destek verdi. Ayrıca, AB üyeliğine ilişkin reformlara ve ülkenin mevcut anayasasının revize edilmesine duyulan ihtiyaç hakkında ümit verici açıklamalarda bulundu. Türkiye Dışişleri'nin bu duruşu, Bosna-Hersek kamuoyunda güçlü bir destek olarak algılandı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, neredeyse her gün, Bosna-Hersek gazetelerin ilk sayfasında yer alması, ülkedeki tüm siyasi yorumcular ve halk tarafından yılın siyaset adamı olarak seçilmesi bu algının en somut ifadesiydi.
Bununla birlikte Aralık ayı ortasında, Demokratik Eylem Partisi'nden Sulejman Tihic, Bosna-Hersek İçin Partisi'nden Haris Silajdzic ve Sosyal Demokrat Parti'den Zlatko Lagumdzija, Şeb-i Aruz törenlerine katılmak üzere, Konya'da yapılacak gayrı resmi bir toplantıya davet edildiler. Bosna-Hersek Halk Meclisi Sırp Cumhuriyeti temsilcisi Dusanda Majkic'in, "yeni bir İslam devleti kurma girişimi" olarak nitelendirdiği bu toplantı için, Bosna-Hersek'teki tüm partilere, taraf toplumlara ve devlet temsilcilerine davetiye gönderilmişti. Davetliler arasında, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin Boşnak, Hırvat ve Sırp üyelerinin yanı sıra, etnik bir Sırp olan Başbakan Nikola Spiric de yer alıyordu. Ancak toplantı gerçekleşmedi. Çünkü sadece Haris Silajdzic törene katılacağını açıkladı. Tihic ve Lagumdzija ise, törene katılmayacaklarını bildirdiler. Tihic ve Lagumdzija'nın, Konya'daki Şeb-i Aruz törenine katılmamalarının; Haris Silajdzic'in AK Parti Hükümeti'ne yakın olması ve Bosna-Hersek'teki tüm taraflara davetiye gönderilmesinden kaynaklandığı düşünülüyor.
Şeb-i Aruz törenlerinden birkaç hafta sonra Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik, tahrik edici söylemlerine bir yenisini daha ekledi. Uzun vadede yönettiği Sırp Cumhuriyeti'ni Bosna-Hersek'ten koparıp, Sırbistan topraklarına dâhil etmeyi hedefleyen Dodik, aldığı referandum kararı ile bu yöndeki ilk adımı attı. Zaten Dodik, "Bosna Hersek devletinin geleceği olmadığını belirterek, kendi mini devleti için referandumun kaçınılmaz olduğunu" birçok kez açık açık söylemişti. Dodik'in bu sözlerine ilk tepki kısa süre önce devlet başkanlığı seçimine giden Hırvatistan'dan geldi. Görevini 18 Şubatta Ivo Josipovic'e devredecek olan Hırvatistan Devlet Başkanı Stipe Mesic, yaptığı açıklamada; "Sırp Cumhuriyeti lideri Milorad Dodik'in referandum ile Sırbistan'a eklenmek istediği takdirde, Hırvatistan'ın ordusu buna karşı askeri müdahalede bulunacaktır" dedi. İşin garip tarafı şu ki, Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik'in bu sözlerine, başta Bosna-Hersek'in Boşnak siyasetçileri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı'ndan, hiçbir cevap gelmedi.
Netice itibariyle
Netice itibariyle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bosna-Hersek genel seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, Bosnalı Sırpların milliyetçi söylemleri daha da sertleşecektir. Bu sebeple, Bosna-Hersek'teki devlet düzeni yeniden şekillendirilirken seçim kaygısıyla didişme zamanı değil, milli menfaatler etrafında birleşme zamanıdır. Aksi bir yaklaşımda, 1992-195 yılları arasında yaşanan soykırıma rağmen, mazlum ve mağdur Boşnakları cezalandıran Dayton'dan daha geri bir durumla karşı karşıya kalınabilir.
Ayrıca Dodik liderliğindeki Bosnalı Sırpların, tehditkâr ve her süreci sabote eden tavrı devam ettikçe hem Türkiye'nin yürüttüğü yoğun diplomasinin hem de AB ve ABD'nin başlattığı girişimin başarı şansı bulunmuyor. Görev süresi 2013'e kadar uzatılan Bosna-Hersek Yüksek Temsilci Valentin Inzko'nun "Sırplar, Dayton Anlaşması'nı ihlal ediyor" çıkışı da bu durumu doğrulamaktadır. Jim Carrey'nin Maske [The Mask] filmindeki "Biri beni durdursun" [Somebody stops me!] çığlığını hatırlıyor musunuz? Sanırım, gelinen noktada, Bosna-Hersek'in varlığını devam ettirebilmesi için öncelikle Boşnak siyasetçilerin ve sonrasında Türk hariciyesinin güçlü bir şekilde, benzer bir çığlık atması gerekiyor: "Biri bu Sırpları durdursun! Eğer durdurmazsanız, biz gereğini yaparız." Aksi takdirde, 1992-1995 Bosna Savaşı'nda olduğu gibi, Boşnak Müslümanların "imdat" çığlıklarını duymamız hiç de uzak bir ihtimal değil.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




