28 Mayıs günü Birecik'teydik. Birecik Kaymakamlığı, GAP Kültür Müdürlüğü ve Türkiye Yazarlar Birliği Urfa Şubesi'nin ortaklaşa düzenledikleri ilk Birecik Şiir Akşamları'nın davetlisiydik. Programa katılmak için Bursa'dan TYB Şube Sekreteri şair Yunus Emre Altuntaş ile 27 Mayıs günü geç saatlerde yola koyulduk. Uçağımız saat 06.00'da hareket edecekti. Bunun için seri bir gece yolculuğu yapmamız gerekecekti. Saatlerin hâlâ 'ay vakti'nde gezindiği demlerde, sabahın dördünde bizi İstanbul'da değerli şair, iyilikler ustası Şeref Akbaba karşıladı. Birlikte, önce Antep'e ulaşacaktık. Öyle oldu... Antep'te bizi Birecik Kaymakamlığı Proje Ofisi'nden İbrahim Bayraktar bekliyordu. İbrahim Bayraktar ile birlikte programın diğer Yürütme Kurulu üyeleri olan GAP Kültür Birliği Danışmanı Fahri Tuna ve TYB Şanlıurfa Şubesi Başkanı Cuma Ağaç iki gün boyunca bize rehberlik edeceklerdi.
Antep havaalanında, İstanbul'dan gelen diğer misafirlerle (Şaire Sennur Sezer, eşi öykücü Adnan Özyalçıner, sunucu Cihat Zafer, gazeteci Ülkü Özel Akagündüz) buluşup karayoluyla Birecik'e geçtik.
Birecik, verimli geçecek iki gün için bizi bekliyordu. Bu tarz seyahatlerin özelliğidir, içinde bulunduğunuz belde, sizin, kendisine has değerlerini keşfetmenizi beklemektedir. "Fırat'ın İncisi" olarak nam salan bu tarihî şehir de aynı halet-i ruhiye ile sabahın erken saatlerinde bizi diri bir çehreyle karşılamaktaydı.
Daha şehrin iki yakasını bir araya getiren meşhur köprüye adım atmadan sunulan kahvaltı, günün bereketi üzerine deliller sunuyordu. Biraz sonra, az ötedeki köprü geçilecek, şehir, bütün canlılığıyla yaşanmaya başlanacaktı.
Şimdi şehri geziyoruz. Sırasıyla Urfa Kapı, Meydan Kapı, Mahmut Paşa Külliyesi, Tekke Camii... Şehri geziyoruz. Benim şehir gezmelerim mekân ziyaretiyle sınırlı olmaz, olmamıştır. Şehri gezmek, bunlarla birlikte, şehrin insanlarıyla da hemhâl olmaktır. Urfa Kapısı'nın altını, hatta içini kendisine mekân tutan ciğerciyle giriştiğim muhabbet ve onun iç iklimine yaptığım seyahat, ardından biraz ötedeki manav Biber Efendi'yle tutuştuğum sohbet, böylesi hallerdendir. Biber Efendi, "Beni bu isimle herkes tanır. Kime sorsan bilir." diyordu. Birecik şehri gibi, Birecikli Biber Efendi de kendisini misafirin gönlüne emanet ediyordu.
Cuma saatinden önce mimar Akif Gürkan ve ekibi tarafından restore edilen bir Birecik konağında konaklıyoruz. Şehre ait mimarî renklerin özünü burada fark ediyoruz. Akif Gürkan anlatıyor, biz dinliyoruz, anlıyoruz, soruyoruz. Akif Bey sadece mimarîden bahsetmiyor, bir bütün olarak medeniyetin her bir halinden dem vuruyor. "Bizde her yemek kendi kabında yenir. Şiir şölenlerini doğru restore edilmiş mekânlarda yapmalıdır." Onun ellerine teslim olmuş tarihi konak gibi, biz de yenileniyoruz, yeğnileşiyoruz sohbet sırasında...
Cuma'yı Fırat kenarındaki Ulu Camii'de ikame ediyoruz. Camiin harimi 30 fil ayak üzerine inşa edilmiş. Namaz öncesi ve sonrası bol bol fotoğraf çekiyorum. Önümüzdeki aylarda, geniş bir yazıya konu edineceğim Birecik Ulu Camii'ni. Bu yüzden, hiçbir ayrıntıyı ihmal etmemeliyim.
Hutbede İmam Efendi Fetih ayetlerini okuyor. Yarın İstanbul'un fetih yıldönümü. Birecik'te İstanbul'un fethini hissetmek müthiş hadise.
Cuma sonrasında önce kelaynakların iskân mekânına gidiyoruz. Fırat boyunda, yüksek bir "yar"ın kayalıklarına tutunmuş olan bu kuşlar, kim bilir daha ne kadar katlanacak bizlere. Alınmış bir takım tedbirlerden bahsediliyor ama bir türlü sinmiyor içime. Kelaynakları benim gibi kederli bir gözle süzen oldu mu acaba? Birecik Barajı ve sonra Zeugma bölgesi. Bu ikisini görmek, elbette bir takım fikirler verdi bizlere. Özellikle ikincisinden herhangi bir şey göremeden dönmek, dokundu yüreğime...
Akşam oluyor. Şiir şöleni saati geliyor. Fırat kenarında hazırlanan sahnede rol alacağız. Fakat hayır, yağmur izin vermeyecek buna.
Şölenden önce Kaymakamlık binasında imza günü var. Davetli şairler kitaplarını imzalayacak. Büyük bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Bireciklilerin kitapla olan aşk meşk ilişkisini daha önceden hissetmem mümkün değil. Her ne kadar şehrin hemen her bir bölgesine kitapla ve okumakla ilgili afişler, dövizler asılsa da, görmek, yaşamak apayrı bir şey. İşte gençleri kitaba hücum eder bir vaziyette karşımıza çıkaran birkaç etkinlik adı: "Bir Kitapla Değişir Herşey", "Birecik Kitap Okuyor"... Bakın şu ilana, Çarşı Camii'nin giriş kapısına asılmış: "Cami 'okuma saati' uygulaması sebebiyle camimizde ikindi namazından sonra kitap okunmaktadır." Bütün bu hamleler ile Birecik okullarına 100 bin, Halk Kütüphanesi'ne ise 10 bin kitap kazandırılmış... Öğrencilerin, kitapseverlerin evine giren kitap ne kadar, Allah bilir...
İmza töreninden sonra şiire geçiyoruz. Fırat kenarı yerine bir ilköğretim okulunun salonunda oluyor şölen. Abdurrahim Karakoç'un şiiriyle açılıyor program. Bir ara Yavuz Bülent Bakiler ve Zeynep Arkan'dan da şiirler sunulacak. Bunlar, davetli olup da sağlık sebebiyle katılamayanlar... Peki, şiirlerini kendi sesiyle takdim eden şairleri sıralayalım şimdi de: Abdüsselam Esen, Ahmet Kaya, Ali Başhan, Atilla Yaşrin, Bülent Sönmez, Cevat Akkanat, Cuma Ağaç, Eyüp Azlal, Hacı Erdi Kılıç, Hicabi Kırlangıç, İbrahim Halil Erdeniz, Kenan Sarıalioğlu, Mehmet Sarmış, Meral Uludağ, Musab Kırca, Müştehir Karakaya, Sennur Sezer, Şeref Akbaba, Veysi Atıcı, Yunus Emre Altuntaş...
Birecik seyahatimizin ikinci günü de hayli renkli ve verimli geçiyor. Sabah saatlerinde mucizevî bir projeyle gözlerimiz açılıyor. Bu, okuma projeleri gibi, yine Birecik Kaymakamlığı tarafından yürütülen bir çalışma: "2.5 Milyon Fidan Projesi"... Bizzat Kaymakam Ozan Balcı tarafından bizlere takdim edilen bu proje, Fırat boyunca uzanan geniş tarım arazisinde gerçekleştiriliyor. 2.5 milyon fidan arasında Antep fıstığı, badem, üzüm, zeytin, erik, kayısı, nar, ceviz, incir, Trabzon hurması, çam başı çekiyor. Bu fidanların bulunduğu tarlaları tek tek geziyor, Kaymakam Ozan Balcı'nın açıklamalarını dinliyor, notlarımızı alıyoruz. Balcı ve ekibinin gayretleri, bölge halkının hem bugününü hem de geleceğini aydınlatıyor...
Sırada Halfeti gezisi var. Sular altında kalmış bu tarihî vadide yaptığımız tekne turu sırasında Halfeti'nin yanı sıra, Rumkale'yi, Savaşan Köyü'nü keşfetmeye çalışıyoruz. Ne kadar başarılıyız, bilmem...
Öğle sonrası tekrar Birecik'teyiz. Yolculuk öncesi, Fırat kenarında yemek... Yemek sonrasında Sennur Sezer ile geliştirici bir tartışma. Yunus Emre Altuntaş ve Musab Kırca'ya ben de iştirak ediyorum. Şiirle ilgili kimi problemleri gündeme alıyoruz. Ulaştığımız sonuçlar, edindiğimiz izlenimler bizim için önemli...
Geri dönüş yolculuğumuz da gece saatlerinde olacak. Fakat biz Birecik'ten erken ayrılıyoruz. Zira, bizi Antep'e davet eden iki kardeşimiz var. Birisi, iki gün boyunca bize yol arkadaşlığı yapan Yavuz Ulutürk, diğeri, usta deneme yazarı Reşit Güngör Kalkan. Yavuz bizi evinde misafir ediyor. Reşit Güngör ile yıllarca telefon görüşmesinden sonra, ilk kez yüz yüze geliyoruz. Her ikisine de müteşekkiriz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



