Birçokları gibi, benim de korkum odur ki, açılım diye başlatılan bu süreç bir ayrışmaya doğru yol almaya başlamıştır.
DTP'nin kapatılmasından sonra yeni gelişen süreçte DTP'li siyasetçilerin tavırları, meselenin çözümünü istemediklerini ve kalıcı hale getirmek istediklerini düşündürmektedir.
Diyarbakır Belediye Başkanı'nın birkaç gün önce yapmış olduğu son derece seviyesiz ve tahrik kokan konuşması, bu zaviyeden değerlendirilmelidir. Olmayan dini kültürüyle, küfrüne ayetle delil getirmeye çalışması da, ayrıca ibretlik bir konudur.
Siyasetin amacı konuşmak ve orta noktayı bulmaktır. Herkes farklı hedefler ve düşünceler içerisinde olabilir. Ama başından beri gerek hükümet ve gerekse meclis içi muhalefet sürekli gerginlik ve kavgaya dayanan bir üslubu benimsemişler, aklı selimin tüm uyarılarına rağmen, bu kavgacı üslubu ısrarla sürdürerek, bugünkü kaos ortamını hep birlikte hazırlamışlardır.
Hükümetin ne adım atacağı, nasıl hareket edeceği, neyi yapacağı baştan beri anlaşılamamıştır. Bu konuda iyi niyetli uyarılara da kulak verilmemiştir.
Başta Güneydoğu ve Doğu halkı olmak üzere bütün Türkiye'de bu konudan muzdarip olan geniş kitleler, çok yüksek beklentiler ya da tepkiler içerisine sokulmuştur.
DTP'liler ise, bu meseleyi sadece ve sadece İmralı'da bulunan bir şahsın emir ve taleplerine indirgeyerek çok büyük bir yanlışın içerisine girmişlerdir.
Saadet Partisi'nin aylar önce, başta hükümet ve siyasi çevreler olmak üzere tüm milletimizle paylaşmış olduğu " barış ve kardeşlik için gönüllü birliktelik projesi" kapsamında dile getirdiği hususlara da fazla dikkat edilmemiştir.
Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş' un bu meselenin çözümü için mutlaka gereklidir dediği "iyi niyet, feraset ve kararlılık" unsurları, gerek iktidar ve gerekse muhalefet tarafından ısrarla göz ardı edilmiştir.
Kavga etmeyin, konuşmayı deneyin yolundaki ikazlar da, dikkate alınmamıştır.
Şimdi gelinen noktada, bir diyalog sürecinin yeniden oluşturması mecburiyeti vardır. Ortadan kalkan diyalog sürecinin Türkiye siyaseti bakımından açılması zaruridir.
Bu süreçte meselenin tek muhatabı olarak DTP ve onun arkasında bulunan PKK'ymış gibi davranan hükümet, bu yanlıştan acilen dönmelidir.
Akıldan çıkarılmamalıdır ki, doğu ve güneydoğudaki halkın tek temsilcisi DTP ve PKK değildir.
Mesela bugüne kadar yapılan seçimlerde, anılan bölge illerinde DTP ve PKK çizgisindeki siyasi partilerin almış olduğu en yüksek oy ortalaması yüzde 23-24 civarıdır. Bu bölgedeki halkın yüzde 75'den fazlası bu çizgiye oy vermemektedir.
Bu yüzden top yekün doğu ve güneydoğu halkı ve onun gerçek temsilcileri muhatap alınmalıdır.
DTP çizgisinde siyaset yapan ve İmralı'dan emir aldıklarını artık saklamayan kişilere de, şu hatırlatmanın yapılma zamanı gelmiştir.
İmralı'daki tutuklu bulunan kişinin penceresinin 10 santim genişletilmesi ya da odasının 15' den 17 metre kareye çıkarılması mı önemlidir?
Yoksa Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan 15 milyon yurttaşımızın hak ve özgürlüklerini en iyi bir şekilde temin etmek mi daha önemlidir?
DTP'lilerin meseleye öncelikle böyle bakmaları gerekir. İmralı' daki şahsın değil, halkın temsilcisi olmaları gerektiğini artık hatırlamalıdırlar.
Keza, bölge insanı da, değerlendirmesini bu açıdan yapmalıdır. Çünkü bir kişinin menfaati ve kaprisleri uğruna, feda edilen milyonlarca bölge insanının, çocukların, gençlerin geleceğidir.
Yazımı Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş'un bir cümlesi ile bağlamak istiyorum:
"Bizim Edirne'miz, bizim Van'ımız, bizim Hakkari'miz, bizim Diyarbakır'ımız, bizim İstanbul'umuz kardeştir, birdir, bütündür. Aramızdaki farklılıklar çok güzel bir çiçek bahçesindeki farklı çiçeklerin bir araya getirdiği renk cümbüşünü hatırlatır. Bu çiçeklerin bir araya getirdiği o muhteşem kokuyu hatırlatır. Bizim coğrafyamız bu anlamda bir cennet bahçesi gibidir. Burayı cehenneme çevirmeye çalışanlara da bu millet asla müsaade etmeyecektir."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




