'Bir yastıkta kocamak' retoriği muteber görülmüyor artık. Kimsenin kalbi mutluluktan yarılmıyor böyle bir şeyi dillendirirken.
Daha akıl almaz, daha hızlı ve daha yok edici düşünceler hâkim zihinlere.
'Bir yastıkta kocamak' epeydir geçer akçe hükmünde değil.
Birden bire değil elbette, adım adım gelindi bu noktaya.
Şehirlerin büyümesi ve kentlerin birer endüstriyel hapishane olmaya başlamasıyla hızlandı.
Malum diziler ve topyekûn medya iyice zıvanadan çıkardı bu süreci.
Artık herkes, 'sırf kendine ait' bir yastığı olsun istiyor en başta. 'Bir yastığım olsun, küçük olsun, bir süreliğine olsun ama benim olsun' diyor. Ne kadar olabilirse; kaç gün, kaç ay, kaç yıl.
'Kocamak' hesabı zinhar yok bu işin içinde.
'Bir ömür olmayacağı el de bir' diyerek, 'keyfimizin çektiği saatte biter' kabulüyle giriyorlar nikâh dairelerine gençler.
Bir ömür diye düşünen, heveslenen, umudunu ve rüyalarını mezara kadar taşımayı aklına koyanlar yok denecek kadar az.
Fizik ötesinin, mahşerin, sonsuz zamanların kutlu inancıyla elleri birbirine dokunan anne babalarla, çocuklarının zihin dünyaları yıldızlar kadar uzak birbirine.
Geleceğin cennet meyvelerinin sahibi olmak için yola çıkanların tekmili birden, aynı günah çığlığının esiri şimdi. Atasının yolunu yol bilip, sefer eyleyen kalmadı neredeyse.
Elbette vardır. Vardır da, nerededir o müşfik, meleksi, fedakar insanlar.
Her şey, git gide daha katı ve sert bir hal alıyor. Katı, sert, estetikten ve duygudan yoksun.
Her şey 'TOKİ evleri kıvamında' şekilleniyor uzun zamandır.
Geçmişe ve geleceğe sağır. Günü yorumlayışı ise kaba ve primitif.
Taze evliler
Yeni evlenenleri görüyorum.
Gencecik kızlar, erkekler. 'Bunlar artık bir yastığa baş koymaya başlayacak ha!' sayhası fırlıyor dudaklarımdan.
'Bunlar artık birbirlerinin gözlerine baka baka yaşlanacaklar öyle mi?'
Oysa, yüzyıllarca böyle yaşandı evlilikler bu topraklarda. Bu inançla ayakta durdular. Bu imanla iri ve diri kaldılar.
Bu düşünceyle yaşar, cezbeye gelirlerdi kızlar, delikanlılar.
Evlenenler bir yastığa baş koyar, bir yastıkta kocar, iki iken, zamanla bir olup giderlerdi.
Bir zamanlar öyleydi..
Çok şey değişti o zamandan, günümüze.
Çocukların yabancıları 'potansiyel sapık', gençlerin yaşlıları 'moruk' bellemediği zamanlardı o günler.
Her semtin, köyün korunan, kollanan bereket vesilesi kadrolu delisi vardı.
O günlerde, her sokakta mutlaka bir kaç ağaç olurdu.
Semt parkları şimdiki kadar yaygın değildi ama her eve kuş sesini ulaştıracak ağaçlar mahallenin sağında solunda bulduğu boşluklardan gösterirdi perçemini.
Çok şey değişti.
Deliler kayboldu.
Ağaçlar, bahçeler, çiçek tarhları bir bir silindi mahallelerden.
Nineler ve dedeler çekildi 'iki artı bir' evlerden.
Huzurda, neşede azaldı yeni hanelerden ama 'huzur evleri', 'akıl hastaneleri' hep arttı.
Pamuk ellerin ve nurlu yüzlerin uzağında büyüyen yeni nesiller yetişti.
Bu günlere geldik. 'Bir yastığım olsun, küçük olsun, bir süreliğine olsun ama benim olsun' günlerine.
Ayrılığın, yalnızlığın ve cinnetin kol gezdiği günlere.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




