"Acaba ne zaman hissedeceğim, artık genç olmadığımı. Hatıralar dün gibi duru.
Kalbim çocuk.
Gönlüm genç.
İyi de şu yüzümdeki kırışıklar kimin.
Aynalara bakmasam, farkında olamayacağım.
Bazen bir otomobil camında izlediğim şu düşük omuzlar benim mi?
Ya da artık söz geçiremediğim, yavaşlayan dizler.
Mağaza vitrinlerinde bana bakan yorgun yüz, mutlaka bir başkası.
72 yıl sabahla akşam kadardı.
77 yaş gözümü kapayıp, açtığım andı".
Bir yemiş tabağı kadar renkli o yıllara, sabahla akşam kadardı, demekte kentin yaşlısı; tuttuğu günlükte.
Köyde de yaşlılık, benzerdi.
Kentten farklı nüanslarda da olsa, rüya kadar kısa idi.
Yokluk yılları.
Kıtlık günleri.
Desti yanında bakır bir bardağın hazine kadar kıymetli olduğu o devirlerde.
Bir teneke buğdaya, bir avuç halka şekerin alındığı.
Hamileliği, lohusalığı hiç bilmeyen büyüklerin yanında.
Gelin gelinen gün bile, damların kerpiçle sıvandığı.
"Makineler bugün olmuş, gelin" diye baş sallayan bir nenenin bakıp da tanıyamadığı zaman.
Öğlene kadar uykuların ayıp sayıldığı.
Gelinler uyumaz, yemez, içmez, acıkmaz, susamaz bir robot.
Gelinler kocalarını da sevmez.
Üç ay beş ay, kocasından ayrı, büyüklerin yanında kalıp hizmet edecektir.
Ev işlerine, tarla işlerine yardım edecektir.
Uzak bir şehirde kalan genç kocası ile mektuplaşmayı da unutacaktır.
Postacı niye gelip gider, büyükler hesap soracaktır.
Yeni üst baş giymeyecek, başını tarayacak zamanı bulamayacaktır.
Günün tek medyası "çerçi" geldiğinde.
Sağına soluna bakıp, kaynanası ortalarda yoksa bir "havayı" arpaya, başına bir tarak alacaktır.
Mandalar sağılacak, kazlar otlatılacak, mezarlık yolu süpürülecektir.
Sağma makinelerinin olmadığı o zamanda eller uyuşacaktır.
Sütün başında oturulup ateş, canlı tutulacak.
Çıra alevinde büyüyen gölgelerde, her tıkırtı; bir hayaleti getirecektir akla.
Büyükannenin öldüğü yatak karşıda dururken.
Yıkandığı avludan inip çıkmak yürek isteyecektir.
Hiç görülmemiştir gidenin döndüğü ama her tıkırtısında rüzgârın, sıçrayıp arda bakılıp aranacaktır giden.
Şimdi bir gün gibi geçmiş ömrünün sırlarını taşıyan duvarları tutarak yürümekte nene.
Artık ne eyvanda peynir mayalayacak güç vardır ellerinde.
Ne yayıkta ayran yayacak kuvvet vardır bileklerinde.
Şu viran ev de olmasa.
Hangi düşte yaşamıştır kendisi bile çözememektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



