İstanbul'a iki şehir daha geliyormuş.
Masalın acıklı haberi idi bu.
Kim bilir kaç ağaç kurban verilecek.
Kaç milyon küp oksijen kaybolacak.
Kaç bülbülün sonu gelecek.
Bütün o zengin orman florası, haritanın pastoral ahengi hepsi yitip gidecek.
El değmemiş vadiler, tepeler, yerle bir edilecek.
Yeni inşaatlarda çalışmak üzere, yatağını sırtlayan şehre koşacak, göç artacak, nüfus yoğunlaşacak.
Oysa her şehre yatırım götürülüp, İstanbul'un yükü azaltılacağına, hatta tersine göç teşvik edileceğine.
Oysa benim bugünkü yazım tam da İstanbul'a yeni yeşil alanlar, ormanlar, nefes alma yerleri nasıl açılır, onun üzerine idi.
Onca ilçe belediyesi var; asfalt, atık su, inşaatla sınırlamışlar hizmet demetini.
Otuz beş ilçe belediyesinin güzel çevre düzenlemesi için yarıştıklarını duymadım.
İlçe girişinde yapay kayalıklardan akan; bitkilerle, çiçeklerle süslü alanda nefes kesen bir şelale görmedim.
Eminim itiraz edeceklerdir, "a bizde var bir tane".
Hayır, yetmez, ilçenizde bir düzineyi geçmeli idi.
Bakın o zaman yapay arklar, göletler, süs havuzları yanından geçenlerde şiddet düşüncesi kalır mıydı?
Eşini çöp konteynırı yanında kurşuna dizen adam, eminim böyle bir şelale yanında belki de yaşam yoldaşına aşk şiirleri okuyacaktı.
İçine doğal taşlar yerleştirilmiş, yanında çiçek açmış bitkilerle renklendirilmiş, yapay bir çay yanında ruhi sıkıntıları olanlar, terapi alacaklardı.
Ancak zengin site sahiplerinin faydalandığı bu öğelerden kent sakinleri neden mahrum kalsın.
Osmanlı'dan kalma park ve korular da olmasa, İstanbul nefes alamayacak.
Ki o tarihi koruların çoğunu da inşaata peşkeş çeken, cahil siyasi görüşler.
Halk sevse de İstanbul peyzajına en büyük ihaneti eden Menderes.
Onun döneminde, İstanbul'un ahşap silueti yok olup gitti.
Meydanlara ve caddelere yol açmak için türbeler, mescitler, medreseler acımasızca katledildi.
Etrafındaki dalkavuklar; şehir planından, estetik ve mimariden habersiz Menderes'in hızla betonlaşarak modernleşme rüyasının gerçekleşeceği yanlışlığını açıklamadıkları için, bir medeniyet katliamına düşürdüler Onu.
Allah aşkına söyleyin hangi belediye, halk için şık yeşil alanlar açmakta.
Emirgan ya da Fethi Paşa, Beykoz korusu, Belgrat ormanları da olmasa; insanlara bimarhanelerde yer kalmayacak.
2. Mahmut'un Kavacık'ta ki; asırlık ağaçlı, mermer çeşmeli, havuzlu devasa parkını bile sahipsiz bıraktılar, gözümüzün önünde parası olan ahlaksızca villasını dikti.
Kırk kere yazdım, kimseden ses yok.
Haramiler tarihimizi, mazimizi, ağaçlarımızı, geleceğimizi talan etmekte.
Biz başka İstanbul oluşturma masalı ile avunmaktayız.
Hüzünle bir peyzaj mimarı arayıp, hesap sormak istiyorum.
Birkaç dönümlük arazide çiçek satışı ve bahçe mimarisi yapan yeni mezun Serkan Yarar'a, mezuniyet tezi olarak niçin bu belediyelere alternatifler sunmadıklarını sorguluyorum.
Serkan, tasarımlarını gösteriyor.
Nefis çizimler, maketler.
Hayranlıkla izliyorum.
Biz şehir sakinleri ne kadar ahşabın dinlendiriciliğine hasret kalmışız bir kez daha anlıyorum.
Serkan'ın şelale ve göletlerini hayal ediyorum her köşe başında ya da kent meydanlarında.
Yaşlıların çiçeklerle bezeli ahşap bir kameriye ya da iskele de oturup kayalıklardan süzülen şelaleyi izlemesini düşlüyorum.
Ya da depresyon hastası bir kadının renkli taşlarla süslü bir dere boyunca yürüyüş yaptığını.
O çağıldayarak akan suyun sesi ile şifa bulduğunu.
Tek akıl hastanemizde bile suyla ilgili bir bahçe çeşmesi, şelalesi ya da minik deresi gösterebilir misiniz?
İstanbul masalını yeniden mi yazmak istiyorsunuz.
Lütfen hazinelerden değerli ağaçların bir tekine bile zarar vermeden kurun bu masalı.
Avrupa şehirleri üzerinde alçalan uçakların çektiği yemyeşil ormanlar, hiç aklınızdan çıkmayarak.
Ha bir de Osmanlı çeşmelerini, her sokak başına inşa ederek su sesinin vokal tuttuğu bir masal tasarlayabilirsiniz belki.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



