Yıllar var ki kar manzaralarına hasret kalmıştık. Masal dekoru ile her yanın bembeyaz aydınlığı, her birimizi heyecanlandırdı.
Çocuksu sevinçlerle, pencere önlerinden ayrılamaz olduk.
Çaylarımızı yağan karlara karşı yudumlamak, geceleyin de süren bu büyülü atmosferden uzak kalmamak için kapılarda kaldık.
Balkonları mesken tuttuk.
Ama hep içeri kaçtık.
Sıcak bir şeyler aradık.
Kat kat giysilerle soğuğa karşı önlemler aldık.
Bütün bu kar keyfi yanında içimiz yine de hüzünlü idi.
Yoksullar nasıl karşı duracaktı, bu acımasız soğuklara.
Güçsüzler, karların kapıları kestiği evlerinde ne yapıyorlardı.
Ne yiyip, ne içiyorlardı.
Gazeteler belediyenin iyi sınav verdiğini, evsizlerin toplanıp sıcak tesislere alınıp karınlarının doyurulduğunu yazdı.
Sokaktakiler toplandı da.
Evlerinde kimselerin haberdar olmadığı garipler, asıl sıkıntıda.
Yakacağının olmadığı.
Küflenen yiyeceğini ayırmaya çalıştığı.
Böyle bir garibin ölüsünü bulmuştuk.
Mahalleli onu biliyor ama çok onurlu olduğu için kimseden bir şey istemiyordu.
Karısı, çocukları terk etmişti.
Uğrayanı, hatırını soranı görülmemişti.
Maaşı da yoktu.
Günlerce haber alınamayınca, mahalleli o çöplükten beter evine girmişti.
Yatağında boynunu bükmüş, uyur gibi ölmüştü.
Tıpkı küçük bir kedi yavrusu ya da serçe kuş gibi.
Allah'tan mevsim kış değildi.
Bahardı.
Daha çok üzülecektim, soğuktan öldü diye.
Belli ki kalp krizinden uykuda gitmişti.
Ama ısınmak için üst üste koyduğu ceketleri, kazakları, battaniyeleri içimi yakmıştı.
Odasından çıkarken ölünün yanı başındaki mini mutfağa takılmıştı gözüm.
Birinin aylar önce verdiği küflenmiş zeytin ve haftayı geçmiş yarım ekmek.
Şu yağan karda onun gibi nice insanı düşündüm.
Haberimizin olmadığı, kendilerini bildirmekten ar edenlerin yaşadığı bu şehirde kar manzarası seyretmek, bir suçlu gibi utandırmakta beni.
Muhtarların bu gibi gariplerin tesbitini yapıp, gereken yardımların ulaştırılması çalışmasında bulunup bulunmadıklarını öğrenmek için güç bela yola çıktım.
Muhtarlığa uğradım.
Böyle bir çalışmanın olup olmadığını sorduğumda, adam o kadar lakayt davrandı ki. Üzüldüm.
Kendi çıkarından başka şey düşünmeyen muhtar, sanki galaksileri keşfedin demişim ki "nereden ulaşalım" diye öyle bir sitem etti ki.
Sanki görevi sadece kâğıtlara bir mühür vurmak.
Yine de vicdanlı vatandaş gereğini yapmakta.
Beyhan abla, kırk yıl önce gelin geldiği mahallesinin geleneklerini sürdürmekte, kedilerin köpeklerin yiyeceklerini hiç aksatmamakta.
Emekli tarih öğretmeni Semih Bey de serçelerin yemlerini ihmal etmemekte.
Yakın çevrede kim yalnız ve kimsesiz, yoksul; onlar için de ellerinden geleni yapan merhametli insanlar var çevremde.
Ama metropollerin daha karmaşık labirentlerinde şefkatten yana kimler kayıptır.
Orası işte meçhul.
Yolların kapandığı Anadolu' nun ücra yerlerinde iyice zorlaşan yoksulların işi.
Kar, güzel manzaralar yanında, acı tablolar da sunmakta.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



