Moğollar grubunun yıllar önce zevkle dinlediğim bir şarkısı vardı 'Bir şey yapmalı'. Sözleri hayli manidar olan bu şarkı insanları harekete geçmeye çağırıyordu. Kime ve neye karşı!..
İstanbul'un Fethi'nde öne çıkan iki önemli paşa vardır. Çandarlı Paşa ve Zağnos Paşa. Zağnos Paşa aslen Rum asıllıdır, devşirmedir. Çandarlı Halil Paşa ise Osmanlı'ya çok önemli hizmetlerde bulunun Çandarlı ailesine mensuptur. Sultan Mehmet İstanbul'u feth ederken büyük badireler atlatır. Kuşatma uzadıkça askerler arasında homurdanma artar.
Sultan Mehmet derin düşüncelere dalar. 'Ne yapmalı' diye düşündüğü sırada birçok kişi kuşatmanın kaldırılarak ve Bizansla (Doğu Roma) anlaşma yapılmasını önerir. Bu kişilerden biri de Çandarlı Halil Paşadır. Zağnos Paşa bu önerilere karşı çıkarak kuşatmanın devamını Bizans'ın ne pahasına olursa olsun fethini savunur. Akşemsettin'in de telkinleriyle Sultan Mehmet İstanbul'u fetheder ve Fatih ünvanını alır. Çağ açıp Çağ kapatır.
Bugün kahir ekseriyetin yaptığı gibi sığ bir zeminden hareketle bir düşünelim isterseniz. Çandarlı Paşa'nın teklifini Zağnos Paşa yapsaydı, ne Rumluğu kalırdı ne 'Dönmeliği'. Ne vatana ihaneti kalırdı ne de hainliği. Oysa İstanbul'un Fethi sırasında Fatih'in ordusunda Rum, Macar, İtalyan, Alman, Slav askerler vardı. Neydi bütün bu insanları bir araya getiren? Bir şeyler yapma isteği. Bugün için insanları ortak bir misyon etrafında toplamak, birleştirmek, kaynaştırmak kolay değil. İnsanların eskiyi ortadan kaldırıp yeniyi kurma mücadelesinde bu birliktelik önemli.
Ermenilerin "Haymanak" (Büyük Ermenistan), Rumlar Megali İdea, Yahudilerin "Arz-ı Mev'ud", Rusların "Slav Birliği" gibi milli ülküleri vardır. Bu ülküler o milletleri ayakta tutar, ortak bir amaç etrafında düşük yoğunlukta da olsa birleştirir. Ama bu ülkelerin hiçbirinde başka milletlerden insan yoktur. Bir İtalyan, bir Fransız, bir Türk, bir Arap bu idealleri paylaşmaz, o toplumun içinde yaşasa da, bu tür düşünceleri kendine ait görmez. Oysa Anadolu'da durum bunun tam tersi. Dün olduğu gibi bugün de birçok farklılık bir ülkü etrafında birleşebiliyor. İdeolojik yapıların içinde bu anlamda farklı dinden, ırktan, kültürden insan bulmak hiç de zor değil. Bu bir avantaj, kimin için! Bir şeyler yapmak isteyen, koşmak, yürümek, eskinin yerine yeniyi inşa etmek isteyenler için.
Her ülkenin bir devlet arması vardır. Bu armalar o devletin geçmişini ve üzerinde yükseldiği tarihi zemini gösterir. Angola, Fiji, Ekvador, Haiti, Gabon gibi adına ilk defa duyacağınız bir çok ülkenin görsel zevkinizi okşayacak çok güzel devlet adamları var. Ve bu armaların ifade ettiği anlamlar.
Türkiye için böyle bir armadan söz edemiyoruz. Bazı yerlerde Osmanlı Devlet Arması gözümüze ilişiyor o kadar. Almanya, Amerika, Fransa, İtalya, İsrail için durum bu kadar basit değil. Hepsinin devlet armaları var. Çünkü idealleri ve amaçları var. Ve bu amaç doğrultusunda bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. (Tıpkı Ermenistan devlet armasındaki Ağrı Dağı gibi). Neden Türkiye'nin bir devlet arması yok? Adını ilk defa duyduğumuz ve tarih sahnesinde hiçbir harcı bulunmayan ülkelerin anlı şanlı devlet armaları varken. Türkiye'nin neden yok.
Farklı dinlerden, farklı milliyetlerden milyonlarca insanı bir araya getiren, kardeş yapan, komşu yapan, acıda, kederde sevinçte bir araya getiren bu toprakların bir özgünlüğü var.
Bu özgünlük, 'Bir Şey Yapmalı' kavlinden ortaya çıkınca, hepimizi bir meşale etrafında toplayabiliyor. Farlılıklarımızı unutup, ön yargılarımızdan sıyrılıp bir anda yek vücut olabiliyoruz. İşte bu toprakların eşsiz bereketi.
Daha iyi bir toplum, daha aydınlık bir gelecek, daha sağlıklı düşünceler, daha adil bir sistem, ve daha, daha...daha... onlarca yüzlerce iyilik ve güzellik için, hepimiz bir şey yapmalıyız. Bu çağrıyı yinelemeli ve tekrarlamalıyız. Bu çağrı bu toprakları yaşamanın bize yüklediği misyondan sadece biri.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



