Son yıllarda Türk mûsıkîsinin derin varlığına, sağlam yapısına ve zengin tınısına büyük bir ciddiyetle eğildiğini gördüğümüz lirik-ses Şevval Sam'ın bir sözü var ki çarpıcı geldi bana: "...o şarkıya âşık olmuştum". Sanattan uzaklaşmayı bir ceza gibi yaşamakta olan günümüz Türkiye'sinin bunalan ama sürekli arayış içindeki insanları için şahane bir söz. Sözün sahibi belki de nasıl bir hakikat teline dokunduğunun farkında değildir diyesim de geliyor. Bir sanat eserini, ruhu olan bir varlık gibi algılamak ve onu içselleştirmiş olmak olumlu, iyicil çağrışımlar doğuracak bir kavrayış değil midir?.. Bu sözde, program akışında bir anda söylenivermiş olsa da sadece musıkîde kalmayan; edebiyatın şiir çayırlarına bizi salıveren bir çekim gücü vardır. Sanatın jest tarafı ile uğraşmak kabukta kalmaktan başka ne anlama gelir ki. Ne yazık ki hayatımıza kurulmuş ve çalışan şehir ve köy geleneğimizi ayrı ayrı paramparça ederek giren Televizyon, sanatın ruhuna yapıp ettiklerinin farkına varabilecek mi?.. Ben onun vicdan azabı içinde olmasından yanayım. Ancak böyle olduğu taktirde bir denge yeniden kurulabilir. Yoksa bir toplumun bu kadar kısa sürede bu denli değişmesi eski dünyadaki kimi kavim çöküşlerinin modern bir biçiminden başka bir şey değildir. Bunun hükmü verilemese itirafı yapılmasa da yol açtığı çağrışımlar ve yaptığı tahribat şöyle böyle değildir. Bu doğruculuktan kaçınmayalım dostlar!.. Az sayıda programda sanat ruhuna geri dönüş belirtileri bulunuyor. Şiirin nasıl bir olmazsa olmaz olduğunu içten içe duyuran programlar gördükçe umutlanıyoruz.
"Yaşamdan Dakikalar" başlangıçtan beri hayat-sanat içerdenliğini topluma sunmaya çalışan, şartlanmaya tenezzül etmeyen, içten bir söyleşi.
Nebil Özgentürk'ün yönettiği Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu ve Sunay Akın'ın sürekli sürekli konukları olduğu bu "söyleşi"ye zaman zaman sahne yönetmeni, değerli aktör Kenan Işık da bazı haftalar katılıyor.
Pazar sabahlarının bu nitelikli saatinde ben ekranın karşısına geçiyorum. Bu programda Şiiri önemseme; gençliğe onu duyumsatma kararının bir zevk halinde her zaman korunduğunu görmek beni ilgilendirmektedir. Sade bir yapım. O lüzumsuz "televizyonun kemikleşmiş, soğuk, tek kelimeyle insandan uzak doğmuş, yıkıcı dilinden" kendisini kurtarmasını bilmiş bir program.
Dünkü "Yaşamdan Dakikalar" da ana konu sihir idi. Hızlı yaşanan bir çağdayız. Sihir, sihirbazlık çocuk gözündeki merak ve sempatiyle ekranlarda yer buluyor. Oysa sihir geçmişte kavimler saptırmış, ümmetler batırmış bir olgudur. Kimse farkında olmasa da bu böyledir.
Ve "Yaşamdan Dakikalar" da şahane bir üslup niteliği: Ahmet Haşim'in ünlü "Merdiven" şiiri konulmuş. Ağabeyi, yedinci sanat yönetmeni Ali Özgentürk, çektiği klipte Merdiven'i seslendirmeye Nebil Özgentürk'ü razı etmiş. İzledik. Kenan Işık, Nebil Özgentürk' ün: "kızıl havaları" derkenki okuyuşunu, zarif bir şekilde: "Havââları" diye iğneledi. Hıncal Uluç da "Aruz vezni gereğidir"bu ses dedi. "Hece veznindeki gibi düz okunmaz aruz" da diye ekledi. Gerçekten aruz vezninde şiir nağmeye doğaçtan yaklaşmıştır. Çölde deveciler deveyi sürerken şarkı çağırırlardı.
Yukarıda üslup niteliği dedim. Evet, burada Sihir ile Şiirin karşı karşıya getirilmesi, derinlemesine bir şeydir. İnsanı sarsacak bir durum. Dolaylı bir dil. Şiir dili dediğimiz ve şiir uzmanlarının pek de yaklaşmak istemediği olguyu selamlayan bir söyleşi edâsı. Bir imleme. Günümüzün uyurgezer insanına bir iyilik. Emeği geçenleri kutluyorum. Programdaki neşe ve hüzün dengesi urban bir edâyı sağlıyor.
Böyle "insan merkezli" sunumlar az buz bir sâkilik değildir gül yüzlülere...
Bir sâkiden içtik şarap
Arştan yüce meyhanesi (Yunus Emre)
Şiirin deniz kıyısındaki sesine bırakılmış ölümdür
Yanacak sarayların kestiği bir, yarım ay.
(Ece Ayhan)
Geçerken; bir Nef'igil sayıyorum Ece'yi. Sarayburnu melek üçgeninde oturmuş içinden dalgıçlıklar geçiren. Dalgın bir karaşın... Huzurlu bir huzursuz...
İçerde büyük bir göçün hışırtısı var.
(Sezai Karakoç)
diyen bir toplum çöküş ve bölünme korkuları içinde olsa da karşılıksız tesellinin ötesine geçebilme kudretiyle birliktedir.
Babası döner bir gün
Oğlunun derisinde (Necip Fazıl Kısakürek)
diyen bu toplum, kendi derin varlığının nağmelerini geleceğe taşıyacaktır.
Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur. (Cahit Zarifoğlu)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



