Bismillahirrahmanirrahim
Kâinatı varlığının bilinmesi için yaratan, rızık veren, yöneten, kullarının iki cihan saadeti için İslam'ı gönderen, hesap gününün tek hâkimi Rabbimize hamd, son peygamber, âlemlere rahmet, yaşayan Kur'an Peygamber Efendimize (s.a.v) salât ve selam olsun.
İnsanı yaratan, yaşatan, yöneten Allah(c.c), dünya hayatını bir imtihan yeri olarak tanzim etmiştir.
Bizim yeryüzündeki imtihanımız bir hak-batıl mücadelesi şeklinde geçmektedir. İmtihan eden Allah'tır. O kullarını nasıl imtihan etmeyi dilemişse öyle imtihan etmektedir. Allah (c.c) Kur'an'da bu gerçeği şöyle bildirmektedir. "Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi şer ve hayırla imtihan ederiz. Ve bize döndürüleceksiniz." (Enbiya: 35). "Sizi elbette biraz korku, açlık ve biraz mallardan, canlar¬dan ve meyvelerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müj¬dele. Onlara bir musibet geldiğinde, "Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz" derler." (Bakara: 155, 156). "And olsun ki, sizin içinizden mücahitlerle, sabredenleri belirle¬memiz için imtihan edeceğiz ve (sizden sonra gelecekler için) ha¬berlerinizi ortaya çıkaracağız." (Muhammed: 31).
Allah kullarını çeşitli şeylerle imtihan etmektedir. Kullarından kimini darlıkla, kimini varlıkla imtihan eder. Kimini ilimle, kimini de iktidar ve saltanatla imtihan eder. Çünkü Allah mülkün tek sahibidir ve dilediğini yapar. "Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'a aittir. Allah, her şeye kadirdir." (Ali İmran: 189)
Siyaset, iktidar olmak, idare etmek, yönetmek ve yönetilmek insan toplulukları için İlahi takdirin bir tanzimidir. Bu tanzim, tabi tutulduğumuz dünya imtihanının bir gereğidir. O mülkün sahibi olarak, dilediğine dilediğini verendir. "De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, sen mülkü dilediğine ve¬rirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Sen her şeye kadirsin." (Ali İmran: 26)
Allah'ın kedisine yeryüzünde iktidar verdiği kulları, ya hak ve adalet esasına göre halkı idare ederek toplumun dünya ve ahiret saadetlerinin sebebi olurlar, ya da zulüm ve batıl gayeler doğrultusunda saltanat sürüp toplumun dünya ve ahiret hayatlarını karartıp berbat ederler.
Allah yeryüzünde iktidar olma ve orayı imar ve ıslah etme görevini mümin kullarına vaat etmiştir. "Allah, içinizden iman edip, salih amel işleyenlere şöyle vaat etti: "Elbette biz onlardan öncekileri nasıl halife kılmışsak, onları da halife kılacağız ve onlar için razı olduğu dinlerini (tatbik edecekleri) mekâna (ülkeye) yerleştireceğiz. Korkularını bunun ardından güvene dönüştüreceğiz. Onlar bana ibadet ederler, bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. " Kim bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendisidirler." (Nur: 55)
Allah, Müslüman ve mümin kullarından birisine iktidar nimetini ihsan ederse bu iktidar imkânını hangi yönde kullanır? Bu sorunun cevabını Kur'an şöyle vermektedir: "Eğer onlara yeryüzünde (iktidar için) bir mekân verirsek na¬mazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah'a aittir." (Hac: 41)
Allah(c.c)'ın kendisine iktidar nimetini ihsan ettiği insanlar arasında bu nimeti ıslah etmek, adaleti tesis etmek, barış ve huzuru sağlamak dışında, ifsat ve bozgunculuk için kullananların da olduğunu Rabbimiz bize haber vermektedir. "İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatı hakkın¬daki sözü senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki o düşmanların en azılısıdır. O işbaşına geçtiği zaman yeryüzünde bozgunculuk yap¬maya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuk yapanı sevmez. Ona 'Allah'tan sakın!' denildiği zaman, kibri onu günaha alıp götürür. Ona Cehennem yeter. O ne kötü bir yataktır." (Bakara: 204-206)
İslâm'da devlet başkanlığının, iktidar olmanın gayesi bütün insanlığın iki cihan saadetini temin etmek için çalışmaktır. İslam bütün insanlığın iki cihan saadeti için tek çaredir. "Allah nezdinde hak din İslam'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur. (Ali İmran: 19)
İslam'dan başka çare arayanlar sonu hüsranla sonuçlanacak bir maceranın içindedirler. "Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Ali İmran: 85)
İslam'ın iki düzeni vardır. Bunlar:
Bütün insanlık için maruf ve münker, Müslümanlar için helal ve haram düzenidir.
Müslüman iktidar sahiplerinin temel görevi İslâm'ın maruf dediğini emretmek, münker dediğini yasaklamaktır. Maruf ve münkeri, helal ve haramı Allah kullarına bildirmiştir. "Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim." (Maide:3)
Müslüman bir idareci helali haram, haramı helal olarak ilan edemez. Çünkü Müslümanlar fert, toplum ve yöneticiler olarak İslam'ın hem şekline hem de ruhuna uymak zorundadırlar.
Müslüman bir kimsenin iktidar sahibi olduğu bir ülkede şu haramlar da işlenmez. "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?" (Maide: 90-91)
Müslüman bir kimsenin iktidarında Zina ve sapık ilişkiler bir insan hakkı olarak algılanıp meşrulaştırılmaz. Çünkü Allah(c.c) zinayı ve bütün sapık ilişkileri kesin olarak yasaklamıştır. "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsra: 32)
Yine Müslüman bir kimsenin iktidarında insanların malları ve emekleri haksız vergilerle elinden alınmaz, faiz ticari bir araç olarak görülüp halk ezilmez. "Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alış-veriş tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır..."(Bakara: 275) "Menedildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık." (Nisa: 161)
Müslüman bir kimsenin iktidarında borsa oyunlarıyla, kur ayarlamalarıyla halkın birikimleri elinden alınmaz. "Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka İlahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır."(Araf: 85)
Müslüman bir kimsenin iktidarında İslam Ahalakı terk edilip, temeli ifsat olan ahlak anlayışlarına müsaade edilmez. "Lut'u da (peygamber olarak gönderdik) o kavmine şöyle de¬mişti; "Âlemlerde hiçbir kimsenin sizden önce yapmadığı bir fuhşu siz yapıyorsunuz. Siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler mi yapacaksınız?" (Ankebut:28- 29)
İslam'ı emretmeyen, batılı engellemeyen Müslüman yöneticiler hem kendilerine, hem de yönettiği topluma zulmetmiş olurlar. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Müslümanların idareciliğini üzerine alıp ta onlar için çalışmayan ve onların iyiliğini istemeyen bir idareci, onlarla birlikte asla cennete giremez."(Müslim, İman: 229)
Müslüman bir kimsenin iktidarında zulüm değil adalet hâkim olur. Bu ise fert ve toplumun yaşama hakkının korunması, aklın korunması, neslin korunması, herkesin inandığı gibi yaşama hakkına sahip olması, malının mülkünün korunması gibi haklarının adaletle muhafaza edilmesidir. "Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi em¬reder, fuhşiyatı ve kötülüğü yasaklar. Öğüt alasınız diye size öğüt verir." (Nahl: 90) Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:"Hükmünde, yönetimi ve velayeti altındakiler hakkında adil davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır." (Müslim, İmâre, 18). "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce lütfuna ve himayesine mazhar olacakların öncüleridir." (Buhari, Edep, 36).
Müslüman iktidar sahipleri, iktidar yoluyla tabi tutuldukları dünya imtihanında, münafıklara benzemekten kaçınırlar "Münafık erkeklerle, münafık kadınlar (sizden değil) birbirlerindendirler. Kötülüğü emrederler, iyiliği yasaklarlar ve ellerini kapatırlar (cimrilik yaparlar) Onlar Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu, (muamelesi yaptı.) Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendisidirler. Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere orada ebedi kalmak üzere cehennemi vaat etti. Cehennem onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir ve onlar için devamlı azap vardır."(Tevbe: 67-68)
Müslüman iktidar sahipleri kâfir ve münafıkların emirlerine değil, Allah'ın ve resulünün emirlerine boyun eğer ve teslim olur. "Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekil ve destek olarak Allah yeter.(Ahzap: 48)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



