Batılı düşünürlerin temel referans kaynaklardan biri Yunan Medeniyetidir. Bu referansın ağırlığını batılı düşünürlerin eserlerinde görebilirsiniz. Yunan medeniyetine yapılan bu atıfların yersiz olduğunu söyleyemeyiz. Eğer bugün bir batı medeniyeti varsa, bunun en önemli yapı taşı hiç şüphesiz Grek yani Yunan Medeniyetidir.
Batılılar, Yunan medeniyetin hakkını her zaman teslim eder. Hatta çoğu zaman bunu abartarak yaparlar. Mesela Mısır Medeniyetinin Yunan Medeniyetine olan etkisini bilirler ama atıfta bulunmazlar, görmezden gelirler. Eğer bugün batı medeniyetinin temeli olarak Yunan medeniyeti kabul ediliyorsa ki kabul ediliyor, o zaman Mısır medeniyetini de hak ettiği ölçüde aktarılmalı. Tıp alanında Mısır Medeniyetinin Yunan Medeniyeti olan katkısını yok saymak Hipokrat'a yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bunu kasıtlı olarak yapanlar olduğu gibi, bilmeden yapanlar da olabilir.
Batılı düşünürlerin Doğu Medeniyetini ve bu medeniyetin insanlığın ortak tarihine yaptığı katkıyı küçümsemeleri, bunun ötesinde yok saymaları oldukça incitici.
Seyyid Hüseyin Nasr Batı'nın bu problematiğini 'İslâm ve Modern İnsanın Çıkmazı' adlı eserinde yalın bir biçimde gözler önüne serer. Kendi medeniyetinin dışında var olan medeniyetleri yok saymak, bütün olgu ve olayları kendi varlığı üzerinden açıklamak Batılı düşünürlerin belki de en büyük sorunu. Bu 'burnu büyüklük' Batılı düşünürlerin çoğunda var. Kültür üzerine çalışmalar yapan Raymond Williams, sadece bir örnek.
Tarihi gerçeklerin üzerinden atlayarak, farklı bir algı oluşturmaya çalışmak ahlaki olmadığı kadar faydalı sonuçlar da doğurmuyor. Güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak gibi bir şey bu. "Mallarmé bir zamanlar: Günün birinde kusursuz bir zar atma tekniği geliştirip, istediğiniz sayıları atabilirsiniz, ancak rastlantıya bir son veremezsiniz demişti."(1).
Ben buradaki rastlantıyı, "İlahi bir tecelli" olarak değerlendiriyorum. Birileri bunu farklı bir terminolojiyle de adlandırabilir. Ne yapılırsa yapılsın, gerçekler bir yerden bir şekilde zuhur ediyor. Buna rağmen, var olan gerçeklere yüz çevirmek çok da mantıklı değil. Bu mantıksızlık sadece tarihe olan saygıyı azaltıyor.
Baudrillard "Milenyumla ilgili ilk makalesinde Elias Canetti'nin şu sözlerine atıfta bulunmuştur." Bir açıdan bakıldığında tarih artık gerçek değildir. Bütün insanlık hiç farkında olmadan, birdenbire gerçeklikten kopmuştur." (2) diyordu. Tarihi gerçeklerden insanları koparmanın bir anlamı kalmadı artık. Neden mi?
İslam Medeniyeti'nde bilim ve teknolojinin 1000 yıllık serüvenini aktaran Uluslararası '1001 İcat' Sergisi' İstanbul'da ziyaretçilerin akınına uğramıştı. Londra'da gördüğü yoğun ilginin ardından İstanbul'a getirilen sergide İslam Medeniyeti'nin, bilime yaptığı katkılar görsel bir temaşa ile aktarılmıştı. Prof. Dr. Fikret Başkaya "İradi olarak geçmişi yok saymak mümkündür ama geçmişi yok etmek mümkün değildir." diyordu. '1001 İcat' sergisi işte bunun en açık kanıtı oldu.
Başbakan Tayyip Erdoğan da serginin açılışında "Batı Medeniyeti'nin 7'inci yüzyıl ile 17'inci yüzyıl arasındaki bin yılı, yani İslam Medeniyeti'nin o zirve dönemlerini uzun süre görmezden gelmeyi, hatta yok saymayı tercih etmiştir" diyerek tarihi bir gerçeğe dikkat çekti. Bu gerçeğin Müslüman bir ülkenin Başbakanı tarafından dillendirilmesi önemli. Erdoğan konuşmasının devamında "Eski Yunan'dan Avrupa Rönesans'ına atlayan bir bilim tarihi anlayışı yerleştirilmeye özellikle çalışılmıştır. İslam Medeniyeti kendisinden önceki Asur, Babil, Çin, Yunan, Hindistan, Fars ve Roma medeniyetlerine büyük bir saygıyla sahip çıktığı halde, kendisi farklı bir tavırla karşılaşmıştır. Ancak, zamanla medeniyet ve bilim tarihindeki bu büyük boşluk, başta Batılıların kendileri olmak üzere pek çok kesim tarafından sorgulanmaya başlanmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan'ın bu tespitleri belki yüzyıldır yazılıyor, ve dillendiriliyor. Buna rağmen bir kırılma meydana gelmiş değil. Başbakanın bu açıklamalarını devletin bir kabulü olarak algılayıp, medeniyet algımızı yeniden inşa etmek için sistematik bir disiplin gerekiyor. Lokal çalışmalar elbette önemli ama oluşturulan bu olumsuz havayı tersine çevirmek çok da kolay olmayacağa benziyor.
(1) Jean Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh, Çev: Oğuz Adanır, Doğu-Batı Yayınları
(2) Baudrillard ve Milenyum, Çev: Kaan H. Ökten, Everest yayınları,


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



