Ecdad-ı güzin tarihte öylesine güzel, öylesine duyarlı gelenekler oluşturmuş ki bu gelenekler keşke bugün de modern biçimleriyle devam edebilseydi demek geliyor insanın içinden. Özellikle Osmanlı'nın Haremeyn'e gösterdiği ta'zim ve bunun neticesinde gelişen bidat-ı haseneler gerçekten incelenmeye değer. Bunlardan bir tanesi hakkında çok kısa bir kaç noktaya temas etmek istiyorum.
İçine para ve altın gibi şeylerin konulup, ağzı sıkıca bağlanan keseye "Surre" denir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'ya göre surre "akçe kisesine" denilir. Tarihteki uygulamasıyla Surre, Osmanlı padişahlarının hac mevsiminden önce, Receb ayında İstanbul'dan Haremeyn'e oranın en ileri gelenlerinden en yoksullarına kadar herkese dağıtılmak üzere özel bir törenle ve alayla gönderdikleri para, altın ve armağandır.
İslam Tarihinde Haremeyn'e Surre gönderilmesi Abbasiler devrinde başlamış, Osmanlıların son zamanlarına değin sürmüştür. Bazı tarihi kaynaklara göre Osmanlılar döneminde Haremeyn'e ilk Surre gönderilmesi Çelebi Mehmed'in tahta geçmesine rastlar. Çelebi Mehmed tarafından başlatılan bu gelenek Birinci Dünya Savaşı nedeniyle Haremeyn ile ilişki kesilinceye kadar devam etmiştir.
Başka bir tarihi tesbite göre ise Mekke ve Medine'ye ilk kez Surre gönderen Yıldırım Bayezıd olup, bu Surre Edirne'den 80.000 altın olarak gönderilmiştir. Yine Aşıkpaşa-zade, Neşri, Eyûb Sabri Mekke ve Mediye'ye ilk defa Surreyi Çelebi Mehmed'in gönderdiğini belirtseler de bu uygulama resmi boyutta ve sürekli olmayıp yalnızca kutsal beldelere saygı amacıyla gönderilmiştir.
Kutsal topraklarda herkesin surresi, defter mucibince dağıtılırdı. Defterlerde isimleri olmayanlar Surreden mahrum kalırlar, gelecek senenin Surresine dahil edilmeleri için Surre defterlerinin arkasına bir isim listesiyle notlar düşülürdü. Yine tarihi kaynakların bildirdiğine gore Osmanlı'da surre defterleri bir defterdarlıkta Haremeyn mukatası kaleminde yazılırdı. Surre defterleri önce Darü's-Saade ağası yazıcısı ile Haremeyn müfettişi tarafından mühürlenir, sonra bu defterlere defterdar efendi imzasını atar daha sonra da nişancı tarafından tuğra çekilirdi. Defterler daha sonra zarflara konur, zarflara mumlar dökülür, padişah huzurunda kozaklara konulurdu. Mühürlenen zarflar Darü's-Saade ağasına teslim edilir, o da Surre eminine verirdi. Sonra da Surre defterleri ile keseleri yola çıkmak üzere deve ve katırlara yüklenirdi.
Vefat veyahut kayıp nedeniyle surresi verilmeyenlerin parası tekrar surre eminine teslim edilir, İstanbul'a iade olunurdu. Surre defterlerinin dağıtım işi bitirildikten sonra yine İstanbul'a gönderilmesi şarttı. Surre gönderilmesinin dolaylı bir hedefi Osmanlı Devleti'nin padişah değişikliğinin Haremeyn halkına duyurulmasıdır.
Surre alaylarının İstanbul'dan Hicaz'a uzanan yolculuğu ise başlıbaşına bir merasime tabi idi. Sürre Alayı ilk dönemlerde Topkapı Sarayı'ndan çıkardı. Devletin mülkî, askerî ve ilmî ricali bu merasimlerde hazır bulunur, Hicaz'a kadar devenin üzerine konulan hediye sepetine nezaret edecek olan Sürre Emini, Evkaf Nazırı ile birlikte törene üniformalarını giyerek mabeyne, yani haremle selamlık arasındaki daireye, gelip hünkâr huzuruna çıkarlardı.
Kutsal topraklara, Hicaz Valisi'ne, Mekke Emiri'ne, , Medine Muhafızı'na, Şeyhülharem'e ve Harem-i Şerif sorumlusuna ulaştırılacak sandıklar ayrı ayrı duaları yapılıp yola çıkarılır, bu sandıklar "Sürre Devesi" denilen her tarafı gösterişli bir şekilde süslenmiş deveye yüklenirdi. Kızlar Ağası deveyi bahçede üç kez dolaştırır, padişah üçüncü seferinde devenin Sürre Emini'ne teslimini emir buyururlardı. Bu emir üzerine, Kızlar Ağası deveyi bir kere de Sürre Emini için dolaştırırdı. Sürre Alayı daha sonra tekbirler getirilerek, kurbanlar kesilerek, buhurdanlar yakılarak dualar eşliğinde Topkapı Sarayı'nın kapısından uğurlanırdı. Bu gelenek son devirlerde Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız bahçelerinde yapılmıştır.
Padişahın sürre sandıkları genellikle murassa avizeler, para ve nadir halılar, paha biçilmez Mushaflar, şamdanlar, levhalar, gümüş perde halkaları, puşideler, buhurdan ve şamdanlardan oluşurdu. Bunlar Harem-i Şerif ve Ravza-i Mutahhara'ya konulmak üzere gönderilirdi. Kâbe örtüsü ve Altın Oluk ise ayrı birer hazine olarak oluşturulurdu. Bu kadar kıymetli eşyanın korunması için muhakkak anlamda Şam'da bir muhafız teşkilatı bulundurulur ve Sürre Alayı yola çıktıktan sonra her türlü emniyet ve tedbir bu muhafız alayı tarafından alınırdı.
Topkapı Sarayı önünden yola çıkan Sürre Alayı, kutsal beldelere yalnızca padişah ve devlet erkânının değil, teberruda bulunan herkesin hediyesini taşırdı. Alay, "çekdiri" adı verilen savaş gemileriyle Sirkeci'den Üsküdar'a geçirilirdi. Deniz aşılıp Üsküdar toprağına geçilince Harem-i Şerif'e bitişik olan topraklara ilk adım atılmış olurdu ki, Üsküdar sahilindeki iskelenin adı da bu yüzden Harem İskelesi idi. Hicaz Demiryolu hizmete girdikten sonra Sürre Alayı, Sirkeci'den Haydarpaşa'ya geçmeye başladı.
Surre defterlerinin önemine gelince; Osmanlı'da surre dağıtılan dönemin mali durumunu aydınlatması bakımından bu defterler son derece önemlidir. Surre defterleri tarih ve iktisat-maliye tarihi araştırmacıları için mühim birer kaynaktırlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



