Geçtiğimiz gün A.Haydar Haksal gazetedeki köşesinde "Uygarlığımızın şehirleri ve bilincimiz" başlıklı bir yazı yayınladı. Mekke'nin, Kudüs'ün, Medine'nin sahip olduğu kimlik nedeniyle dünyaya verdiği mesajlara değindi. İstanbul'un, Buhara'nın, Semerkand'ın, Mardin'in hülasa doğudan batıya tüm İslam uygarlığı şehirlerinin hafızamız olduğunu hatırlattı.
Tabi Haksal'ın kendine has üslubuyla yaptığı bu hatırlatma bizim de bir başka pencere açtı.
Nasıl mekan ile insan arasında bir bağ kurulabiliyorsa, bir şehir bir lideri hatırlatabiliyorsa, bir lider de tüm yönleriyle farklı mesajlar verebilir.
Örneğin, Kudüs denilince aklımıza Selahaddin'in ibretlik tevazusu gelir.
Semerkand, Bağdat denilince ilim, İstanbul deyince atını denize süren Fatih Sultan Muhammed Han gelir akıllara. Mostar köprüsüyle zihnimizde canlanan Bosna 'Bilge Kral'ı', Çeçenya Şeyh Şamil'i hatırlatır.
Peki ya Erbakan denilince akıllara ne gelir veya gelmeli?
Erbakan ilk bakışta belki sadece bir soy isim. Hatta tarihler 1969'u gösterene kadar diğerleri gibi sadece soy bağını bildiren bir kelime.
Ancak ne zamanki 60'lı yıllarda 'takunyalı profesör' olarak bilinen bir memleket evladı Konya'dan şanlı yürüyüşünü başlatır, işte o zaman Erbakan soy ismi bir misyon yüklenmeye başlar. Önce çaresizlikten daralan yürekler heyecanlanır, bir kurtuluş ümidiyle. Anadolu'ya hapsedilmiş, inancından- yaşantısından ötürü horlanmış milyonlar harekete geçme ihtiyacı hisseder kendince. Sosyal hayattan izole edilen, rantiyenin zulmüne terk edilen milyonlar Erbakanca düşünmeye başlar. Erbakan doğrulup ayağa kalktığında işte o milyonlar da ayağa kalkar, birlikte terennüm eder şahlanışı.
Fabrika bacaları tütmeye, zalimler ise titremeye başlar. Beşparmak dağları görünmez ordularla huzur bulur. Eli kalem tutanlar için hedef müstahdemlikten müdürlüğe, müdürlükten genel müdürlüğe, genel müdürlükten müşavirliğe, başbakanlığa ve hatta cumhurbaşkanlığına döner.
O, eylemiyle söylemiyle ufukları büyütür, hedefleri zorlar. Zaferi mümkün görmeyenlere inat "Biz gemileri karada yapacağız, Allah denizi ayağımıza getirecek" diyerek imkansız sözcüğünü lügatten çıkarır.
Erbakan sadece Anadolu'ya vermez mesajlarını. O'nun sesi Malezya'dan Mısır'a, Avusturya'dan Patani'ye ulaşır. İmamesiz tesbihe dönen İslam coğrafyası yarım asırdır beklediği bir lideri bulmanın coşkusuna gark olur.
Erbakan, dört duvar arasına sıkıştırmaya çalışanların aksine, İslam'ın güncele dair söylenecek sözü olduğu gerçeğini haykırır tüm dünyaya. Ezber bozmanın, cesaret ve basiretin ne olduğunu öğretir yaşayanlara.
Hakkı üstün tutan zihniyeti tarihe gömdüğünü düşünen zavallı 'Siyon' düşlülere, Abdulhamid'lerin, Selahaddin'lerin ayak seslerini haber verir.
Hatta 'içinde bulunduğunuz sapkınlıktan sizi de kurtaracağız' diyerek tıpkı ceddi Selahaddin gibi insanlık öğretir insanlıktan nasibini alamayanlara.
İşte Erbakan böyle bir soy isimdir, bunun için çok daha anlamlıdır. Erbakan; kınayıcının kınamasından korkmadan yürüyen, atılan çelmelere takılmayan, ihanetlere aldırmayan bir tavırdır. Bundan tam 86 yıl evvel bugün, bu tavrı dünyamıza armağan eden liderin günüdür.
Mekanın cennet, hicretin kutlu olsun efendim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



