Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu'nun Hillary Clinton ile gülerek "çak" yapması bir çok şeyi anımsatıyor bize. Bu rahatsızlık, bizim açımızdan, psikolojik bir durumu özellikle yansıtıyor. Amerikan tarafının süreçten memnuniyetini gösteriyor. Obama'nın başına kipa geçirmesi de benzer bir durumu gösteriyor. Hangi güçlerin nasıl bir ruh hali içinde olduklarının bir göstergesi. Sayın başbakana "İsrail ile kapıları kapatmayın" tarzındaki önerisi de bu fotoğrafların tamamlayıcısı.
Doğrusu, günlerdir üzerinde durduğumuz, coğrafyamızdaki "despot" yöneticilerin bahane edilerek Amerikan tarafından yeniden düzenlenmesinden rahatsızız. Bu nasıl bir süreçtir ki seçilmiş bazı ülkelerde ayaklanmalar yapılıyor, istenilen sonuca ulaşılıyor. Bazılarında ise çıt çıkmıyor. Seçilmiş olan ülkelerde ise süreç çok kanlı geçiyor. Despotlar kendi konumlarını korumak için kan dökmekten ve kimi hamlelerde bulunmaktan kaçınıyorlar. Gerçi bulunsalar da sonları aynı oluyor. Örneğin Hüsnü Mübarek ile Bin Ali gibi despotlar saltanatlarını fazla kan dökmeden terk ettiler. Kaddafi, Beşar Esat ile Yemen'de ise direniyorlar ve kan döküyorlar. Kan dökmeden ayrılanların sonu ile bu ikinci gruptakilerin akıbeti birbirinden hiç de farklı olmayacak. Zalim Hüsnü Mübarek geçmişte yaptıklarının aynını yaşıyor. Demir kafesler arkasında ve sedyelerde çok zavallı bir duruma düşmüş olarak yargılanıyor.
Bu fotoğrafın düşündürdükleri bizim açımızdan çok daha vahim bir süreci yansıtıyor. Geçmişte merhum Bülent Ecevit'in Amerikan devlet başkanı karşısında zoraki yürüyüşle gelişi, bir koltuğa büzülmüş olarak oturması, Amerikan Başkanının bir koltuğun kolçağına oturması ve tepeden bakmasını hep yadırgamıştık. Sayın Başbakan'ın ise Amerikan ve Batılı başkanlar nasıl duruyorlarsa onları öykünmesi, delikanlı ve dik duruş sergilemesi yüreklere serin sular serpiyor, gönülleri hoş ediyor gibi görünüyor. Sayın Davutoğlu'nun sevinçle "çak" yapması da benzer bir psikolojiden yansıyor.
Bizi düşündüren süreç şudur. Coğrafyamızdaki ülkelerin yeniden işgal edilmesi sürecinde yaşananlar. Örneğin Libya'nın Türkiye'deki paraları hükümet tarafından bloke ediliyor, el konuluyor muhaliflere silâh yardımında bulunuluyor. Bunun bir de aması var. Fransa çoktan beri Petrolun 5'ine el koymuş bulunuyor. Adamlar bir sürü harcama yapmış bunun karşılıksız olması beklenebilir mi? Gelecekte Türkiye müteahhitlik ve hizmet işlerinde ancak pay kapabilir. Asıl parsayı onlar kapıp götürüyor. Diğer taraftan Suriye'ye ambargo Amerikan ziyaretinin hemen ertesinde yapılıyor. Bunları Türkiye mi yapmalı? Yani Amerikan'ın istekleri doğrultusunda hareket edilmesi onur kırıcı olmuyor mu? Söz konusu fotoğraftan yansıyanlar bu psikolojinin bir yansıması olmuyor mu? Suriye'ye Türkiye mi ambargo uygulayacaktı? Bunlar ne kadar doğru bir yaklaşım?
Irak örneği hâlâ ders olmuyor mu?
Egemen ve işgalci ülkelerin önünde koşarak gitmek çok mu çıkarcı bir politika oluyor? Günü kurtarmaktan başka ne olabilir bu yaklaşım? Geçmiş iktidarlar bu ilişkileri ezilmişlik duygusuyla yapıyorlardı, bir çaresizlik seziliyordu. Günümüz iktidarı ise bir yandan delikanlı bir duruşla, diğer yandan da kimi çevrelere hoş görünmek için batıcı kavramlarla olaylara yaklaşması işin bir başka üzücü yanı.
Mısır'da Müslüman kardeşlerin haklı tepkisini önceden sezmek ve görmek gerekir.
Hıristiyan dünyanın ya da seküler ve laik ülkelerin yaşama biçimlerini özümsemek bunu diğer ülkelere önermek kabul edilemez. Onların yönetim tarzlarını onaylıyoruz anlamına gelmesin bu. Zaten onlardan söz ederken mutlaka "despot", "firavun", "zalim" diye bahsediyoruz. Bu kimseleri iktidarda tutan da aynı egemen güçler. Onların miadı doldu, onların yerine yenilerinin gelmesi gerekiyordu. Başlayan süreç de bunu gösteriyor. Buna rağmen başta Amerikan ve diğer yandaşlarının ortaklaşa başlattıkları yeni süreç "BOP" girişimleri şu an yeni bir taktikle yürüyor. Türkiye de onların öncülüğünü yapıyor.
Ne yazık ki söz konusu fotoğrafa bu gözle bakıyoruz. Oynanan oyunun sonucundan memnun müttefiklerin, ortakların sevinç gösterisi.
Sevgili dostlarımız ve arkadaşlarımızın bu oyunun içinde yer almaları daha da üzücü.
Bir başka üzücü yan ise, büyük kitlenin bu olumsuzlukları onaylaması ve kabul etmesi. Biz böyle miydik, böyle mi olacaktık?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



