Bilge Köyü'nde şehit edilen İmam Hacı Kazım Ozan'ın mücadelesi neden bu kadar önem kazanıyor biliyor musunuz? Onun mücadelesinde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki, hatta tüm Türkiye'deki problemlerimizin reçetesi yatmaktadır. Şehidimiz, o reçeteyi Bilge Köyü'nde uygulamış ve sonuç almış. Felsefecilerin çok sevdikleri bir söz var: "Parça, bütünün habercisidir." Bilge Köyü'nde uygulanan bu reçetenin Türkiyemiz için de geçerli olacağını düşünüyorum.
Hacı Kazım Ozan, mesleğinin hakkını veren bir hoca olmasına ilave olarak, aynı zamanda bir eğitim gönüllüsüydü. Bilge Köyü'ne gidince Kürtçe'yi öğrenmiş ama, çocuklara ve köylülere de Türkçe'yi öğretmeyi başarmış. Yunus'un ilahilerindeki pürüzsüz Türkçe'yi sevdirmiş onlara.. 2008 yılında yaptıkları Kutlu Doğum programını CD'den izledim. Program çocuklara hazırlatılmış. Güzel Türkçemiz'e o kadar hakimler ki... Okudukları kitaplar Türkçe. İnternetten Türkçe yazılar okuyorlar. Bilge Köyü'ne yaptığım ziyaret sırasında 7-8 yaşındaki çocukların bile Türkçe'yi benimle rahat bir şekilde konuştuklarını gördüm. Eğitimciler, bu durumun eğitim adına ne büyük bir başarı olduğunu çok iyi bilirler.
Bir hoca düşünün! Öğrencilerin okul dersleri konusunda, kendini parçalarcasına onlara yardımcı oluyor. Bu yetmiyor. Köyün öğretmeniyle sıkı diyalog kuruyor. Öğrencilerin derslerinin takibini yapıyor, İmam-öğretmen işbirliğini zirve noktaya çıkarıyor. Yalnız köyde mi? Hayır!.. Mazıdağı ve Mardin'de okuyan öğrencilerin okuduğu okullara kadar gidiyor, tek tek köy öğrencilerinin okuldaki durumları hakkında bilgi alıyor. Köyün bütün öğrencilerinin velisi gibi çalışıyor. Köyde, anne babaların, çocuklarının derslerini takip etme veya öğretmenleriyle diyalog kurma gibi bir alışkanlıkları yok. Velilerin yapması gereken bu görevi Hacı Kazım Ozan yapmış. İyi de sonuç almış. Bütün gayesi de, Bilge Köyü'nden iyi eğitim almış insanların çıkmasına öncülük etmek.
Olay sonrası, bir gazeteci, köyün bütün çocuklarının elinde Kur'an olduğu halde, mezarlığa koştuklarını ve ölenler için Kur'an okuduklarını yazmış, bunu resim olarak da görüntülemişti. Yazısında, hoca görevini yapmış, öğretmen niçin yapmıyor?, düşüncesini ima ediyordu. Bugün, Türkiye'nin en önemli problemlerinden biri de devletin kurumlarını karşı karşıya getirmek isteyen insanların hala var olmasıdır. TSK, Milli Eğitim, Diyanet İşleri Başkanlığı, liseler, İmam Hatip Liseleri...gibi bütün kuruluşlar devletin kurumlarıdır. Herbiri kendi alanında hizmet vermek için kurulmuştur. Hayat bir bütündür. Devlet, hayatın bütününde vatandaşlarına hizmet vermeye çalışır. Devletin bazı kurumlarına soğuk bakma, karşı karşıya getirme veya öyle göstermeye hiç kimsenin hak ve yetkisi yoktur. Nasıl ki, vücut bir bütündür, vücudun bütün organları birbiriyle uyum içindedir. El ile ayaklar, kulak ile gözler, kalb ile beynin birbirine muhalefeti düşünülebilir mi? Herbiri kendi görevini yapar. İşte, rahmetli şehidimiz cami-okul, imam-öğretmen uyumunu sağlıklı bir zemine oturtmayı başarmış ve herkesin hoşnutluğunu kazanmış. Olması gereken de bu değil mi?
Rahmetli Hacı Kazım Ozan, imamlık ve eğitim görevini "insanlara yalnız bilgi yükleme işi" olarak bakmıyordu. Önce, insanları seviyor ve kendisini sevdirmesini biliyordu. Yerine göre, muhatabı ile şakalaşıyor, oyun oynuyor, arkadaşlık ediyor, dertleşiyor. İnsanın ufkunun açılmasında gezi ve gözlemin rolünü kavramış. Görselliği ihmal etmiyor. İhtiyaçları giderilen, problemleri çözülen bir kişinin iyi ve faydalı olana yöneleceğinin bilincinde.
Hacı Kazım Ozan'ın 8 yaşındaki talebesi Ahmet Çelebi "Hocam benim başımı okşuyor, kaşındırıyordu. Ben de bundan hoşlanıyordum." derken, 11 yaşındaki Mehmet Polat Çelebi de "Bize pasta, balon veriyordu. Bizi Nusaybin'e götürdü" diyor. Olayda, hem annesini, hem babasını kaybeden 14 yaşındaki Abdullah Çelebi ise, "Bize Kur'an'ı ve dinimizi öğretti. Birlikte namaz kılıyorduk. Allah yolunu anlatıyordu. Birlikte Dara ve Nusaybin'e geziye gittik" şeklinde görüş bildiriyor.
İmam Hatipli arkadaşı Sait Çelebi şehidimizin eğitimci yönü ile ilgili olarak şunları söylüyor: "Babam, hocamızın müezziniydi. Kız kardeşimi okula göndermek istemiyordu. Hocamız babamı ikna etti. Şimdi kız kardeşim okula gidiyor."
Katliamda ölen muhtarın kardeşi Vedat Çelebi de şöyle anlatıyor: "Hocamız, çocuklarımızın zayıf derslerinde yardımcı oluyordu. Onları okumaya teşvik ediyordu. Mazıdağı ve Mardin'e giderek, çocuklarımızın okuduğu okullarındaki ders durumlarını öğreniyordu. Babalarının yapması gerekeni yapıyordu. Bu köyden büyük insanlar çıkarmayı azmetmişti. Babası, defalarca tayinini bir başka yere aldırmak istemişse de, köyden memnun olduğunu söylemişti."
Kısaca, Hacı Kazım Ozan tam bir eğitim gönüllüsüydü. Onun bu yönünü inceleyenler başarılı bir eğitimin nasıl olacağına dair çok güzel örnekler bulacaklardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



