Hemen baştan ifade etmek istiyorum ki, hangi iş olursa olsun, hedefin de meşru olması gerekir, bu hedefe ulaşmak için kullanılan araçların da!
İşi doğru yapacaksınız, doğru yollarla yapacaksınız. Hani derler ya: "Kem aletle kemalat olmaz"
Hırsızın, yolsuzun, haksızın, adaletsizin ideolojisi olmaz, hırsız hırsızdır, yolsuz da yolsuz!
Yapılan birtakım yanlışlıkları, yanlışı yapan kendi tarafından diye, hoş görme, meşru görme hakkının hiç birimizde olmaması gerekir!
Haksızlıkların, adaletsizliklerin, yolsuzlukların, yoksullukların, rantiyeciliğin bir başka şekilde, iş başındakiler eliyle üretilmesinin, devam ettirilmesinin karşısında durmamız gerekir, fikri görüntüleri ne olursa olsun yanlışın mazereti olamaz.
Kısacası hiç kimsenin "benim hırsızım iyidir" diye düşünme hakkına sahip olmaması gerekir.
Geçenlerde bir grup arkadaşla sohbetimiz esnasında, konu döndü dolaştı yolsuzluklar üzerinde yoğunlaştı.
Gruptaki arkadaşların çoğu da siyasetle uğraşan kişiler olduğu için, ister istemez bir kısım siyasetçilerin yaptığı ya da göz yumduğu yolsuzluklar gündeme geldi.
Konu şu andaki iktidar partisinin önde gelen, etkili yöneticilerinden birisi idi. Onu iyi tanıyan birisi, etrafının, aile ve yakın çevresinin yaptığı yolsuzluk ve haksızlıklardan, hatta hanımı ve çocuklarının epeyce götürdüğünden bahsettikten sonra, o kişiyle alakalı olarak "Fakat ben şahsen onun tam bir derviş hayatı yaşadığının kefiliyim" deyiverdi ve ekledi:
"Kendisi bir şey almaz. Ama onun da, bir kirli para havuzu var, orası için alır. Oradan bir takım kuruluş ve kurumlara yardım eder."
Şaşırdım kaldım tabii ki!
Böylesine masumane (!) bir değerlendirme karşısında siz olsanız şaşırmaz mısınız?
Sordum: "Bu nasıl bir derviş hayatıdır, açıklar mısın? "
Dedi ki "Hiçbir vakit namazını geçirmez, içki, kumar, kadın vs başka hiçbir kötü alışkanlıkları da yoktur, yakinen biliyorum, kefilim."
Dedim ki "Böyle dervişlik olmaz."
İnsanın etrafı, yakın çevresi birtakım haksızlıklar, adaletsizlikler, yolsuzluklar yapacak, bu sayede dünyevi servetlerine servet katacak, Karun gibi zenginleşecek biz de o adamın derviş yaşantısına inanacağız.
Hem de kendisinin de, haksızlıklar, yolsuzluklar karşılığında oluşturduğu kirli para havuzu varken!
Ayrıca böylesine bir pisliğin içerisindeki bir kişinin kendisinin almadığına, kendisinin temiz olduğuna, temiz kaldığına kim inanır?
Hadi bir an düşünelim ki, kendisi almayıp, yaptığı işler karşılığında oluşturduğu kirli para havuzundan, birtakım kuruluşlara yardım ediyor. Böylesine kirli bir paradan yapılan işlerden hayır gelir mi?
Kaynağı belirsiz, haksızlıkla elde edilen parayla yapılan işin hayrı bereketi olur mu?
Kaldı ki ben, şahsen böylesi birinin kendisinin almadığına, götürmediğine de inanmıyorum!
Tavsiye ederim siz de inanmayın! Kim bu diye de sormayın, çünkü kim olduğunun önemi yok, burada zihniyet ve bakış açısı önemlidir.
Evet durum bu kıymetli gönül dostlarım!
Biz o arkadaşa söylememiz gerekeni fazlasıyla söyledik. Bunları buraya taşımamızın sebebi ise, tahmin edersiniz böyle düşünen başkalarını da ikaz etmek içindir.
Hastalıklı düşünce sahibi birilerinin "Ya, bunlar olmasa başkaları yapmıyor mu, biraz da bunlar yapsın, adam çalıyor ama yapıyor da, çalıp ta yapmayanlar da var" mealindeki kendini avutma, mazeret üretme, fetva verme gayretlerinin yanlışlığına dikkat çekmektir.
Söz buraya gelmişken, bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bu noktada, Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş' un son zamanlarda ısrarla vurguladığı "Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim" ve "Musa gibi gelip firavunlaşmayacağım" sözlerinin ne kadar önemli ve yerinde bir uyarı olduğu kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu?
Ya da Numan Bey'in, Saadet Partisi'nin çizgisini tarif ederken, sağcılık, solculuk, muhafazakarlık, laikçilik, dincilik gibi içi boş kavramların üzerini çizip, siyaseti yeniden formatlamaktan bahsetmesi ve ısrarla maneviyatçılık vurgusunda bulunması ne kadar yerinde bir tespit olduğu!
Yine Numan Bey'in maneviyatçılığı da "Bu dünyanın bir de öbür tarafı olduğunu hiç akıldan çıkarmayıp, bunun için haksızlık ve adaletsizliklerden uzak durmak, yetim hakkı yememek, kul hakkı yememek" olarak tarif etmesinin ehemmiyeti!
Dilerim, bu ses millet vicdanında yankı bulur, çünkü çıkış yolu buradadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




