Göle ilçesinde basit ama iç kanatıcı bir cinayet işlendi. Planı ve cinayet nedeni basit ve bildiktir. Cinayete kurban giden anaokulu öğretmeni genç bir bayan, cinayetin faili orta yaşlı serbest meslek sahibi bir erkek. Genç bayan öğretmenle bir süre önce tanışan erkek, ona gönlünü kaptırıyor. Evlenme teklifi reddediliyor. Buna rağmen bayan öğretmeni rahat bırakmıyor, savcılığa yapılan şikayet, görev yeri değişimi tedbirleri onu durdurmuyor. Son olarak Ardahan'ın Göle ilçesine atanan bayan öğretmenin izini sürüyor, yaklaşık bir ay otelde kalıyor ve bir sabah işe giderken satırla bayan öğretmeni parçalıyor. "Seni kimseye yar etmem" klişesini de mutlaka karşılaşma esnasında kaçıncı defa olsa da tekrarlamış olmalıdır. Bu arada bayan öğretmen, belalısı haline gelmiş muhasebecinin Göle'de bulunduğunu, tehdit altında olduğunu savcılığa bildiriyor. Savcı, nakledildiği üzere, bizzat konuyla ilgileneceğini söylüyor ise de sonuç değişmiyor. Genç bayan öğretmen öldürülüyor.
Plan basit gözükse de, plandan çok failin tutkusunun onu sürükleyişi sözkonusudur. Çaresiz bir tutkunun zebunu durumunda kalan bir insanın, en basit bir şeyin bile ayırdına varamayacağı akıl ve irade tutulmasını yaşaması halidir bu. Reddelişi bile aslında onun tutkusuyla ilgili değildir, bayan öğretmenin bir edimidir, onun açısından anlam verilemeyen bir tavrıdır. Görev yeri değişimleri, savcılığa yapılan şikayetler, bayan öğretmen açısından kendini koruma tedbirleri cümlesinde değerlendirilebilir. Ama failin tutkusunun önünde sadece birer aşılması gereken engellerdir. Aslolan o tutkunun varlığı ve devinimidir.
Biliyorum, ortada genç bir insanın, hayatının baharında olan bir kadının öldürülmesi sözkonusudur. Buna anne ve babanın derin acılarını da eklemek gerekir. Onların iç dünyalarında açılan boşluk ömür boyu katlanarak, büyüyerek işler durur. Hayatları açılan boşluğun soğurmasıyla hem anlam kazanır, hem de anlamsızlığa sarınıp gider. Amiyane söyleyişle evlat acısıdır bu, tarif'i olmayan, ancak yaşanılan bir acı.
Zaten insanoğlu derinden duyduğu, kelimelere dökemediği, dile getiremediği, anlatamadığı böyle durumları kader, bir başka açıdan trajedi olarak nitelendirmek zorunda kalmıştır. Boyun eğmeye fırsat bulamadan, anlamını kendi algı ve kavrayışı düzeyine taşıyamadan teslim olma durumudur bu. Eski Yunanlı Euripides, Sophokles gibi yazarların tragedyalarında döne döne anlatılmaya, duyurulmaya çalışılan bir olgudur kader denilen de, tutku da ve merkezde olan varlık insan da!
Ne var ki, bu trajedi, bir takım yükümlülüklerin, sorumlulukların bertaraf edilmesine, gereğinin yapılmasına, önlemlerin alınmasına engel oluşturmaz. Açıktır ki, olay bayan öğretmenin aşırı alınganlığı şeklinde değerlendirilmiş gözüküyor. Savcılıklara yaptığı şikayetler, failin tutkusunu pek hesaba katmamış olmalıdır. Hesaba katılmış olsaydı, Göle gibi bir yerleşim yerinde dışarıdan gelen ve yaklaşık bir ay bir oteli mesken tutan insana karşı, gerçekleştirmesi muhtemel öldürme failini önleyici tedbir alınması beklenmeliydi. İstanbul'dan kalkıp Göle'ye giden ve orada bir ay kalan bir insanın hangi duygu sevkiyle hareket etmekte olduğunu anlamak pek de zor olmasa gerek. Öldürmeyi planlamış olsaydı, zaten öyle uluorta hareket etmezdi.
Gabriel Garcio Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanında Santiago Nasar'ın, sonucu sezilen, planı olmayan ama olayların gelişimi bir planı oluşturan öldürülme olayını çağrıştıran bir durumdan söz edilebilir mi? Belki.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



