Cumhuriyetimiz her geçen sene asırlık bir çınar olma yolunda ilerliyor ve bu yoldaki her adım her sene yapılan 30'ların idarelerinden kalma numayişlerle kutlanıyor. Aslında ismini cumhuriyet vermekte bir beis görmediğimiz bu idarenin cumhuriyet kelimesi ile kast edilen mana ile uzaktan yakından bir alakası olmadığını anlamamız için sadece ve sadece şu kutlamaların muhteviyatına bakmamız kafi. Herhalde doğuştan asker olan bir milletin fertleri olmamız hasebiyle memleketin her köşesinde çocuklarımızın askeri bir nizamda statlarda arz-ı endam etmeleri cumhuriyetimize zihinlerimizde bir halel getirmiyor. O halde biz de idare şeklimizin cumhuriyet idaresi ile pek bir alakasının olmadığına dair başka misaller vermek durumundayız demektir. Çok şükür ki memleketimizin güzide devlet adamları bu hususta bizi hiç yormayacak kadar bol misaller vermekten geri kalmıyorlar.
Öncelikle cumhuriyet mefhumuna bir göz atalım. Malum olduğu üzere cumhur halk demek ve cumhuriyet de basit bir tanımla halkın içinden seçtiği vekillerle kendi kendini yönetmesi anlamına gelen bir kavram. Biz de bu topraklarda görünürde 87 yıldır bu şekilde kendi kendimizi idare ediyoruz.
Bizim muhafazakar cenahta zaten işin başında bu kavramın sadece isimden ibaret olduğuna va cismin isimle alakası olmadığına dair kati bir inanç vardır. Hoş, zaten bizim memleket evvelinden beri zıtların kaynaştığı bir mekan teşkil etmiştir. Şimdilerde de bu sözde cumhuriyetçilerin yerini sözde halk adamları almış vaziyette. Görünürde içimizden çıkıp belli makamlara gelmiş adamlar var ve hakikaten de bu adamlar uzun yıllar saflarımızda bulunmuşlar. Ama gel gör ki ne zaman bu içimizdekiler yüksek yüksek tepelere çıkmaya muvaffak oluyorlar o zaman yine kaseti başa sarıyoruz ve yine içimizden sandığımız adamların faşist tatbikatlarına maruz kalıyoruz.
Lafı daha fazla uzatmadan bu içimizden çıkmış adamların yaptıklarından misaller verelim ki meselemiz daha somut temellere istinat etsin. Boşuna bu memlekete zıtlar memleketi denilmez, her makamda her sahada birbirinden hayretengiz zıtlıklara şahit oluruz. Geçtiğimiz günlerde başörtüsü tartışmalarının harareti yeniden arttı. Tartışmanın ağırlık noktası üniversiteler iken yurdun çeşitli illerinden ilköğretim çağındaki çocuklarını başörtüsü ile okula gönderen aileler haberlere yansıdı. Haliyle mesele hakkında birçok farklı ağızdan açıklamalar sadır oldu.
İşte bu açıklamalardan birinin sahibi de meclisin İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'dü. Şimdi, normal bir cumhuriyette olsak zaten böyle bir özgürlük tartışma konusu olmazdı, cumhur esas olsaydı, kimse cumhura nasıl yaşayacağını öğretme cüretini kendinde göremezdi. Hani dedik ya bizimkisi başka bir cumhuriyettir, hiç değilse insan hakları hususunda yetkili bir adam bari cumhurun yani insanın yani ferdin yanında saf tutsun; ama bu da olmaz, nasıl ki bizim cumhuriyetimiz laftan ibarettir insan haklarımızın da yoktur cumhuriyetten bir farkı. Nitekim bu mezkur zat-ı gayrı muhterem de buyurdular ki ilköğretim çağında çocuklarını okullara başörtülü okula göndermekte ısrar eden ailelerin çocuklarını devlet alıp kurallara uygun şekilde okuturmuş.
Evet, mesele aynen böyle. Toparlayarak tekrarlayalım: Halkın esas olduğu bir cumhuriyette insan haklarını incelemekle mesul bir komisyonun başkanı çocuklarını inançlarına uygun kıyafetlerle okula gönderen aileleri çocuklarını ellerinden almakla tehdit edebiliyor. Bilemiyorum artık muz cumhuriyeti tabiri bile hafif kalıyor sanki.
Bu açıklamalar geldikten sonra hemen partinin muhafazakar tabanından savunma açıklamaları geldi, lakin akabinde Bakan da aynı minvalde açıklamalarla Üskül'ü destekleyince artık bunun bir parti politikası olduğu yönünde bir şüphe kalmadı, zaten devleti politikası olduğunu söylemeye hacet yok, zira o konuda şüphenin gölgesi bile yok.
Aslında böyle bir yazıyı memleketimizden sayısız misallerle uzatmak için hiç de fazla zahmet çekmeye gerek yok. Çocuğunuzu baleye gönderebilirsiniz ama Kur'an kursuna gönderemezsiniz, ama nasıl olsa camiler açıktır, ezanlar da semayı çınlatmaktadır, bundan ala İslam memleketi mi olur!
Birbirinden saçma misalleri ardı ardına sıralayabiliriz ama bunları öylesine kanıksamışız ki artık bu saçmalıkların farkına bile varmıyoruz, işin komiği bir noktadan sonra artık kendimizi bu saçmalıkları savunurken buluyoruz. Ne bileyim mesela şöyle sakin kafayla bir düşünsek, hakikaten cumhurun esas olduğu bir ülkede kılık kıyafet yönetmeliği diye bir ucubelik olabilir miydi acaba???
Maalesef bizde hep aynı oyun sergilenir durur, biz de izler dururuz. İçimizden birini başa geçirirler ve biz de saf saf hala o baştakini bizden biri sanırız. Başa gelenler ise bizden o kadar uzaklaşırlar ki bizim içimizde iken başörtüsü için mücadele edip ülkeyi AİHM'ye şikayet etme dirayetini gösterirken başa gelince uğrunda mücadele ettikleri başörtüsünü bir cehalet olarak tavsif etme cüretini kendilerinde bulurlar. İşte böyle tenakuzların peşisıra zuhur ettikleri bir memlekettir benim cumhuriyetim. Uzun lafın kısası, bir başkadır benim cumhuriyetim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



