Birkaç gün önce, bir grup ve çoğunluğunu bürokratların oluşturduğu bir dost meclisinde sohbet ediyorduk. Söz döndü dolaştı, ister istemez siyasete geldi.
Şuradan buradan derken, konu iktidarın kimi icraatlarına geldi, kimisi destek, kimileri eleştiri manasında görüş serdettiler.
Bu arada ben de, AK Parti iktidarına nasıl baktığımla ilgili birkaç cümle ile düşüncelerimi dile getirdim.
Ancak biraz fazlaca eleştirmiş olmalıyım ki ya da bazı arkadaşlarımız eleştirinin dozunu ağır bulmuş olmalı ki, bir arkadaşımız, müdahale etti ve dedi ki "yahu bu kadar da eleştirme, çok güzel işler de yaptılar, biraz fazlaca haksızlık ediyorsun!"
"Ne gibi" dememe fırsat vermeden devam etti: " Bak, binlerce inançlı insanı bürokraside bir yerlere getirdiler. Bunlar olmasaydı, bu kadar insan değişik kademelerde kendine yer bulabilir miydi?"
Anladım ki, o arkadaşımız da, doğal olarak olaya, kendi zaviyesinden bakıyordu.
Yıllarca devlet kademesinde, bir yerlere gelmek istemişti ve birçokları gibi de, ancak bu iktidar döneminde, bu imkânı bulabilmişti.
Bu açıdan baktığımızda da haklı yönleri yok değildi.
Evet, gerçekten de AKP iktidarı olmasaydı, bu gibi arkadaşlarımız, hak etseler bile, liyakatli olsalar bile, bürokratik kademelerde kendilerine yeterli derecede ve hak ettikleri ölçüde yer bulabilirler miydi?
Bu tartışmalı bir konudur, muhtemelen, buna olumlu cevap vermek de mümkün değildir.
Bu açıdan baktığımızda da, eleştirilerime itiraz eden arkadaşımıza hak vermemek elde değildir.
Ancak mesele, bununla bitmemektedir. Bununla kalsa aksi yönde bir şey söylemek mümkün değildir.
Ama bu mesele bir başka yönüyle de ele alınmalıdır.
Evet, kimileri, bu iktidar döneminde, bir takım bürokrasi kademelerinde, hatta çok üst düzey bürokratik kademelerde kendilerine yer bulmuşlardır.
Takdir etmek gerekir ki, AKP iktidarı da, bu konuda, kendilerine birtakım imkânlar sunmuştur, kadro tercihini bunlardan yana kullanmıştır.
Ki, doğal olan da budur, çünkü her iktidar gibi, bunlar da kendi kadroları ile çalışmayı tercih etmiştir.
Ama yukarıda da, bir cümle başlık açtığım gibi, meseleye sadece bu yönden bakmamak, diğer bir yönüyle de konuyu irdelemek gerekmektedir.
Bugün bu bürokratik kademelerde göreve getirilenlerin birçoklarının, bürokrasinin çarkları arasında ideallerini tükettikleri, inandıkları doğrultuda icraat etmek yerine, kendinden öncekiler gibi icraatlara imza attıkları bir vakıa değil midir?
Tabiî ki, sözüm meclisten dışarı, tabiî ki iyilerini bir kenara bırakıyorum ama birçokları, kendinden öncekilere benzememişler midir?
Birileri mücahitler, müteahhit oldu derken çok mu haksızdırlar?
Makam saltanatları, öncekilerden daha mı aşağıdadır?
Yolsuzluk, adaletsizlik, haksızlık, kamu imkânlarını kendisi ve yakınları için kullanma, haksız zenginleşme gibi yanlışlar azalmış mıdır?
Bu insanlar, kendi güzel fikirlerini, ideallerini, inançlarını, manevi ve ahlaki değerlerini o makamlara verebilmişler midir?
Yoksa o makamların, daha önceki yanlışlarının esareti altına mı girmişlerdir?
Yani oralara, o makamlara, kendilerinden, daha önce müptelası oldukları güzelliklerden bir şeyler katabilmişler midir; yoksa o makamlar kendilerinden bir şeyler mi götürmüştür?
İşte bu açıdan baktığımızda ise, durum hiç de iç açıcı değildir.
Şimdi diyeceksiniz ki "ne yapsınlar kardeşim, adamı getirmişler, ne yapacağını ne bilsinler, onlar da sağlam dursalardı!"
Söylemek kolay, ama bunların durup dururken olmadığı da bir gerçektir.
Üzüm üzüme baka baka kararmaktadır. Balık da baştan kokmaktadır.
Çünkü burada, iktidar ve güç tek amaçtır, diğerleri yani değerler ikinci üçüncü planda kalmaktadır. Böyle olunca da, yukardan aşağıya bu netice kaçınılmaz olmaktadır.
Yani değiştirme değil değişme durumu vardır; bu da az bir yanlış değildir!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



