Din dili" günümüzün bazı akademisyenlerinin eline düştü ya, artık iflâh olacağa benzemiyor. Bir zamanların Türk Dil Kurumu'ndan çok çekmiştik. Onlar geri çekildi, şimdi geçmişin, eşek arısı gibi sokan dilini diriltmeye çalışan akademisyenlerimiz türedi. Aşağıdaki cümlelerde, bir akademisyen tefsircinin, tefsirde dil ve üslûbun önemini ifade ederken dikkat edilmesi gereken hususlara dair verdiği bilgiler anlatılıyor:
"Genelde dinî metinlerin, özelde ise Kur'an metninin anlam ve yorumunu irdelerken, hiç kuşkusuz, konunun dilsel, ontolojik, beşerî ve felsefî ilgi alanlarından kopmak olası değildir.
Konunun doğası gereği bundan kaçış olmayınca da, 'anlama edimi'ne, yorumlamaya, izah ve tefsire, sözel ve dilsel dokudan anlamsal açılama doğru seyreden bu uzun yolda, karşımıza, daha baştan dilsel ve dizgesel handikap çıkmaktadır.
Bir öz sorgulama yapma, belki de bir öneride bulunma gereğine işaretle diyorum ki, biz yorum sistemcilerinin, yöntem eleştirmeni ve yaratımcılarının daha tutarlı, açık ve anlaşılır bir dil oluşturmak, bu yönde bir üslûp geliştirmek zorunluluğumuz vardır."
Var olan dili beğenmeyip yeni bir dil "yaratma"ya kalkışan akademisyen, yazısının (ya da savının) başka bir yerinde de, "tebliğci itidali gözetmeli" diyen "akademik tefsirci", aşağıdaki kelimeleri kullanarak itidali gözettiğini beyan ediyor!
"Açımlayıcı ifadeler, aşkın, betimleme, bilgisel (epistemik), bizi imleyecek bir dili gerçekleştirmek, deontolojik hukuk, depretici bir taş gibi, devingen, dilin yoğun sentetikliği, dilsel, dilsel bir örgüyü intaç etmek, dilsel ve dizgesel handikap, diskürsif, diyalojik bilme, durumsal, düşünme ve yaratım girişimi, düşünülmezlik, edim, empati ve duygu yüklenimci yaklaşım, empati ve duyumsallık eksenli bir yol, epistemolojik çabaya eklemlemek, felsefî hermenötik pasajlar, giriftlik gibi değişkenler, gözlemlenmesi olası olamayacağı, hermenötik pasajlar, içkin ve hazsal meşguliyetler, imlemek, imlenecek, imleyecek, intaç, iz düşümü, koşullanmışlık, koşut, kozmik, kritik yüklü, literal, mekânsal, ontolojik hermenötik, öznel, paradigma, paradikmatik koşullanmışlık, patetik, pratik ve yarar eksenli yaşam biçimi, problematik karmaşa, serimlenmiş, simgesel, simgesel bir dışa vurum, simgesel ifade, söylem ve jargon, söz dizgesi, sözel ve dilsel dokudan anlamsal açılıma doğru, sözel yazılı metin, spektrum, terminolojik doku, tikel olgular, total hakikat, var oluşumun iz düşümü ve simgesel ifadesi, varoluşsal, vâzıh ve anlaşılır, yeni esinler, yüce ve özsel, zamansal ve zihinsel tutulma!"
Evet, bu kelimeler Kur'an-ı Kerim'in tefsiri bağlamında kullanılıyor, herhangi bir felsefe metninde değil. Oysa "Kur'an gibi ebedî yeni ve mutlak hayat kaynağı olan özgün bir kitap ve metin karşısında, tarihselci de olsa, ontolojik hermenötik de olsa, bütün araçlar ve gayretler eski kalmaya, böylece kendilerini yenilemeye mahkûm gözükmektedirler." Öyle değil mi?
Özellikle "dinî alanda" çalışmalar yapan akademisyenlerin kendi yazdıklarını anladıklarından kuşkuluyum. Bilimsel (!) yazılarında, akademik (!) çalışmalarında artistik bir dil kullanıyorlar, sırf artistlik olsun diye...
Bu kişiler dili, bireysel olarak ele alıyorlar. "Ben anlıyorum ya, başkası anlamasa da olur" anlamına gelen böyle bir tutum, tek başınalığı, serazatlığı öne çıkarmaktadır. Oysa böyle bir hal, kendi çalıp kendi dinlemektir. Bilindiği gibi dilin temel işlevi ve vurgusu, toplumsal birliğe ya da "cemaat olma"ya, "birlik olma"ya yöneliktir.
Hele "birlik olma şuuru"nun en has ve halis biçimini dillendiren Kur'an, diliyle ve üslûbuyla da inananlar için bir örnektir. Kur'an, tâlimî bir anlayışla "biz" derken, onun açılımı olan "tefsir ilmi"nde, Kur'an'ın lafız ve ruhu ile örtüşmeyen bir dilin kullanılması, yadırganmanın da ötesinde marazî bir durumdur.
"Birliğin içinde" olmadan, cemaate dışarıdan bakarak müslümanları yargılamak; müslüman olduğunu yansıtan bir bedende, müsteşrik kafası taşımaktır. Cemaatin yanlışlarını düzeltmeye çalışmak yerine, böylesine yabanî bir tavır içinde olmak literatür farklılığına da sebep olmaktadır. Ümmetin anlamadığı bir dille "emir bi'l-ma'ruf nehiy ani'l-münker" yapılabilir mi? Başka bir deyişle, iletişim kurmak için aynı dili kullanmıyorsanız, o zaman neye ve kime hizmet ediyorsunuz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



