Fırınlar, pastahaneler, lokantalar, "merdiven altı" diye nitelenen imalathaneler, kısaca yiyecek ve içecek ile ilgili yerlerde sağlık koşullarına uygunluk oldum olası bir sorundur ülkemizde. Küçük ve orta ölçektekilerin uygun olup olmadıkları koca bir soru işaretiyle hemen hatırlanır. Ama büyük imalathaneler, hazır yiyecek kuruluşları, oteller adeta kendiliğinden sağlık koşullarını bihakkın yerine getiriyor gibi kabul edilir. Kullanılan yiyecek maddelerinin evsafı, özellikle et ürünlerinde ciddi bir endişe kaynağıdır. Böyleyken sürüp gider bu düzen. Hatırlarda olmalı. Geçen yıl Çukurova Üniversitesi'nde at ve eşek etinden yapılan yemekleri öğrenciler, akademisyenler ve idari görevliler günlerce yemişlerdi. Bu duruma itiraz eden öğrencilere, sanıyorum, düzeni bozdukları için bir takım disiplin cezaları bile verilmişti. Olay örtbas edildi herhalde.
Esenler'de birkaç gün önce meydana gelen olay ise, tam evlere şenlik türünden. Esenler BelediyeBaşkanı, zabıta ekibini de yanına alarak, tatlı ve pasta üretimi de yapan fırınları denetlemiş. Gördükleri karşısında dehşete düşmüş. Düşmüş ama bir fırın sahibinin savunması akıl çatlatan cinsten.
"Başkanım aniden geldiniz. Bilseydik temizlik yapardık."Bu durumda yapılması gereken her gün denetim, denetimden önce de haber verme şart oluyor. Beğenirseniz!
Haydin otobüs kaçıralım!
Şoför, İETT otobüsünü Üsküdar Meydanına park ediyor ve görev kağıdını imzalatmak için hareket amirliğine gidiyor. Orada bekleyen Hasan Kılıç isimli vatandaş, otobüsün kapısını açıyor, direksiyona geçiyor ve Tuzla'ya doğru seyretmeye başlıyor. Nihayet 55 km. gittikten sonra Tuzla'da otobüsün önü kesilerek durdurulabiliyor. Gözaltına alınan Hasan Kılıç aynen şunları söylüyor ifadesinde: "Dışarıda üşümüştüm. Otobüse ısınmak için bindim. Bunun için otobüsü çalıştırdım. Daha sonra içimden dolaşmak geldi. Ben de otobüsü hareket ettirdim. Psikolojik tedavi görüyorum. Dün (önceki) akşam ilacımı kullanmayı unuttum. Galiba bunları bu yüzden yaptım."
Nasıl savunma ama!
'Sıkıldım bıçakladım'
Allah saklasın, akıl hastalıklarından bazıları ani sonuçlar doğurmasıyla dikkat çekerler. Şizofreni böyledir. Görünüşte normal davranışlar göstermesine rağmen, şizofren hastasının muhakemesi farklılık arz ettiği için neyi ne zaman söyleyeceği ve yapacağı önceden kestirilemez. İzmir-Eşrefpaşa'da şizofren bir genç kız böyle elim bir olay gerçekleştiriyor. Anne ve babasıyla oturan genç kız birden mutfağa gidiyor, bıçağı alıyor ve babasına saldırıyor. Bıçağı birkaç kez göğsüne sapladığı baba ölüyor. Yakalanıp sağlık kontrolüne götürülen talihsiz genç kız gülümsüyor. Babasını niçin öldürdüğü sorulunca da "sıkıldım bıçakladım" diyor. Şizofren teşhisi konula genç kız iki yıldır tedavi de görüyormuş.
Gerçekleşen acı olay tedavi gördüğünü açıklamaya yeter mi?
Boğaziçi köprüsünde gezerken
İrlandalı U2 grubu ve solisti Bono, tam da Kadir Gecesi ve Referandum hengamesinde ülkemizde konser vermek için geldiler. Gelebilirler. Son yıllarda, ülkelerinde ve Batı'da çaptan düşmeye başlamış ne kadar şarıkcı, oyuncu varsa, geçmişteki popülerliğine dayanılarak lanse ediliyor, akıl almaz paralar ödeniyor. Liberal-kapitalist ekonominin metalaştırdığı sanat, içi boşaltılmış olarak tepe tepe kullanılıyor. Adorno bunun kuramını yapmaya, daha doğrusu güncelleştirerek meşrulaştırmaya epeyce çaba harcamıştı.
U2 ve Bono'nun icra ettiği müziğin kuşkusuz bir değeri vardır ama asıl popülaritesi reklam ve cafcaflı tanıtımlardan kaynaklanmaktadır. Amiyane deyişle U2 ve Bono "tüccar" ve pazarlamacıdır. Yüzbinlerce dolara sahip olmaları ancak bununla açıklanabilir. U2 ve Bono zaten bunu oyunun kuralı olarak görüyor ve uyguluyorlar.
Şaşılacak, daha doğrusu acınacak ve utanılacak olansa, Başbakan ve iki devlet bakanının bu oyunda adeta figüranlık rolünü mal bulmuş mağribi gibi can havliyle üstlenmeleridir. Tahtakale işportacısına taş çıkartan bir davranışla Başbakana İpod hediye ediyor ve bunun her satıldığında ilaç alamayan AIDS hastalarına bağış yapıldığını da söylüyor. Bunun böyle olmadığını dünya alem biliyor.
Tabii Bono sürekasıyla birlikte şiş kebab yiyor, dansöz oynatıyor, pişkinlikle de "ülkeniz çok güzel" makarasını sarıyor. Başbakanın çok nazik olduğunu eklemeden de edemiyor. Doğru, Başbakan yabancılara karşı öyle de, kendi vatandaşını koyun karşısına, görün o zaman nezaket neymiş, bunu bilmiyor elin Bono'su!
TEBRİK
Başta Millî Gazete okuyucuları olmak üzere, Ramazan-ı Şerif'i tüm maneviliğiyle karşılayan ve yaşayan mahremiyet içre olan Müslüman kardeşlerimin Iyd-ı Fıtır, yani Bayramlarını tebrik ediyorum. Çile çeken, nâçâr kalmış, mazlum ve mağdurlara yanan gönüllere sabır, selamet ve dua diliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



