Bilmek, bildiğini bilmekle değer kazanır. Bildiğini bilmeyene hatırlatmak, değeri ortaya çıkaran en değerli çalışmadır. Bu yüzden; din nasihattır. Çünkü insan, nisyan ile malûldur. Bilmek kadar, bilmemek de değerlidir. Ancak bu değeri veren şey; bilmediğini bilmektir. İşte tam bu noktada bilmemek, bilmemek değil, bilmediğini bilmemektir. İnsan bilmediğini bilirse, bilmeye başlayabilir. Bildiğimizi zannettiğimiz şey, aslında bilmediklerimiz öğrenmeye engel olan şeydir.
Bugüne kadar bildiğimiz her şeye bu gözle baktığımızda, gerçekten neyi bildiğimiz daha iyi görebiliriz. Dinimizi de bu açıdan bakarsak, sadece biliyor zannediyoruz. İslam dini, Kelime-i Şahadet'le başlayan, namaz oruç ve hac ile bireysel sorumluluklarını tamamlanmasıyla, zekat ve cihad ile de cemiyet sorumluluklarımızı yerine getirmemizi isteyen bir saadet rehberidir. Dinin, ferdi kısmının bilinmesi, cemiyet kısmının bilinmesiyle bütünlük arz edeceğinden iki kanatlı kuş olmak zorundayız. Zekat, fakir-fukaranın, cihad da insanlığa olan borcun karşılığıdır. Bu borcu ödemeyen dinini tamamlamış olamaz.
Eserden müessere intikal kabiliyetinde olan insan, kainatta bir zerre olduğunu ancak eşref-i mahlukat olarak kim olduğunu sorguladığında, ne yapacağını, niçin yapacağını, nasıl yapacağını bilmek zorunda olduğunu görür. Bu görüş, doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı, zulüm ile adaleti ayırma kabiliyeti ile buluştuğunda iradesine vakıf olur. Bu iradenin sahibi olarak yapacağı şey elbette şükür olacaktır. Çünkü bir solucan olarak da yaratılabilirdi!
Bugün insanlığın bilmediği şey: nasıl şükredeceği konusudur. Şüphesiz şükür cihad ile yapılır. Cihadı bilmek, cihadı bilmediğini bilmekle başlar. Bunu başlatacak süreç ise; insanlığın tamamının ümmet olduğunu bilmekle başlar. Müslümanlar bu ümmetin icabet kısmını, kalan insanlar da davet kısmını oluşturur. Cihadeda edilmediği taktirde, ümmet-i icabet sorumluluktan kaçmış, ümmet-i davete karşı görev yapılmamış olur. Cihad eda edilmeden cehennemden kimse emin olamaz. Çünkü iman, sadece "sonunda" cennete gitmeyi sağlamaktadır. Peki"ara"da ne olacak?
Hayat, dünyasıyla ahiretiyle bir bütündür. Arada kalmamak için, ümmet şuuruyla, bütünlük içeren bir din bilgisine ihtiyaç duyuyoruz. Bu yüzden dünya ahiretin tarlasıdır. Ve insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Cihad ekmeden, kurtuluş biçmek inancımıza uymaz. Bildiklerimizi yaparak bize bilmediklerimizi öğreten Rabbimiz, bilmediğimizi bildiğimizde bize neler öğretmez ki... Bilmiyorum demek, ilmin üçte biridir. Tamamına ermek ümidiyle...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




