Çağımız hız çağı; Herşey bir yerden dünyanın başka bir yerine hızla akıyor. Bu "herşeye" insan da, para da, emek de, teknoloji de dahil...
Sürekli bir akış hali mevcut, sınırları yıkan, sınır tanımayan, engellenemeyen başdöndürücü bir düzenle karşı karşıyayız.
Aslında insan da, para da, emek de, bilim de "piyasa"ya hizmet ediyor.
Küreselleşme süreciyle birlikte piyasa hızını artırdı, akışkanlığı özendirdi, sınırları yıktı; böylece kendi iktidarını da iyice pekiştirmiş oldu.
Dünyada yeni bir "düzen" kuruldu.
Kapitalist piyasa düzeni; insana, finansa, emeğe, bilime yeni roller yükledi.
Bu yeni düzende insan önce ahlaki değerlerini, kanaatkârlığını, vefasını, sadakatini ve adalet duygusunu kaybetti. Bunlar olmayınca zaten "adam olmak"tan da çıkıldı. "Piyasanın adımı" olundu. Bugün çevrenizde çok sık gördüğünüz çıkarcı, ahlaksız, inançsız, erdemsiz, vefasız, güvensiz insanlar, piyasanın has adamlarıdır.
Para da yeni piyasa düzeninde karanlık ellere geçti, kirli işlere bulaştı, çarpık düzenin ayakta durabilmesi, çökmemesi için payanda olarak kullanılmaya başlandı. Bu düzende iktidarı para ele geçirdi.
Emek ise kapitalist piyasa düzeninde en değersiz, en hor görülen, küçümsenen, hakkı yenen, değersiz kılınan şey oldu.
Özgür olması, insanlığa hizmet etmesi, insanların huzuru, refahı ve mutluluğu için çalışması gereken bilim ve bilimadamları ise piyasanın "emir kulları" haline getirildi. Yaptıkları araştırmalarda, yazdıkları kitaplarda, verdikleri konferanslarda hep piyasayı kutsadılar, piyasanın önünde eğildiler, çarpık düzenin devamından yana tavır aldılar.
Bunun böyle olmaması gerektiğini söyleyen bir avuç bilim insanı, bir süredir yeni bir hareket başlattılar ve adına da "Yavaş Bilim Akademisi" koydular.
Kapitalist piyasa düzenine, onun dayatmalarına, bilim adı altında yapılan şarlatanlıkların tümüne isyan ediyorlar.
İnternette yayınladıkları manifestoda bakın ne diyorlar:
"Biz bilim insanıyız. Blog yazmayız. Twitt atmayız. İşimizi aceleye getirmeyiz.
Yanlış anlamayın; 21. yüzyılın hızlandırılmış bilimine karşı değiliz. Akademik yayınlara ve etkilerine karşı değiliz. Bilim bloglarına ve medyayla halkla ilişkiler gerekliliğine karşı değiliz. Her disiplinde artan uzmanlaşmaya ve farklılaşmaya da karşı değiliz. Hepimiz aynı gemideyiz.
Fakat hepsi bu olamaz. Bilim, düşünecek zaman ister. Okuyacak ve başarısız olacak zaman ister...
Yavaş bilim, yüzlerce yıl akla uygun olan tek bilimdi. Bugün dirilişi hak ediyor ve korunması gerekiyor. Toplum, bilim insanlarına ihtiyaç duydukları zamanı tanımalı. Daha da önemlisi bilim insanları işlerini aceleye getirmemeli.
Düşünmek, sindirmek, birbirimizi yanlış anlamak (özellikle toplum bilimleriyle doğa bilimleri arasındaki kayıp diyaloğu yeniden inşa ederken) için zamana ihtiyacımız var.
Düşünürken bize tahammül edin."
Bu satırlar, kapitalist piyasa düzenine karşı bilimin asil çığlığıdır.
Medyanın elinde oyuncak haline gelmeye, çok uluslu şirketlerin kâr hırsına alet olmaya, halka değil çarpık düzene hizmet etmeye esaslı bir isyandır.
Almanya'da başlayan bu haklı isyanın, dalga dalga tüm ülkeleri sarması, bu isyana katılan bilim insanının sayısının hızla artması, bilimin namusunun kurtulması, insanlığın hizmetine yeniden sunulabilmesi için kaçınılmazdır.
Bilimin Almanya'dan yankılanan bu çığlığına Türkiye'den kimlerin ses vereceğini, bu haklı karşı duruşu hangi kurumların destekleyeceğini de doğrusu merak ediyoruz.
Ve soruyoruz: Türk bilimadamlarının da bir manifesto yazma zamanı gelmedi mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



