Geçtiğimiz günlerde haberleri izlerken, gördüğüm manzara karşısında irkildim.
Tüylerim diken diken oldu.
İçimi öfke kapladı, "Hayır, bunlar insan olamaz" diye iç geçirdim.
Vahşetin görüntüleri eşliğinde sunulan Suriye ile ilgili haberdi bana bu hisleri yaşatan.
Ürpermiştim...
Zira o görüntülerde İsrail askerlerinin Filistin halkına yaptığı zulmün, işkencenin, vahşetin benzerini görmüştüm...
Manzara çok korkunçtu:
Yıllardır Esad rejiminin zulmü altında inleyen, anasını, babasını, kardeşini, amcasını, velhasıl mutlaka birçok yakınını kaybeden, hapisteki, sürgündeki yakınlarının hasretini çeken, korku ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilen on binler gösteri yapıyor.
Bugüne değin sahip oldukları imtiyazları kaybedeceği endişesiyle gözü dönen Esad güçleri muhalefetin gösterisine gerçek mermilerle acımasızca müdahale ediyor.
Bunun üzerine göstericiler sağa sola kaçışıyor.
Kaçarken biri yere düşüyor.
Protestocuları kovalayanlardan 10-15 kişi bir kaç saniye içerisinde yere düşen göstericinin üzerine çullanıyor.
Kimi sivil giyimli, kimiyse resmi...
Vakit kaybetmeksizin büyük bir öfkeyle joplar, sopalar ard arda iniyor.
Vurdukça vuruyorlar...
Salyalarını akıtan kudurmuş köpek misali saldırıyorlar.
Tıpkı Siyonist askerleri gibi...
Yerde yatanın cansız bir nesne olmadığını, canlı bir varlık olduğuna aldırmaksızın vücudunda vurulmadık yer bırakmıyorlar.
Sert darbeler alıyor protestocu.
Ardından bir hayvanın leşini ortadan kaldırırcasına göstericiyi kana bulanmış elbisesinden tutup kenara doğru sürüklüyorlar.
Görüntüler karşısında kanım donuyor.
Müslüman, Hıristiyan ya da Yahudi, tüm zalimleri lanetliyorum...
İslam dünyasında yaşanan değişimi destekleyenleri eleştirenlere soruyorum:
Bu zulmü yapanların Siyonistlerden bir farkı yokken, çeşitli gerekçelerle halkına karşı bu denli öfke duyan güruhun hâkimiyetinde ısrar edilmeli mi?
Zalimlerin adının Müslüman olması bizim nezdimizde onlara ayrıcalık kazandırır mı?
Bunlar ya da Siyonistler yönetimde olmuş fark eder mi?
Zulüm aynı zulüm... Şiddet aynı şiddet... Vahşet aynı vahşet...
Sadece zalimler güruhu farklı...
Deniliyor ki; Arap dünyasında yaşanan değişim Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP)'un parçası !
Amaç söz konusu ülkelerin bölünüp parçalanması!
Öyle olduğunu farz edelim...
Bu durumda ne yapmak lazım?
Her halükarda halklarını inim inim inleten zalimleri sahiplenmek, onları desteklemek mi lazım?
Bu durumda zalimin adının Netanyahu, Peres, Obama, Bush, Blair, Cameron, Sarkozy, Berlusconi ya da Beşşar olmasının bir önemi var mı?
Mazlum insanlık oldukça...
Dolayısıyla diktatörlere karşı gerçekleşen isyanlar, BOP'un parçası olsa ne olur, olmasa ne olur?
İnsanlar zalimlerin pençesinde inledikçe, ülke bütün olmuş, parçalanmamış kime ne?
Ne yapalım böyle bütünlüğü?
Bir sınıfın sefa sürmesi çok mu önemli?
Anlamış değilim, Müslümanlara faydası apaçık ortadayken niçin karşı çıkmalıyız yaşanan değişime?
Mısır'a bakalım...
Kendi halkını temsil etmeyen diktatör Hüsnü Mübarek'in gidişiyle ne oldu?
İdareyi ela alan askeri yönetim, Mısır halkının duygularını anlayarak en azından Refah Sınır Kapısı'nı açtı.
Artık Filistin nefes alacak!
Böylece Gazze kuşatması sona erecek, İsrail ile ilişkilerde büyük bir değişim olacak.
Dahası, belki sembolik ama yine de artık İsrail işbirlikçisi eski yöneticilerden hesap soruluyor.
Diktatörün karısı mal varlığını devrediyor, avanesi hapsin yanı sıra milyonlarca dolar para cezasına da çarptırılıyor.
Mısır'da büyük bir ihtimalle ilk defa gerçek bir seçim olacak. Ve Mısır halkının istediği kişiler koltuğa oturacak...
Peki hangi durumun insanlığa, Mısır halkına, Filistin'e faydası oldu..?
Mübarek'in orada kalması mı yoksa gitmesi mi?
Tunus halkını inim inim inleten Zeynelabidin Bin Ali iktidarda kalsaydı daha mı iyi olurdu?
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...
Kısacası; Batı dünyasının rol almaya ve yönlendirmeye çalıştığına emin olsam da İslam dünyasında yaşanan değişimin, zulme isyanın insanlığa ve Müslümanlara faydalı olacağından şüphem yok.
Eğer olanlar varsa izah etsin lütfen...
Sonuç:
Uzatılan tüm zeytin dallarını elinin tersiyle iten, muhaliflerin tüm masum taleplerine kulaklarını tıkayan, uzlaşmaya yanaşmayan, bununla da kalmayıp uzlaşmazlığı kanlı bir krize dönüştüren, halkına savaş açan Esad rejimi, çevresindeki alevlerin ısısının arttığını gördü. İntihara yöneldi. Zira zehirli kuyruğunu gövdesine doğru çevirmiş durumda. Görünen o ki; zehrini yıllardır kendisini taşıyan zalim ve köhne vücuduna boşaltacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



