Etrafımızı kuşatan koşullar değiştikçe herşey farklılaşmak zorunda kalıyor; bu durumu dikkate almadan alışkanlık haline gelmiş tercih ve öncelikleri tekrarlamak umulan sonuçları vermiyor. Geleceğin de geçmişten farklı olmayacağı varsayımı ile hareket eden iyi niyetli tercihler sorunların ağırlaşmasına katkı yapabiliyor, doğru ile yanlışı, dost ile düşmanı veya çıkar çatışmalarını algılamak zorlaşıyor. Bizi kuşatan koşulların değişmesi bu durumun farkında olanlar lehine ve olmayanlar aleyhine sonuçlar üretiyor, sorunlar ve dengesizlikler yaratıyor. Özetle söylemek gerekir ise beşer şaşıyor, şaşırtılıyor.
Uzun dönem açısından satınalma gücünde ve tasarruflarda yaşanan değişim bu açıdan ilginç bir görüntü sergiliyor. Satınalma gücü artar ve tasarruf bilinci çok yüksek düzeylerde istikrarlı bir seyir izlerken genelde tatsız sürprizler yaşanmıyor, sorunlar oluşmuyor ve büyük dengesizlikler oluşmuyor. Çorbadan ağzı yananların yoğurdu üfleyerek yiyor olması, başka bir deyişle tedbirli olmaktan vazgeçilmiyor olması veya risk alma isteğinin düşüklüğü etkili oluyor. Böyle ortamlarda büyük çoğunluğun neleri istediğine göre değil neleri istemediğine göre tercihlerini belirlemesi ortaya çıkan istikrarlı görünümün temel sebebi oluyor.
Fakat satınalma gücünde yaşanan artışın durması ve tasarruf bilincinin erimeye başlaması ile herşey farklılaşmaya başlıyor. Yeni nesillerin neyi istemediğinden çok neyi istediğine göre tercihlerini şekillendirmesi, kendisi gibi düşünmeyenleri geçici olarak değerlendirmeye başlamasını gündeme getiriyor ve yeknesaklık hızlanan bir şekilde bozuluyor. Bu durumun çevremizi kuşatan koşulların değişiminden kaynaklandığı anlaşılamıyor; gerçekçi olmayan farklı teşhisler ve kollektif bilinç çürürken bireyselliğin ön plana çıkması her şeyin farklılaşması yönündeki eğilimleri hızlandırıyor. Tedbirli olmaktan uzaklaşılıyor fakat bu nedenle sorunlar henüz ciddi boyutlara ulaşmadığı için ciddi sıkıntılar yaşanmıyor. Bu gidişattan endişe edenlerin uyarıları ciddiye alınmıyor. Toplumsal dokuda yaşanan tahribata genelde kayıtsız kalınıyor.
Bir sonraki dönemde ise sürdürülebilir olmayan eğilimler sahne alıyor; toplumsal akıl, oyun dışı kalırken bireysellik ön plana çıkıyor; neyi istediğine göre yaşayanların tercihleri belirleyici olurken aksi yönde ısrarlı olanların etkisi önemsiz seviyelere geriliyor. Satınalma gücünde yaşanan gerileme ve tasarruf bilincinde yaşanan çöküş görmezden geliniyor, şuursuzluk sürekli yeni rekorlar kırıyor. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını farkedenlerin sayısı artıyor, sorunlar ağırlaşıyor ve dengesizlikler büyüyor; krizler hem kronikleşiyor hem de tahribat gücü artıyor. Kalıcı çözüm göze alınamadığı için günü kurtarmak, borçlanabiliyor olmak başarı sayılıyor. Beşer şaşıyor, kolayca şaşırtılabiliyor. Sürdürülebilir olmayan rotada sınırlar zorlanıyor, saadet zincirinde ısrar ediliyor, kırılırsa onarmaya çalışır, başaramaz isek başımızın çaresine bakmanın bir yolunu buluruz deniyor. Böyle gitmeyeceği biliniyor ama durumu düzeltmek için hiçbir şey yapılmıyor.
Son anlattığımız dönemde yapılanların büyük bir bunalımla sonlanması kaçınılmaz hale geliyor. Satınalma gücü sıfırlanıp işsiz kalınca veya batınca gerçeği anlamak mümkün oluyor, iş işten geçtikten sonra ayılınıyor. Özel sektör hapı yutuyor, bankalar batıyor, şaşan veya şaşırtılan beşer, borç batağında ne yapacağını bilemiyor. Biri yiyor biri bakıyor ve insanlık nefsinin peşinden giderek kendi kıyametini yaratıyor. Faiz haramdır söylemi hatırlanıyor. Ama herkesin kusurlu olduğu biraz görmezden geliniyor, tepkisel tavırlar genelde ön plana çıkıyor. Herşey yeniden yapılmak üzere yıkılıyor. Şuurluluk uzun süreli büyük acılar pahasına kazanılıyor. Satınalma gücü yeniden oluşuyor. Devran dönüyor.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız farklı devirleri sırası ile mevsimlere benzetebiliriz: İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış. Şuursuzluğun her geçen gün yeni rekorlar kırdığına ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına bakar isek sonbaharın sonlarına gelmişiz. Küresel krizi ve son haftalardaki gündemi hatırlar isek yaprak dökümü sürecinde olduğumuzu farkedebiliriz. Öyle ya satınalma gücündeki erimeye rağmen, insanlar borçlanarak ev-araba almak için birbiri ile yarışıyor ise beşerin şaştığını, şaşırtıldığını kabul etmek zorundayız ve tedbirli olmaya çalışmaktan başka şansımız olmadığını görebiliriz... Zira beşerin şaşması veya şaşırtılmasının bedeli her zaman çok ağır olmuştur. Tarih öyle diyor...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



