Önce sessizlik vardı. Mutlak hakikat sessizliğin tülünü araladı ve ondan bir söz doğdu. Söz evren boşluğunda başıboş dolaşmasın diye yüce Yaratıcı onun içini mânâ ile doldurdu.
Mânâ öteler ötesinden gönderilen bir mesajdı. Her mânâ bir kelimeyi yurt edindi kendisine. Ruh bedende ne ise mana kelimede o oldu. Kim kıymetini daha iyi bilirse kelamın kelimeye o emanetçi kılındı. Bazen göğüste yara açtı o kelimeyle emanetçi, bazen göğüsteki yarayı pansuman etti. Yerin göğün taşımaya cesaret edemediği emaneti beş harfliler çabucak kabul ettiler. Adına zalim dendi, adına cahil. Çünkü taşıyamayacağı yüke talip olmak hem cehalet hem zulümdü.
Zalim beş harfliler bir şeyi yerli yerine yerleştirmemekte hünerliydiler. Daha bidayette böyle başlamıştı serüven. Hep aynı minval üzere sürüp gitti. Kendini ait olmayan yere uygun gördü, bahçelerden sürüldü. İsmini andığınızda ölümsüzlük yalanına inandı, boşluğa doğru bağırdığında yankısına kandı beş harfliler. Omuzları kafasını taşıyamayacak denli zayıftı. Bütün bir ömür gölgesini peşinden sürükler gibi zafiyetini doyurup beslemeye çalıştı. Zayıflığını göremeyecek kadar zafiyet içerisindeydi. En çok da zaman karşısında aldığı farklı yenilginin hazımsızlığını yaşıyordu. Onu yaratan çelimsizliğine merhamet gösterdi, fazla yük vurmadı sırtına. Ama hiçbir beş harfli anlamdı bunun hikmetini. Sırta yüklenmeyen her ağırlığın bir lütuf ve nimet olduğunu anlamadı. Onun için nankör yaftasını boynuna asarak dolaşmaktan gocunmadı.
Nankördü beş harfliler; ne ekmeği görebildiler ne de ekmeği toprağa ekeni. Ekene şaşı ekine kördüler. Sadece nefislerinden ödünç aldıkları gözlerle dünyayı gördüler. Onlar şükretsin ve şükrettikçe varoluş kaynaklarını hatırlasınlar diye yüce Yaratıcı zorlu sınavlara soktu onları; açlıkla, korkuyla, yoksullukla ve ölümle sınadı. Hiçbir sınavda ortalamayı tutturamadıkları halde merdivenleri üçer beşer çıkmaya kalktılar. En çok da "aceleci" özellikleriyle tanındı beşharfliler. Sabır isterken bile 'çabuk olsun' niyazında bulundular.
Ne garip ve ne tuhaf! Sadece hayırda değil şer yarışında da şampiyon olmak için ihtiras kanatları takmaya çalıştı kendine beşharfliler. Merak edenler için söyleyelim, beş harfliler bir yerden başka bir yere giderken hırs yakıtını kullanırlar. Arka ayakları öndekileri geçmeye çalışır. Dar gönüllü ve pek hırslı olduğunu tescillemiştir yüce kitap. Kendi eştiği çukurda debelenip durur. Çıkış krokisinden yararlanmamak için kendi enkazını kutsamaya gayret eder. Bu bir inattır. Beş harflilerin inadını ne zahitler kırabilir ne de zabitler.
Sadece ölüm kırar onların inadını ancak. Nuh der peygamber demez; hâlbuki Nuh'un da bir peygamber olduğunu herkesten iyi bilirler. Neden Nuh'a peygamber demekte inat yaparlar acaba? Az ötede kendilerini bekleyen son derece lüks ve şatafatlı bir yat onları beklemektedir. Bu yüzden Nuh'un gemisine yaklaşmak istemezler. Zira Nuh'un gemisi risaleti teyit eder. Sözü kendine emanet olarak alan beş harfliler, Rablerinin öğrettiği isimleri kâinat kitabının başlığına uygun kullanmak yerine ne yazık ki sağa sola fırlatmayı tercih ederler.
Kelimelerin ve isimlerin sağa sola fırlatılması bildik bir oyunun tekrarıdır. Bu en eski oyun kelimelerden arındırılmış kafaların ve anlamdan uzaklaştırılmış kelimelerin birbiriyle tokuşturulmasıdır. Bu oyun literatüre 'tartışma' olarak geçmiştir. Tartışmak karşılıklı olarak kendini başkasında tartmaktır ki buradaki tartı ne haktır ne de hakikat, sadece tebcil edilip şımartılan egodur.
Neye yakındırlar beş harfliler? Kendileriyle aralarını açabilecek ne varsa ona daha yakındırlar. Bazen bir kafiye konforu yaşamak için bile kendileriyle aralarına kara kediler sokabilir. Onun içindir ki nisyan ile isyan arasında gidip gelirler. Nisyandan malülen emeklidirler. İsyana sapmasın diye mazereti kabul edilip erken emekli edilmişlerdir. Az yaşamaları bundandır. Zira bir ağaç kadar bile bu dünyaya ait değildir beş harfliler. Beş tane harfin imlediği gizil bir dünyanın içerisinde doğup ölürler. Anasır-ı Erbaa (toprak, su, ateş, hava) içre âlemin zübdesidirler. Bir bakarsınız eşref-i mahlûkat bir bakarsınız esfel-i safilindirler.
Yaratılışlarındaki güzel kıvamı, doğalarındaki fıtratı bozmak için teknoloji, çağdaşlık ve sanayi gibi çarkların insafına teslim olmuşlardır. Beş harflidirler. Kendilerini ayakta tutan anlamı- o son kelimeyi de -yitirdikleri için, sözcükleri değil topu topu beşle sınırlı harfleri kalmıştır geriye. Sanki adını söylersek beş harf de uçup gidecekmiş gibi bir his var içimde. Onun için "beş harfliler" bu hitabımdan alınıp gücenmesinler. Belki de birlikte bu sessizlik kapısından yola çıkıp bir kelimeye doğru gideriz. Kim bilir belki de bir cümleye. Allah bizden hoşnut olursa cümlemizden de razı olur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



