Yol her zaman handan iyidir, der Cervantes. Yola çıkmak ve yol üzerine çok şeyler söylemişiz insan olarak... Bizim geleneğimizde yol üzerine güzel benzetmeler yapılmış aynı zamanda. Veysel olmuş uzun ince bir yolda gündüz gece gitmişiz. “Kenardan geçerim yol sizin olsun” demişiz türkülerimizde... Yürü der Kenan Rifai daima yürü durma! Durmak geri tekâmüldür, ölüm bile seni yürürken yakalasın’. Biz insan olarak hep bir yolu yürürüz. Yol başka gibi gözükse de hep aynı yolları yürür insanoğlu. Kimimiz “yollar yürümekle aşınmaz” deriz. Kimimiz yolları gide gide usanırız. Kamyoncuysak hem yol bizi taşır, hem biz yolu taşırız sırtımızda. Yolların hem kavuşturan hem de ayıran bir tarafı yok mudur?
Öyle ki: “Beraber yürüdük biz bu yollarda” diyen şarkı sözümüz çok meşhur olmuş, hatta slogan haline gelmiştir. Bir yolda beraber yürümenin ne manaya geldiği hususunda yeniden derinden derine düşünmek istiyorum. Bir yola beraber çıktığınız insandan bazı beklentileriniz olur. İnsanız ya son derece masum beklentilerdir bunlar. Mesela vefa, dostluk, güven, sadakat ve adamlık gibi insani şeyler hepsi de... Yola asıl anlamını katan da bir ölçüde beraber yola çıktığınız arkadaşlarınızdır. Gemiyle uzak bir yolculuğa çıkacaksınız oturur bir düşünürsünüz ve kararınızı verirsiniz. Bu kararınız ilk önce sizi ilk limanda gemiden atmayacak bir kaptanın gemisine binmek olacaktır. Sonra gemi tayfasına bakarsınız. Yolda herhangi bir terslik olmaması için. Yolcu için elbette varacağı istikamete giden bir gemiye binmek her şeyden önemlidir.
Durup düşündüğünüzde; doğru kaptanın gemisine binmiş olmanın verdiği rahatlığı üzerinizde hissedersiniz elbette.
Bizim için önemli olan da, geminin sahile varıp varmamasından ziyade; beraber yola çıktığımız adamlarla yeniden aynı gemide olmak isteyip istemeyeceğimizdir. İnsanlar genellikle geminin sahile varıp varmamasına bakar; ama yolda verilen zayiatlar da çok önemlidir. Beraber yola çıktığı arkadaşlarını ilk fırsatta gemiden atıp kendini kurtarma telaşına düşen kaptanlara da kimsenin uzun boylu güveneceğini düşünmüyorum. Zafere giden yolda her şey mubahtır anlayışı ilk bakışta mazur görülse bile kendi kendimizle baş başa kaldığımızda veya başımızı yastığa koyduğumuzda kendimizi rahat hissetmiyorsak; o zaferin ne önemi var.
Aldığın ne ki, kıytırık bir gemi kırdığın bu kadar kalbin yanında ne anlam ifade ediyor? El bağlayıp önünde divan durduğun hocanın yüzüne gururla bakamadıktan sonra; dünyanın tapusunu eline verseler neye yarar ki… Dalından kopan yaprağın yönünü rüzgâr tayin ediyorsa bunda dalın da kökün de suçu yoktur. Dal rüzgârı affeder ama yaprağına kırılmıştır bir kere.
Geçmişteki parlak aynaların geleceği aydınlatacağı gerçeğini göz önünde bulundurarak; her adımdan bir ders çıkarmanın yollarını buluruz. Anlatılan hikâyeler, kıssalar, benzetmeler hep ibret almamız içindir. Maddeyle ölçülebilen her şeyi kaybedebiliriz. Kaybetsek de bunları yeniden kazanmamız mümkündür. Manevi bir anlam taşıyan kazançların kaybedildiğinde yeniden kazanılması güçtür. Bunların başında da itibar gelmektedir. İsminizi, itibarınızı bir kere ayaklar altına aldı mı, geri kazanmak da kolay olmayacaktır. Onun için hayatta hiç yapmamanız gereken bir iş varsa beraber yola çıktığınız insanlara yan çizmektir. Lügatinize sadakati, onuru ve vefayı yazmamışsanız sizin Anadolu’da köy kahvesinde oturan insanlarla konuşup anlaşmanız mümkün gözükmemektedir. Onların diliyle konuşmadığınız yüz ifadenizden hemen belli olacaktır.
Beraber yürüdüğünüz yollarda yanlış bir hareketiniz olmuşsa insanların gözündeki krediniz sıfıra iner ve siz bu krediyi okyanus ötesine gemilerle açılıp kazanmanız asla mümkün olmayacaktır. Yol üzerine konuştuğumuz bu yazı sonunda diyebiliriz ki yeni bir kaptan bulduk. Biz yeniden bir yola çıkarken, öteki gemidekilere yolun sonu görünüyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



