Farkında mısınız bilmem, yüzyılın davası olarak adlandırılan Türkiye'deki birçok siyasi cinayetin kara kutusu sayılabilecek Ergenekon davası hızlı bir şekilde sulandırılıp karartılmaya çalışılıyor.
Delillerin karartılmasından değil muhtemel kişilerin göz göre göre bir hengâmeyle arada kaynatılmasından bahsediyorum.
Artık delilleri karatmak da öyle pek mümkün değil.
Ne 'çok gizli evraklar' yakmakla ne de silahlar toprağa, cesetler kuyulara saklamakla tükeniyor.
Sadece şu ana kadar ortaya çıkan silahlar bile dün ne yapıldığını ve yarın neler yapılmak istendiğini korkunç bir şekilde ortaya çıkarmaya yetiyor.
Toprağa gömülmüş cephaneliklerden, kuyulara atılmış cesetlere kadar bakınca açıkça görülüyor ki ortada gemi azıya almış bir yapılanma var.
Kampanya görüntüsü vermeye çalışan bu şer kumpanyası hedefe ulaşmak için toplumu birbirine düşürmek dâhil her şeyi mubah sayıyor.
En sıkı bağlandıkları düstur 'Düşmanımın düşmanı dostumdur' ilkesi.
Ne de olsa onlara göre insana karşı en kullanışlı silah yine insandır.
Niyetleri de boş arazilerde derin çukurlara gömülen silahlar gibi bir bir ortaya çıkıyor.
Ortaya çıkanları yeniden saklandıkları yere geri göndermek mümkün olmayacağına göre şimdilerde en çok yapılmaya çalışılan şey, bunların üzerini örtmek ya da karartma uygulamaya çalışmaktır.
Bu da genelde ya yön saptırma ya da gürültü çıkarma yöntemleriyle yapılıyor.
Ev soyulmuştur; hırsız hariç herkes suçludur. Çünkü hırsız sadece evin eşya düzenini değil evdekilerin gündemini de değiştirmiştir. Herkesi birbirine düşürüp gürültü karanlığından yararlanarak kaçan hırsız suçlu olduğu çakılmasın diye dönüp dönüp mağdur edildiği iddiasıyla ev sahibini suçlamaktadır.
Tam da böyle bir manzaraya denk düşen gelişmeler yaşamaktayız.
Elbette suçlu olduğu kanıtlanmadıkça her insan masumdur.
'Beraat-i zimmet asıldır'
Bu kural mefhum-u muvafakat esası gereği kim olursa olsun bütün suçu ispatlanmamışları içerisine alır. Ne var ki ortada çok önemli kanıtlar varken, bütün adresler hep aynı kişileri gösteriyorsa hiçbir şey yokmuş gibi davranmak da karanlıktan istifade etmek isteyenlere cesaret verir.
O halde yukarıdaki Mecelle kaidesini tek taraflı okumamak gerek. Bir de mefhum-u muhalefet esası vardır. Buna göre bir takım somut işaretlerden yola çıkarak suç işlediğine dair kuşku duyulan herkes suçsuz olduğu ispat olunmadığı sürece muhtemel suçluluk hali devam ettiğinden yüzde yüz masum kabul edilemez.
Sanık durumundaki kişi şayet iftiraya maruz kalmış değilse ya da yargısız infaza uğramamışsa berat-ı zimmet kaidesine mefhumu-u muhalefetinden bakmak her zaman daha isabetli olur.
Yoksa 'beraat-i zimmet' hâlâ ülkede söz söyleme hakkını zimmetine geçirmiş kanun üstü bir takım anormal adamların beraat etme imtiyazı falan mı sanılmakta?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



