Sinemaya yeni bir soluk getirdiğiniz için dünya çapında ses getiriyorsanız sonraki işlerinizden aynı sesin çıkması için ya yine yenilik yapacaksınız ya da en azından kendinizi tekrar edeceksiniz. Yenilik namına kendi çizginize halel getirirseniz, sicilinizi lekelemekten başka bir şey yapmış olmazsınız. Çok sıradışı şeyler değil, yazdıklarım. Sinemaya mahsus bir durumda değil. Hangi konuya isterseniz uyarlayabilirsiniz. Meşhur ifadesiyle 'zirveye çıkmak değil, orada kalmak zordur'.
Alejandro Gonzales Inarritu, sinema açısından zirve değil belki. Lakin dünya sineması açısından çok önemli bir isim. "Paramparça Aşklar ve Köpekler", milenyumun başında kayda geçen en kıymetli eserlerdendi. Peşine gelen "21 Gram", başrol oyuncusunun da etkisiyle (Sean Penn) çıtayı yüksekte tuttu. Sonrasında gelen "Babil", en azından kendini tekrar etme durumundaydı. Kötü değildi, sadece 'beklentilerin altındaydı'. Ama "Biufitul" var artık. Yani "Babil", koltuğunu bir 'güzel'e kaptırdı.
Meksikalı ünlü yönetmen Inarritu'nun filmi "Biutiful"dan bahsediyorum. Cannes Film Festivali'nde 'en iyi erkek oyuncu' ödülünü aldı. Şöyle bir göz gezdirdim; hemen her bilirkişi Biutiful'a tam not vermiş. Açıkçası bugüne kadar 'tam not' ifadesini nadiren kullanan biri olarak, Biutiful'a geçer notu ancak verebiliyorum. Tekrar edelim; kötü film değil. İyi film. Ama bir başyapıt değil (bu ifadeye de hastayım ya).
İspanya'nın Barselona şehrinde geçen hikâyede, Oscar ödüllü aktör Javier Bardem, Uxbal adında kanuna aykırı işleri yüzünden başı polisle derde giren bir adamı canlandırıyor. Aykırı işleri zaruretten yapıyor. İki çocuğuna bakması ve mültecilere de yardım etmesi gerekiyor. Gerçekten bu 'yardım etmek' ifadesini filmde hissediyorsunuz. Özellikle yirmiye yakın mültecinin bir depoda öldüğü sahne sonrası, bunu daha iyi idrak ediyorsunuz. Yer yer haklarını da savunuyor, mültecilerin. Filmin en olumlu yanı, 'gökdelenlerin dibinde yokluk çekenler' mesajını işliyor olması. Güzel çerçeveler eşliğinde, Inarritu tarzı kurgu ve müzik ile de filmden tat alıyorsunuz.
Gel gör ki, film uzadıkça (148 dakika) hayal kırıklığına yaklaşıyorsunuz.
Doğaüstü güce sahip başrol oyuncusuna rağmen materyalist mesajları da almıyor değilsiniz; 'ölmemek için öldüreceksin', 'büyük balık küçük balığı yutar' vs.
Kapitalist-emperyalist sömürü düzeninin doğurduğu 'mültecilik müessesesi'nin nasıl işlediğine yakından şahitlik ederken, paranın rengi olmadığı gibi insanlığın da rengi olmadığını görüyorsunuz. Filmde, 'bu zamanda babana bile güvenmeyeceksin' sözü yalanlanırken, 'iyilik yap, iyilik bul' sözünden yana sıkıntı görülüyor.
Javier Bardem'in Oscar almasına şaşırmayız. Yeteneği su götürmeyen Bardem, filme de artı katmış. Bardem ayarında bir oyuncu oynamasaydı film aynı sesi getirir miydi, emin değilim.
Diğer taraftan filmde Inarritu açısından hayal kırıklığı oluşturan en bariz nokta ise; başladığı yerde biteceğini tahmin edebiliyor olmanız.
Sözün özü; 'Ben Biutiful güzel demem, Inarritu çekse dahi'.
Bal, İsrail'deki ödülü neden reddetmemişti?
Bal, dilimize nasıl çalındı ki, yine gündemde.
Semih Kaplanoğlu, filminin İran'dan aldığı ödülü reddetti. Gerekçesi ise İranlı yönetmenler Cafer Penahi ile Muhammed Resulov'a verilen hapis ve sinema yapma cezaları. Kaplanoğlu yaptığı açıklamada şöyle diyor:
"Uluslararası dağıtımcımız 'The Match Factory', Yusuf Üçlemesi'nin diğer iki filmi gibi Bal'ı da, geçtiğimiz yıl İran'a satmıştı. Böyle durumlarda film festivallerine katılım konusunda kararı o ülkenin dağıtımcısı vermektedir. Nitekim Bal'ın Fecr Film Festivali'ne katıldığını, filme verilen senaryo ödülü vesilesiyle haber aldık. Ve ödülü reddettiğimizi 'The Match Factory' aracılığıyla uluslararası kamuoyuna ilettik."
Bu haber 'ajanslar'a düşünce, herkesin aklına şu soru geldi:
İyi güzel de, Kusturika'ya ve İran'dakilere gösterdiğin hassasiyeti Filistin için niye göstermedin de Hayfa Film Festivali'nde alınan ödülü reddetmedin?
Bu soruyu dile getirmek için bizzat Kaplan Film'i aradım. Firma yetkilisinin verdiği cevaba göre, İsrail'de alınan ödül 'dağıtımcı'ya verilmişti. Hatırladığım kadarıyla da öyleydi. Film, İsrail'deki gösterimi sırasında desteklenme babında ödüle layık görülmüştü. Bu durumda da ödülü Semih Kaplanoğlu değil dağımtıcı almış oluyor ve ödülü Kaplanoğlu'nun reddetmesi söz konusu olmuyor.
İçimi kemiren bir konuydu. Aslını öğrenmiş olduk.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



