Zaman zaman merhum Âkîf’in “Safahat”ını okurum. Bazan tevâfuk eseri orada okuduklarımla “duygularım” aynîleşir. Meselâ “Hüsran” başlıklı şiir gibi...
Bağrı yanık şairimiz 1919 yılında yazdığı bu şiirinde duygularını şöyle dile getirmiş:
“Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı, / İslâmı uyandırmak için haykıracaktım. / Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak, / Ben zaten uzunboylu düşünmekten uzaktım. / Haykır! Kime, lâkin? Hani sahipleri yurdun? / Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım; / Feryadımı artık boğarak, na’şını, tuttum. / Bin parça edip şi’rime gömdüm de bıraktım.”
Âlem-i İslâmın, Ümmet-i Muhammed’in halini düşündükçe Âkif’in haykırmak isteyişi gibi haykırmak istiyoruz. Ama ne çare çoğu defa feryat bile imkansızlaşıyor. Nasreddin Hocamızın fıkrasındaki hâdise gerçek olmuş gibi. Yani taşlar bağlı itler serbest durumu yaşanmakta.
Mesleğimiz icabı, okuyoruz, araştırıyoruz, inceliyoruz, geziyoruz, konuşuyoruz. Dolayısiyle Müslümanların başına nasıl çorap örülmek istendiğini, nasıl tuzaklar kurulduğunu görüyoruz. Gördüğümüz tehlikelere karşı îkaz etmek istiyoruz, ama çoğu defa “mevzuat” elimizi kolumuzu bağlıyor, ya da sesimi “layık kulaklara” duyuramıyoruz.
Yeis ya da “meylürrahatlık” şuûrlu bir Müslümanın kapısına yanaşmamalı. “Bana ne canım, yan gelip yatarım, keyfime bakarım” düşüncesi iğrençtir, tiksindiricidir. Müslüman son nefesine kadar hem âhiret hayatı için gereği gibi hazırlanmalı, hem üzerine düşen vazife ne ise onu yerine getirerek İ’lâ-yı kelimetullah için çalışmalı...
Bazan nefis diyor, “Yahu bu kadar çalıştığın yeter. Çekil köşene...” Ancak Asr-ı Saadete, Kur’an-ı Kerim’in ve Hadis-i Şeriflerin verdiği derslere bakınca bunun son derece yanlış bir görüş olduğunu anlıyorum. Onun için Allahu Teâlâ’dan niyazım, son nefese kadar rızasına uygun şekilde çalışmayı nasip buyurmasıdır.
Gençlerimizin dinimizi, tarihimizi layıkı vechiyle bilemediklerini esefle müşahede etmekteyim. Bu tablo karşısında ağlayıp sızlamak yerine, “Ben ne yapabilirim?” diye düşünmekteyim. Dinî ilimlerde mütehassıs olmasam da bu hususta da yapabileceklerim var. Meselâ mesleğimin imkânlarını kullanarak gençlerimize doğru kaynakları gösterebilirim. Peygamber Efendimizin (asm) gösterdiği, Sahabe-i Kiramın harfiyyen yaşadığı, binlerce evliyanın ve asfiyanın tasdik ettiği istikametli yolu gösteren eserleri ve o eserlerden yararlanarak faydalı bilgileri gençlerimizin istifadesine sunabilirim.
İslam tarihindeki parlak sayfaları gençlerimizin nazar-ı dikkatine sunarak, cihad şûurunu besleyici eserler verebilir, doğru tarihi anlatabilirim. Yakın Tarihle ilgili çok geniş bilgi birikimimi şu an “yazılı” olarak tam olarak ortaya koyamasam da bu hususta da yapabileceklerim elbette vardır. Elhasıl “eli kolu bağlı durmak” ve tembel tembel oturmak bize yaraşmaz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



