Bir: 'Vaad' ve 'yasak', Türklerde iktidar teknikleridir.
İki: Adalet, Türklerde bir varoluş kavramı. Dünyanın en büyük adaletsizlik, Türk toplumunda. Bir çelişki yok.
Üç: Her Türk tutukludur. Türk'ü tutuklayan bir başka Türk.
Türklerde işe yarar adamlar, kızaktadır. 'Kızak' diye birşey var. Türklerde kızak; kurum, gelenek ve tutuklama tekniği olarak hep var, oluyor. İkinci grup iş yapanlar, iş adamları. Hem de her tür iş. Genel olarak, aradakiler, komisyoncular ve saire.
Bir imkânsızlık propagandası yapılır. Politik iktisatın öteki türlüsünün imkânsızlığı anlatılır. Bir şef, tutuklulara diyor ki: 'Oturun oturduğunuz yerde. Ayağa kalkmanız imkânsızdır. Bu kadar insan neden öldürülüyor sanıyorsunuz. Ayağa kalkmaya teşebbüs ettiklerinden'. Şef, hayatını geçirdiği yerde belirsizlik yaratmak üzere çalışır. Şef'i şef yapan, verilmiş bu görevdir. Görev, global ölçekteki baba tarafından tevdii edildi. Şimdiki baba, Obama.
Malcolm X diyor ki: "Ben bir Amerikalı değilim. Ben Amerikanizme kurban edilmiş yirmi iki milyon kara insandan biriyim. Bir maskeli sahtekârlık olmaktan öte hiçbir anlam taşımayan demokrasiye kurban edilmiş 22 milyon kara insandan biri. Bundandır ki burada durup size hitap eden bir Amerikalı, yahut bir vatansever, yahut bayrağa selâm duran biri, yahut bayrak dalgalandıran biri değildir; hayır, ben bunlardan hiçbiri değilim. Ben konuşuyorsam, bu Amerikan sisteminin bir kurbanı olarak konuşuyorum. Ve ben Amerika'yı ona kurban edilmiş birinin gözüyle görüyorum. Hiçbir Amerikan rüyası gördüğüm yok; ben bir Amerikan kâbusu görüyorum".
Politik iktisadın idaresinde, iktidar teknikleri olarak 'vaad' ve 'yasak', kullanıldı, kullanılıyor. İki ayrı zaman diliminde, iki ayrı grup için. Vaad; uyutma, gönül alma, bekletme tekniği. Kendilerine vaad edilen şeylerin gerçekleşmediğini görenler, 'yasak' ile karşı karşı getirildi. Küçük kesim için yasak çalışır, çalıştı. Makyavelli'nin Prens'ini her şef okur, bilir. Büyük kesim için vaad, zamanın dönüştürülmesi ile gerçekleştirildi. Bir devrede çiftçi, diğer zamanda memur, gelecek zamanda esnaf arasında dolaştırılan mama, ekmek, para, gelir, bir tane olmasına rağmen birden çok kesimi memnun etti. Sesini çıkartana 'imkânlar'dan söz edildi. Kimsenin bilmediği, aklının ermediği, ölçemediği, denetleyemediği imkânlardan.
İşe yarar adamlar ile iş yapan adamlar arasındaki çelişki, Türklerde politik iktisatın dinamiği sayılmalı. İş yapan adamlar, değerlendirme yapanlardır. Duruma ilişkin değerlendirme yapılıyor, durum değiştiğinde değerlendirme değiştiriliyor. Anlam, değer, sonuç, ilişki değiştiriliyor. İşe yarar adamlar, bir prensibe bağlı yaşayanlardır. Durum ne olursa olsun prensiplerine uygun davrananlar, bu gruptadır.
'Reel Politik', adını verdikleri birşey var. O'ndan anladıkları. Bir: Patron kim ise o'nun kölesi olalım. İki: Patron, patron ise biz köle oluyoruz, olmalıyız. Üç: Günlük hayat ayrı bir eylemdir, değer başka birşeydir.
Bir 'doğru ile yalan söylemek' icadı yapıldı. Kullanılıyor.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



