Başörtüsü meselesi, İmam-Hatipler'in ve bunlarla bağlantılı imiş gibi gösterilerek Meslek Liseleri'nin üniversiteye girişlerine getirilen engel, Kur'an Kursları ile ilgili tuhaf sınırlamalar...
Üzerinden uzun seneler geçse de, henüz bir arpa boyu yol alınamayan meselelerden bazıları bunlar.
Katsayı meselesinde YÖK tarafından üzerinde çalışıldığı bilinen formülü heyecanla bekliyor ve artık Danıştay'ın müdahale etme şansı olmayacağı bir yol bulunabilmesi için dualar ediyoruz. Çünkü Danıştay'ın meseleye bakışının, Milletimizin arzu ettiği gibi olmadığı ve olmayacağı açık...
Özellikle son yıllarda yaşadığımız ve Türkiye açısından hakikaten olağanüstü denilebilecek bazı gelişmelere bakarak, saydığımız konularda ciddi mesafeler alınamamış olmasının biraz garip olduğunun altını çizmekte de fayda var.
Ülkemizin hemen bütün sahalarda büyük kayıplar vermesine sebep olan 28 Şubat Süreci'nin artık bittiğini rahatlıkla söyleyebilmek için, o dönemde başlatılan ve yüz binlerce insanımızı doğrudan yaralayan uygulamaların tamamının kaldırılması gerektiği, herhalde herkesin malumudur.
Anayasa ve kanunlarca belirlenmiş sınırları aşmak hususunda oldukça cesur davranan kurumlara nasıl çekidüzen verilebileceği, oldukça yoğun mesai isteyen bir konu, biliyoruz.
Ancak, bu yönde yapılan çalışmalara paralel olarak, birilerinin tamamen kendi keyiflerine göre oluşturdukları yasakçı yapıya son verebilecek bazı adımların atılmasının da, belki tam zamanı.
Nihai merci olmanın rahatlığı ile, teoride olmayan yetkileri de kullanan bu kurumlara aksettirmeden de iş yapabilmenin yolları olsa gerektir. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde okuyan bir kızımızın peruktan şapkaya geçişi üzerine derslikten çıkarılmasının yanlış bir uygulama olduğu yönünde Üniversite yönetimince verilen cevap, yanlıştan dönmenin ilk adımı olabilir.
Anayasa ve kanunlara aykırı olarak yürütülen başörtüsü yasağının güya dayanağı olan meşhur ve bizatihi kendisi hukuka aykırı olan yönetmeliğin, öğrencileri derslik dışına çıkarma gibi bir hususu kapsamadığı anlaşılmış oldu, en azından.
Yine aynı yönetmeliği bahane ederek, üniversite kapılarından kızlarımızı yüzgeri edenlere de davranışlarının hukuksuz olduğunu ve bu uygulama ile iki kere suç işlediklerini, hem de acilen hatırlatmak gerek,
İki kere suç; çünkü yönetmelik öğrencilerin okula alınmamalarını içermiyor ve kapı önünde bekleyen özel güvenlik görevlilerinin kılık kıyafet denetlemesi yapmaya teşebbüs etmeleri de suç!..
Türkiye'deki hukuki mevzuatta, başörtüsü yasağını haklı gösterebilecek herhangi bir metin olmadığı yıllardan beridir yazılıyor ve söyleniyor.
Kılık kıyafetin serbest olduğunu içeren bir kanun maddesi varken, temel haklardan olan bu hususun; bir başka Anayasal hak olan eğitim-öğrenim hakkının engellenmesi için bahane olarak kullanılmasına devam edilmesine son vermenin zamanı çoktan geçmiştir.
Samimi olup olmadıkları ayrı bir mesele. Ama başörtüsü yasağı, şu anda aydın kesim arasında da taraftarı olmayan ve kaldırılması gerektiği hususunda nerdeyse fikir birliği olan bir yasaktır. Daha önce zaten yürütme gücünü elinde bulunduranlar yasakçı olduğu için uygulanan yasağın, şimdilerde de sürdürülüyor olmasını anlamak güç.
Yürütme, gücünün farkında olarak harekete geçebilirse, yargının müdahil olamayacağı uygulamalara imza atabilir.
Kanun koyucu gibi davranamayacağı Anayasa emri olan Anayasa Mahkemesi, sınırlarını aşıyor ve kanun koyucu gibi davranıyorsa; yok hükmünde olması gereken karar ve yorumları neden uygulanıyor, mesela?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



