Mahalli idarelerin kilit noktası şüphesiz, belediye seçimleri ve belediye başkanlığıdır. Belediyecilik, derebeylik değildir. O sebeple; nam, şan, artistlik vs. her ne kadar tanıtım açısından önemli ise de, hizmet açısından geçerliliği olan bir unsur değildir, olmamalıdır.
Belediye hizmetleri kişisel beceri ve bu işi yapma (hizmet etme) yetisi ile değerlendirilebilir, ülkemizde. Çünkü seçimlerde aday üzerine ittifak seçilmesi üzerine yapılmakta, ne yapması ve neler yapması üzerine değil (Sait Mermer). İşin kırılma noktası belki de budur. Halk (oy veren), beklentilerle dolu ama bu beklentileri adına seçim yaparken kriter konusu biraz sapmış durumda. Bu da tıkanıklık ve hizmet alamama olarak dönüyor.
Belediyelerin hizmetleri ne olmalıdır?
Belediyeler, ana görev olarak fiziksel, sosyal ve biyolojik açıdan hizmet etmeli, ekstra hizmetleri de bu çerçeve üzerine bina edilmelidir. Tam manası ile sosyal belediyecilik için tartışmasız kaidemiz, Belediye yönetimlerinin oy veren-vermeyen ayrımı yapmadan hizmet etmesi, irtibatının kopuk olmaması, her daim gündemi mahalli olması, çözüm ve proje üzerine görev sürelerini sürdürmeleridir.
Fiziksel çerçevede belediyelerin ana hizmeti, görüntü ve gürültü kirliliğine son vermektir. Bu kirlilik adına harcadığı ve harcanan paraları yaşanılabilir bir il/ilçe kurmak adına harcamalıdır. Sosyal çerçevede, sosyal yaşamı iyileştirici ıslah çalışmaları bulunmaktadır. Türkiye halkı hızla fakirleşmekte buna bağlı olarak da toplumsal duygular yıpranmakta, fert, aile ve toplum huzuru zedelenmektedir. Sosyal politikalar bu noktaya temas ederek, önleyici, iyileştirici ve tedbirli olmayı sağlayacak çalışmaları içermelidir. Tabi ki, sosyal planda birçok mesele bulunmaktadır. Özellikle Büyükşehirlerin ana problemleri sokak çocukları, evsizler, dilenciler, yoksul ve kimsesizler üzerinde ciddi hamlelerin atılması gerekiyor. Kültürel faaliyetlerinde sosyal çerçevede ele alınması gerekiyor. Bugün belediyeler dost ahbap ilişkilerine göre kültürel etkinlikler tertip etmektedir. Bu yanlıştır. Ayrı bir mesele olsa da konuya dâhil etmekte fayda var: Ülkemizin bir kültür programı yok. Kopuk, aşırı, hiç ya da belediye bültenlerini doldurmak maksadıyla yapılanlar bir şey ifade etmez. Kalkıp neyzenlere tahsis ettiği mekâna, kendi fikrince güzel olduğuna inandığı ve ismi ben koydum oldubitti diyerek; "Neyhane" gibi ucube bir ifadeyle güzel bir hizmete gölge düşürten anlayış toplumu ve belediyecilik anlayışını hantallaştırmaktan ileriye gidemez.
Sosyal meselelerden biri olan özürlülere yönelik faaliyetlerini toplama merkezine Cemil Meriç ismini vererek, vefa gösterdiğini sayanlara ne kadar ciddi bir hata yaptıklarını anlatsak anlamazlar ayrıca sanırım.
Biyolojik çerçeveyi iki noktaya ayırarak ifade etmek gerekir: Gıda üretim, depolama, satım yerlerinin denetimi ve insanların sağlıklarıyla adeta alay edenlere tavizsiz yaptırımlar uygulamak. Diğer nokta ise; sorumluluk alanında bulunan bir tek insanın dahi aç ve açıkta kalmamasını sağlamak.
Toplum olarak ortak bir şuurla beklentilerimizi dile getirmek, arayışlarımızı ve bulduklarımızı değerlendirmemiz bize mesafe kat ettirecek meseledir. Bugün Türkiye'de ne yazık ki, belediyecilik anlayışı diye bir tabir yok. Hizmetlerinde güç odaklarını ön planda tutarak ya da yeni güç unsurları oluşturma derdinde olanların varlığı, yaşanılabilir beldelerin azalmasına sebep olmaktadır.
İktidara yakın olmadan hizmet alamayacağız tedirginliğini oluşturarak, sosyal yardımlarla oy kapmaya kalkışarak, açılımlarına hamaset bulaştırarak, kesintisiz iktidar güdüsüyle koltukları bırakmama da direterek davrananlarla yürümez artık bu çark. Acil olarak Türkiye'de belediyeler üzerine reformlara gidilmeli, hizmetlerin yerelleşmesi sağlanmalıdır. Belediye başkanlığına standartlar getirilmelidir. Koltuklar iki dudak arasından çıkan isimle belirlenerek, dost ahbap ilişkilerine bağlı sürmemelidir. Hizmet ve hezimet iyi değerlendirilmelidir.
"Odyesseus'un dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen dil bilginleriyle, çalgılarını akort etmesini bilip de yaşayışlarını akort etmesini bilmeyen müzisyenlerle, adaletten söz etmeyi öğrenip adaleti uygulamayanlarla alay edermiş Kral Dionysius." (Montaigne, Denemeler) Artık bugün bu alay/olay gündemimizde olmalıdır. Kolay ve ucuz olmamalı belediyecilik. Ehliyet ve liyakat ciddi irdelemelerle gözden geçirilmelidir. Nasıl olursa olsun seçim kazanmalıyım değil, nasıl olursa olsun hizmet etmeliyim ana ilke olmalıdır. Bana büyük işler çevirmek olanağı verilseydi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim demek yerine yaşayışı ve duruşu ile bunu temin edecek davranışlar içinde olarak, bulunduğu mevki ne ise onu ihya etmek en önemli mesele olmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



