Bilinen hikayedir: Babasından mesleği devralan dam aktarıcı oğul koşarak gelir yanına. "Senin her yıl aktardığın zengin konağının tüm kırık kiremitlerini değiştirdim. Artık orası hiç akmayacak!" Eyvah, der baba oğluna. "Eyvah ki ne eyvah! Geçim kaynağımızdı orası bizim. Sen ne yaptın?"
Başbakan bey'in başörtüsü olayını çözüme kavuşturmak için seçimi hedef gösterdiğini okuyunca gazetelerde, dam aktarıcı oğul akıllanmış, işini biliyor, dedirmiştir bu ülkedeki aklını başında tutan tüm insanlara.
İsrail'in OECD üyeliği için seçimleri beklemeyen Başbakan bey'in başörtüsü olayının çözümüne seçimden sonra demesi, örnek aldığı, öğütlerini tuttuğu babası T.Özal'ın yolundan sapma yapmadığını göstermez mi?
Evet,aynen!
T.Özal'ın çoğunlukla iktidar olduğu 83 seçimlerinin milletvekili listesinde dikkatimi çeken kıdemli bir CHP'liyi sormuştum; CHP'nin senatörlerinden bir hukukcu komşuma: "T.Özal neden koydu bu zatı listesine?"
Savcılık ve senatörlük yapmış adam. T.Özal'a uzak duranlardan olsa da bilmez mi kimin ne kadar çektiğini? Cevap şöyle idi:
"T.Özal kurnaz adamdır. Sorduğun kişi, iyi bir kanun yazıcısıdır. Bir yerlerden dönmesini istemediği kanunları ona yazdıracaktır. Gördünüz mü işte, biz kanunu çıkarttık ama bir türlü kabul ettiremiyoruz, diyeceklerini de başkalarına, muhasebe kökenlilere filan havale edecektir!"
Diyorum ki: Bu ülkenin insanları T. Özal'ın nasıl öldüğünden çok, nasıl yaşadığını merak etmeliler. Yaşarken, ihtilalci K.Evren'in dahi maslahatgüzarlık olarak tuttuğu İsrail ilişkilerini nasıl ve hangi gerekçe ile büyükelçiliğe döndürdüğünü, ülkenin üniversitelerinde okumak isteyen kız çocuklarını, hangi işlemlerle YÖK'e yem ettiğini bilmeli bu ülkenin insanları. Bilmeli ki, seçimlere havale edenlerin, seçimleri bekleyenlerin çantasındaki keklik olmaktan kurtulabilsin.
Çözüm, neden bir sonraki seçim?
Bir önceki seçim, seçim değil mi idi? Ve kazanılmamış mı idi? O günlerde o sorun yok mu idi?
Vardı!
Ve sorulmuştu seçimi kazanan AKP adlı hükümet partisinin bir bakanına. Şimdi başkanlık kürsüsünde oturuyor galiba.
Bizim, demişti o en tepedeki iki AKP'li den ikincisi. Bizim öyle bir sorunumuz yok! O dediğin yüzde ikibuçuk'un sorunudur!
Bugün "Kılıçdar istemiyor" diye çığlık atan yörüngedeki medya, o zata sormamıştı: Yüzde ikibuçuk kim? Kimi kastediyorsunuz? Bu ülkeyi yüzde ikibuçuk ve diğerleri şeklinde mi anlıyorsunuz? Diğerleri de o yüzde ikibuçuk'a katıldıklarında/karıştıklarında ne olacak?
İşte bugün bu sorulardaki korkuyu iliklerinde yaşayan/hisseden başbakan bey, diyor ki. Başörtüsü seçimden sonra? Ama hangi seçimden? İki sonraki seçimi anlatmak olmasın maksatları?
Yüzde ikibuçuk olarak anlatılan o insanlar, tek tek biliyorlar kendilerini. Bugün yüzde yirmibeş olmak şartıyla nefes alıp verdiklerini ve gömlek giydiklerini de biliyorlar.
Seçim, bu ülke insanlarının Saadet'e erme seçimi olacaktır!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



