"Muhtâç isen füyûzuna eslaf pendînin
Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi'nin
Yâ Fahr-i Kâinat sen ifyâ et ecrini
Divân-ı Kibriya'da bu şark ercümendinin" (*)
Yahya Kemal Beyatlı
24 Mayıs 2008 tarihinde Millet Yazma Eserler Kütüphanesi'nin açılışına katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Divanü Lugâti't Türk, sanıyorum dünyanın başka bir ülkesinde olsa öğrenciler, öğretmenler kitabın orijinal nüshasını görmek için buradan Saraçhane'ye kadar kuyruklar oluşturur. Bizde ne olacak, görmek istiyorum" demecini vermişti.
Bekledik, gördük. Sayın Bakanın ortaya koyduğu "bekle, gör" politikası hiçbir sonuç vermedi. Vermesi de hamasetten öte bir 'olasılık' değildi zaten. Fevzipaşa Caddesi'nden Şehzadebaşı'na yürüyen kalabalıkları kütüphaneye uğratmanın bir yolu olmalıydı, fakat nasıl? Popülizmle mi? Hayır.
Basit bir örneklemeyle çözümleyelim:
Bu mekân, İspanyol ressam Salvador Dali'nin tablolarının sergilendiği Sakıp Sabancı Müzesi değildi. Ki, bu serginin bile "backraund"unda (arka planında) bir takım 'fizibilite' (uygulanabilirlik) çalışmaları mevcuttu. O yüzden insanlar günlerce "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali" sergisini gezebilmek için kuyruklar oluşturmuştu.
Fakat uzun kuyrukların hayaline dalan Sayın Günay'ın, Millet Yazma Eserler Kütüphanesi'ni ziyaret önermesinde, herhangi bir fizibilite tezi yoktu. Dolayısıyla yıllardır yanlış eğitim ve kültür politikaları sayesinde kendisine yabancılaştırılmış, 'kendi tarihini okumaktan yoksun insanlar'ın bu mekânı ziyareti de beklenemezdi.
İngilizceye verilen değer, Osmanlıcaya da verilmedikçe bu mümkün değildi. Ve bunun tek yolu; Batı'ya sunulan "Avrupa Kültür Başkenti Projesi"nin yanında, güneşin semalara yükseldiği medeniyetler coğrafyasını da gözardı etmemekti.
Herşeye rağmen, kültürel politikalardaki "bekle, gör" mantığının biran önce revize edilmesi için yine de ümidvarız.
Neden mi ümidvarız? Onu da kısaca ve bağlantılı bir örnekle zikredelim. Yukarıda bahsi geçen programda verilen bir başka sözün, bugün bizleri ne kadar çok gönendirdiğini izaha çalışalım.
Sözün sahibi Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir o tarihte ne demişti: "Fatih Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi'nin projeleri kapsamında gerçekleşecek olan Fatih'teki kültür merkezine Ali Emîrî Efendi'nin ismi verilecek."
Fatih Belediye Başkanı Demir'e olan özeleştirilerimizi saklı tutarak; Kültür Bakanı'nın "bekle, gör"üne nisbetle, Akşemseddin Caddesi yanına inşa edilen "Ali Emîrî Efendi Kültür Merkezi" gibi muhteşem bir eserin ortaya konulmasından dolayı başkan nezdinde emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz.
Yapılan bu güzel hizmet, "kuşatılmışlığın" kırılan bir halkası olarak büyük bir teveccüh gördü. Arkasından Fatih Belediyesi'nin 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü gerçekleştirdiği "Ali Emîrî Sempozyumu"; kendisini "yüzleşme aynası"nda görmek isteyenlerin akınına uğradı.
"Kendini kitaplara, kitaplarını da milletine adayan adam: Ali Emîrî Efendi"nin özel eşyalarından oluşan sergi adeta; "Ölülerine kıymet vermeyenler, dirilerine sahip çıkamazlar" fısıltılarıyla, misafirlere tekrar geçmişini hatırlattı. Ayrıca 'sempozyuma özel' hazırlanan 16 sayfalık "Tekrar-ı Havadis" gazetesinde, Ali Emîrî Efendi'nin kişiliği ve eserleri hakkında detaylı bilgilere yer verilirken, döneme ait tarihî olaylar da gözardı edilmemişti. Bu arada davete icabet eden misafirleri büyük bir hoşgörüyle karşılayarak, yardımcı olmaya çalışan Faysal Özkul beyefendi de teşekkürü hakedenler arasındaydı.
Ekrem Kaftan'ın sunumuyla başlayan sempozyumun, açılış konuşmasını Belediye Başkanı Mustafa Demir'in yapmasının ardından, sinevizyon eşliğinde Aytekin Yılmaz, Melek Gençboyacı, (Suna ve İnan Kıraç çiftinin kültür elçisi) Doğan Hızlan söz aldı. "Son Emîrî" Füsun hanımefendi plaketini alırken, hüzün ve sevinci birarada yaşadı; orada bulunan herkes gibi.
Turgut Kut, Raşit Gündoğdu, Vahdettin Işık, Mustafa Kaçalin, M. Uğurlu Arslan, Sadık Yazar, Dursun Gürlek, Mehmet Serhan Tayşi ve Nail Bayraktar konuştukça salonu hıncahınç dolduran konuklar, "yitik hazine"lerini bulmuş gibi sevindi.
Millet Kütüphanesi'nin eski müdürlerinden muhterem Mehmet Serhan Tayşi beyefendi ile kültür merkezinin merdivenlerinden ağır ağır inerken satır aralarında kullandığı, "bazı insanlar makamlarını yüceltir, bazı insanları ise makamlar" ifadesi çok şey anlatıyordu, böyle bir programın ardından. Yazımı bu veciz ifadeyle bitiriyor, yorumunu sizlere bırakıyorum.
(*) Muhtaç isen feyizli bilgelerin nasihatına / Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi'nin / Bütün alemlerin kendisiyle iftihar ettiği, Sen takdir et mükâfâtını / Azametli ve kudretli olan Allah'ın huzurunda, bu doğu şereflisinin


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



