Oruç günlerinin ardından dünyadaki sevincimizi, mükâfatımızı peşin almanın huzuru içinde bayrama eriştik. Zorluklardan sonra kolaylıklar olduğu gibi, oruçla nefis terbiyesinden sonra bu anı taçlandıran kutlu günler ikram etmiş bize Rabbimiz.
Ahiret için kazanacağımız bütün hayırları bu dünyada kazanacağız. Her bir ibadetimiz mabudumuza kulluğumuzun bir şahidi ve nişanesi olacak. Allah'a kul olduğumuzun ispatı ve şahidi olmazsa, bizler yarın gerçekten mahzun ve garip kalırız. Kul için, kulluğun tek ispatı, delili olan ibadetten başka bir nişane yok.
Çok şükür, Ramazan-ı Şerif günlerini oruçla, teravihle, hatimle, fıtır sadakası ile geçirdik, en önemlisi de tekrar kalbimizde Allah'la irtibat kurarak, bayram sabahına eriştik. Bizim mutluluğumuzu, dünyadaki sevincimizi en güzel ifade eden kelime bayram havası, bayram günü, bayram yeridir.
Allah'ın bizlere lûtfettiği bu kutlu günlerin sevincini en güzel biçimde idrak etmeyi, hayatımızın her anını, her gününü bu sevincin neşesiyle geçirmeyi en mühim bahtiyarlık işaretlerinden sayıyoruz. Bu dünyada bizlere ikram edilen bayram neşesinin, ahiret hayatımızda daimi olması en güzel duamız. Bayramı bayram yapan özelliklerin başında iman kardeşliğinin ve Allah'ın kulu olmanın verdiği mutluluğunun şuuru ile büyük küçük herkesin aynı mesud anları idrak etmesinin ve paylaşmasının rahmeti gelmektedir.
İslâm insanları, ibadethanelere, gizli mekânlara, odalara, dağ başlarına veya şehir içlerine hiçbir zaman hapsetmez. Keder de, neşe de, ibadet de, bayram da ortak bir coşkuyla, bütün müminlerinin gönülden katılımıyla kutlanır. İlahi rahmet taksim olunurken, filan cemaate, filan zümreye, filan gruba, filan yola, filan görüşe, filan anlayışa ayrıcalık, özerklik tanınmaz.
Allah'a ve Resulüne iman eden her mümin, Müslüman olmanın sevincini, gücünü, rahmetini, bereketini ve mağfiretini bütün mümin kardeşleriyle ve aynı duygular içerisinde idrak eder.
Bayram günleri, bütün kulları adeta eşitler ve en uçtakinden en diptekine hepimizi İslâm ve iman kardeşliğinde buluşturur. Bilhassa bayram günlerinde makam, mansıp, rütbe farkı sıfıra iner. Tek ölçü vardır, büyükler ellerden, küçükler gözlerden öpülür. Hangi makam ve mansıp sahibi, hangi ilimde derin ve engin bilgi sahibi, hangi gönlü kırık garip ve yetim Allah'a kulluktan daha üstün bir dereceye erişmiştir?
Müminlerin tek ölçüsü vardır, bizde üstünlük ancak takva ile yani Allah'ın emirlerine bağlılık iledir. Kişileri, makamları, rütbeleri, mansıpları hep yücelten, üstün gösteren anlayışlar belki kişi ölünceye kadar geçerlidir. Aslında bunun da Allah ve müminler katında hiçbir değeri ve itibarı yoktur. Bizim en önemli atasözlerimizin başında "İlle gelen düğün, bayram" yer alır. Keder de, tasa da, sevinç de, coşku da diğer insanlar da katılırsa anlamlıdır. İnsanlar yoksa insanlık olmaz, kullar yoksa kulluk olmaz.
Siz hiç, kendi evinde, kendi hücresinde, kendi köşesinde ve kendisiyle bayram eden, bayram kutlayan birisini gördünüz mü? Sadece dinî hassasiyetler bakımından değil, her bakımdan sosyal münasebetler ve insanlık tarihi bakımından bayramın, düğünün tek karşılığı ilin, ülkenin, herkesin gönülden katılmasıdır. Bayramda, gönüllerimizi yükseğe koymayacağız. Bayramda diğer kardeşlerimizin sevincine ortak olacağız. Bayram bizim köşemizde, bizim kurallarımızla anlamlı değildir. Bayram kardeşlerimizle buluştuğumuzda anlamlıdır ve o zaman bayram olur. Bayram, Allah'ın insanlara en güzel lütfûdur.
Nemrutlaşan, Firavunlaşan, Karunlaşan nefsimize karşı en müthiş bir İlahi hatırlatmadır, onlar gibi olmayın. Onlar birer timsaldir, onların tavrını benimseyen her nefis onlara benzer. Hiç hatırdan çıkarmayalım, tamam Azazil bir melekken üstünlük taslayarak şeytanlaştı ama Nemrut da, Firavun da, Karun da hepsi bizim gibi birer insandı, beşerdi. Onlar azgınlıkta sınır tanımadılar. Onlar imtihana tabi tutulduklarını kabul etmediler. Onlar insanları ancak biz imtihan ederiz dediler. Onlar ibadet eden değil ibadet edilen olmak istediler. Onlar kendilerine kulluğu yakıştıramadılar. Kulluktan üstün bir makamda olmak istediler, kendilerini İlahlaştırdılar.
Kulluğu reddetmek, İlahlaşmanın bir yolunu, çaresini aramak demektir. Biz de onlar gibi birer insanız. Onlara verilen gücün, imkânın, iktidarın belki azı belki çoğu da tek tek her birimize veriliyor. Biz, insanlığımızı unutmadıkça, biz ibadetle mükellef kardeşlerimizin sevincine, tasasına, bayramına ortak oldukça yine kullar safında yer alacağız, elhamdülillah.
Kullara kin duyanlar, kullara öfke duyanlar, azgınlıkta, taşkınlıkta, yakıp yıkmakta sınır tanımayanlar maalesef insanların, kulların safından Nemrutların, Firavunların, Karunların safına geçiyor. O safa geçenler hangi sosyal ve siyasi görüşü benimserse benimsesin insanlığın başına yukarıdaki belalardan, örneklerden birisi olmaktan kurtulamazlar. Kulluktan yüce bir makam bilenler varsa, kulluktan üstün bir hizmet bilenler varsa, kulluktan kıymetli bir görüş, anlayış bilenler varsa söylesinler onlara tabi olalım.
Nefsine, hevasına, arzusuna söz geçiremeyenler, kulları, müminleri, kardeşlerini düşman bilenler maalesef Nemrutların yolunda yol almaktadır. Ne mutlu, bayramı İlahî bir lütûf bilerek milletin, ülkenin, vatanın, müminlerin kardeşliğine, sevincine katılanlara, ortak olanlara. Ne mutlu, tarafgirliğini, partizanlığını, koyu görüşlerini bahane ederek müminlerin gönlünü yıkmayanlara müminlerini kendine adeta can düşmanı bellemeyenlere. Ne mutlu kullardan bir kul olduğunu idrak edenlere. Ne mutlu bu tür tavırlar içindeyken İslâm kardeşliğinin, bayramın verdiği neşeyle taşkınlığı terk edenlere. Ne mutlu İslâm âleminin bayramında, kendinin gerçekten bu âlemin sadece bir üyesi olduğunu kabul edenlere.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



