Sevgili peygamberimizin, Sa'd bin Malik'e verdiği bayrağın zemini siyah ve üzerinde beyaz renkte hilal varmış. (İbni hacer, el-isabe fi temyizissahabe, Sa'd bin Malik maddesi)
Yine peygamber efendimizin Vahşi bin Harb'e verdiği bayrağın zemini sarı imiş ve üzerinde beyaz hilal varmış. (İbni asakir (H.499/M.1105-H.571/M.1175), Tarihu Dımışk, Vahşi bin Harb'in hayatı bölümü)
Bayrağımızda, minberimizde ve minarelerimizde hilal olması, sevgili peygamberimizin bayrağında da hilal olmasından kaynaklandığı ifade edilir.
Osmanlı Sultanlarından Birinci Ahmet, peygamberlik bahçesinin gülü, peygamberlerin şahı, sevgili peygamberimize olan aşkını sembolle ifade etmek için efendimizin ayak izini sorgucunun üzerine nakış gibi işlettiriyor, onun ayak izini başının üzerinde taşıyor ve bir şiiriyle de bunu açıklıyor:
"N'ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rusûl'ün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün"
Ayak izini başına taç yapan sultanlar, ta Selçuklulardan itibaren sevgili peygamberimizin bayrağındaki hilali kendi bayraklarına nakşetmişler ve başlarının da üzerinde tutmuşlar.
Camilerin dışında caminin en yüksek yeri olan kubbe ve minarenin de en yükseğine yerleştirip herkesin görmesini sağlamışlar.
Minare ve kubbede hilali gören herkese namazı ve namaz kılınacak mescidi hatırlatmışlar.
Sevgili peygamberimize gökyüzündeki hilal hakkında sorular sorulduğunu ve onlara faydalı olanın bildirildiğini Rabbimiz Kur'an-ı Keriminde "Sana hilâlleri sorarlar. De ki: Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüsüdür." Diye haber vererek hilalin faydalarından birini haber vermiş. (Bakara suresi ayet 189)
Hilalin kainata ve insanlara bin faydası varsa onlardan birinin de vakitlerin belirlenmesi olduğunu haber vermiş Rabbimiz.
Akif merhum, Çanakkale Şehitlerini anlatırken "Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!" diyerek şehidin değerini anlatırken hilalin değerini de dillendirmiş oluyor.
Hilal, bulunduğu yerden indirilirse oraya haçın dikildiğini,
"Ezanlar sustu... Çanlar inletip durmakta âfâkı.
Yazık: Şark'ın semâsından Hilâl'in geçti işrâkı!" feryadıyla anlatırken, hilalin İslamı temsil ettiğini, haçın da Hıristiyanlığı temsil ettiğini anlatır.
Mabetlerimizde hilalin yerine haç takılmaması duasını yapar Mehmet Akif ve bu duasını İstiklal Marşının içine yerleştirir:
"Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli."
1982 yılında kabul edilen Anayasanın üçüncü maddesine göre "Millî marşı "İstiklal Marşı"dır.
Anayasanın dördüncü maddesine göre de "3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Allahın ve Müminlerin güvencesinde olan şehadetler, (Yani, "Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Rasülüllah" kelimeleri) laik ve demokratik Anayasanın da güvencesindedir.
Burasını da laikler düşünsünler.
Not: "Akif'in Diliyle Açıklamalı İstiklâl Marşı" isimli kitapçığım okunabilir. Cantaş yayınevi İstanbul 1999.
İsteme telefonu (0212)5111085


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



