Türkiye'de son birkaç hafta içinde yaşanan gelişmeler, bu ülkede iplerin başkalarının elinde olduğunu gösteriyor. Gündemin sürekli değişmesi, yeni gündemlerin beklenmedik bir anda ortaya çıkması, kimin haklı, kimin haksız olduğunu test edecek imkânı ortadan kaldırıyor. Ülkenin geleceği konusunda kaygıya düşenler, bir çıkış noktası bulmak için çabalayanlar her defasında çıkan kuru gürültü dolayısıyla duyulmaz oluyor. Sesleri daha halka ulaşmadan perdeleniyor, çabaları işlevsiz hale getiriliyor. Böylece Türkiye gerçek gücünün farkına varmadan, kısır gündemlerin peşine takılarak bir "üçüncü dünya" ülkesi görüntüsü sergiliyor. Özellikle 2000'li yılların başından beri, Türkiye hızlı bir şekilde köklerinden uzaklaşıyor, kendini var eden değerleri yok sayarak bunu gerçekleştiriyor. Yaşanan bu değişim, belli güçler tarafından parlatılan ve 'bir umut' olarak halka sunulan yeni siyasi aktörler devreye sokularak yapılıyor.
Türkiye'de emperyalist politikaların yerleşmesi, hüküm sürmesi Kemal Derviş'in paraşütle Türkiye'ye indirilmesiyle başladı. Hatırlayın! Dünya Bankası'nın sıradan bir memuru olan Kemal Derviş, bir kurtarıcı olarak takdim edildi. Ecevit'e rağmen Kemal Derviş partiler üstü bir konuma getirildi. Koca Meclisi by-pass edilerek, milletin idam fermanını hazırlayan yasalar süratli bir şekilde yasalaştırıldı. Kemal Derviş görevini başarıyla tamamladı ve ortadan çekildi. Derviş'i bugün hatırlayan bile yok ama adına "Derviş Yasaları" dediğimiz değişiklikler, yıllardır milletin canına ot tıkamayı sürdürüyor. Ülke kaynaklarının emperyalistlerce sömürülmesi sistemli bir şekilde devam ediyor. Kısacası Türkiye, seçimle gelen hükümetlerce değil, Kemal Derviş tarafından oluşturulan "üst kurullar" eliyle yönetiliyor. Sekiz yıldır iktidarda olan AKP, bu konuda sessiz kalmayı sürdürmüş, Kemal Derviş'in bıraktığı yerden devam ederek, tarafını seçmiştir.
Ortaya çıkan kaset skandalıyla birlikte bütün gündem alt üst oldu. Baykal'ın istifa etmesi AKP açısından iyi olmadı. Deniz Baykal, AKP için can simidiydi. AKP zora girdiği, oyları düşmeye başladığı her dönemde, Deniz Baykal'ın imdada yetişmesiyle durumu kurtardı. Top hep CHP'nin ceza sahasında oynanıyordu ve AKP çok rahattı. Baykal istifa edip aradan çekilince, AKP en 'stratejik ortağını' kaybetmiş oldu. Şimdi top, CHP'nin ceza sahasından AKP'nin ceza sahasına taşınmış oldu. Bu AKP'nin hesaplamadığı bir durumdu. Siyaseti dizayn eden güçler bakalım bundan sonra hangi hamleyi yapacaklar.
Siyasette vefanın olmadığı son yaşananlarla bir kez daha ispatlanmış oldu. Kaset skandalından sonra Deniz Baykal'ın arkasında duran, hatta dönmesi için gözyaşı döken, açlık grevi yapan partililer, Kemal Kılıçdaroğlu adaylığını açıklayınca hemen saf değiştirdiler ve böylece vefanın sadece İstanbul'da bir semt adı olduğunu ispat ettiler.
Medyada estirilen olumlu havanın aksine, Kemal Kılıçdaroğlu'nun da tipik bir CHP'li gibi jakoben bir anlayışın savunucusu olduğunu görmek şaşırtıcı olmasa gerek. 2002 seçimleri öncesi Tayyip Erdoğan ve partisi için medyanın pompaladığı rüzgâr (Başbakan bugün her ne kadar medya desteğini kabul etmese de), şimdi Kılıçdaroğlu ve CHP için estiriliyor. Buradan anlaşıldığı gibi, "halk iradesi" dediğimiz şey, medyanın parlattığı ve sahneye sürdüğü aktörün halka seçtirilmesiyle neticelen bir sürecin adı olmuştur. Türk toplumu, hafızası zayıf ve hayatı günü birlik yaşadığı için geçmişten ders almıyor, dönen dolapların farkında olmuyor ve kendine sunulanı hemen kabul ediyor. Sonuçta ortaya ardı arkası kesilmeyen 'sahte kahramanlar' çıkıyor ve milletin has duygularını kendi emellerine alet ederek 'saltanat kayığında', 'hayatın tadını' çıkarmayı, günlerini gün etmeyi sürdürüyorlar.
Türkiye'de siyaset hiçbir zaman normal seyrinde devam etmedi. Hep dışarıdan yapılan müdahalelerle yönlendirildi. Bu yönlendirmenin görünürdeki birinci yüzü medya oldu. Bugün birden bire medyada bir Kılıçdaroğlu havası estirilmesi boşuna değil. Anlaşılan AKP'den istediğini alan güçler şimdi yeni bir iktidar hazırlığına girmiş görünüyor. Ortaya çıkan kaset skandalıyla Baykal'ın tasfiye edilerek Kılıçdaroğlu'nun önünün açılması, bir anda CHP'nin medya tarafından bir iktidar alternatifi olarak gösterilmesi, bu çabayı doğrulamakta. Bakalım açılan pandoranın kutusundan bundan sonra ne çıkacak?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



