Bilhassa Batı'nın ulusalcı çevrelerinde İslam'a yönelik manevi bir saldırı var. Lakin bu saldırı ulusalcı çevrelerle sınırlı değil. Ulusalcılıkla Hıristiyan taassubunun buluştuğu noktalarda bu saldırı kendisini daha ziyade ortaya koymaktadır. Sözgelimi, Thilo Sarrazin 'Almanya Kendini Yok Ediyor' adlı kitabıyla zengin olmanın kısa ve kestirme yolunu buldu. Selman Rüşdi gibi İslam'a hakaretten para kazanıyor. Dünyada Arapçaya çevrilen kitapların diğer dillere çevrilen kitapların sayısından çok daha az olduğunu savunan Sarrazin, "İslam dünyasının büyük ölçüde içine kapanık olduğunu, bunun da 'İslamcı saldırganlığı' körüklediğini savunuyor. Böylece bu içe kapanıklılığın, Arap ülkelerinin ekonomik açıdan zayıf kalmasına yol açtığını ve Müslümanların Avrupa çapında topluma kötü uyum sağlamasına neden olduğunu öne süren Sarrazin, "Bu insanlar (Araplar) daha hızlı bir şekilde çoğaldığı için de, bu halk grubu zaman içinde toplumda bir dengesizlik üretiyor. Aptallar fazlalaşıyor" ifadesini kullanıyor. Esasında bu ifadeler Bush'un zihin dünyasından yansıma kareler veya apartma ifadeler. Sorun, Arapların zeka seviyesiyle alakalı değil, taklit ettiği Bush'un geri zekalılığıdır. Babası ve kendisi ' Mr. geri zeka' yani 'Mr. Moron' olarak bilinmektedir.
"Aptallığın genetik olduğunu savunuyorsunuz" ifadesi üzerine Sarrazin, "Bilim adamları, ölçülebilen zekanın yüzde 50 ila 80'inin genetik olduğu konusunda görüş birliği içinde" cevabını veriyor. Lakin daha sonra bu sözlerinden de çark etti. Adolf Hitler'in "Mein Kampf" (Kavgam) adlı kitabında benzer görüşlerin yer aldığının hatırlatılmasına karşılık da Sarrazin, kendi kökeninde Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden insanların bulunduğunu kaydetti. Etnik kökeninde Müslüman bulunup bulunmadığının sorusuna karşılık Sarrazin, "Soyadım Güney Fransa'da çok sık duyulur. Orta Çağ'da 'Sarrazenen' adı verilen Arap korsanlarından alınmadır. Gençliğimde siyah bıyığım ve kalın esmer saçlarımla, kalın montun ve kot pantolonun içinde çoğu Türk'ten daha fazla Türk gibi görünüyordum. Kreuzberg'te hiç dikkat çekmezdim" diye konuşuyor.
n
Sarrazin hazır kalıpçılık veya hazırı gaiple mukayese etmiş. Arapların içine kapalı oldukları tezi saçma bu suçlama daha ziyade Almanlara intibak etmektedir. Almanların ve Batılıların fazla kitap okumalarının nedenleri irdelendiğinde bu husus fazilet değil kusur olarak karşımıza çıkıyor. Şöyle ki, okudukları kitapların geneli 'fiction' yani kurgu tarzı eserlerden oluşmaktadır. Bunun nedeni de aslında içine kapalı ve bencil olmalarından kaynaklanıyor. İnsanlara yukarıdan baktıklarından dolayı diyalog kuramıyorlar ve kendi içlerine kapalı olarak yaşıyor ve bunun için de toplumlarına yabancılaştıklarından boş vakitlerini hayali tarz kitap okuyarak geçiriyorlar. Elbette kurgu tarzı kitaplar okumak bizatihi bir kusur değil. Lakin iletişimin yerine geçtiğinden dolayı kusur haline geliyor. Şarklılarda ise hala sohbet kültürü bir dereceye kadar yaygın görünüyor. Bununla birlikte, Şarklılar da sohbet yerine iletişim araçları üzerinden temas kuruyorlar. Bu da iletişimi engelleyen bir iletişim tarzı. Bunun yaygın üretim ve tüketim kültürüyle alakası var. Binnetice, Sarrazin'in ulaşmış olduğu sonuçlar üstünkörü. Tamamen hikmetten uzak, burnunun dibini görmeyen çıkarımlar.
n
Batı'da cami ve başörtüsü gibi İslam sembolleri (şeair-i İslamiye)nin yasaklanması ve onlara yönelik hakaret üzerinden siyasi çerçeveli bir çamur ve bevl yarışı sürüyor. Siyasiler İslami değerler üzerinde bahis oynuyor. Le Pen, Chirac ile cumhurbaşkanlığı üzerine yarış yaparken kızı Marine le Pen ise 2012 yılında yine cumhurbaşkanlığı seçiminde Sarkozy'nin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu yarışın yakıtının İslami değerler olacağından kuşku yok. Sarkozy okullara getirdiği başörtüsü yasağı ve ardından sokaklara getirdiği çarşaf yasağından sonra bu defa da sokaklara namaz yasağı getirmeye hazırlanıyor. Marine le Pen de sokaklarda namaz kılınmasını işgale ve Nazi işgaline benzetmişti. Dolayısıyla Wilders'ten sonra bir de karşımıza Sarkozy ve Marine Le Pen gibi Avrupalı ulusalcılar çıkıyor. Marine Le Pen daha sonraki konuşmasında ülkede cami yapımına sınır getirilmesini istemiş ve minarelerin boyunun düşürülmesini talep etmişti. Daha önce de, 'papaz kızı' olarak ünlenen Merkel de minarelerin boylarının kilise çanlarından daha kısa olması gerektiğini savunmuştu. Dolayısıyla Batı'da bir İslam düşmanlığı salgını var. Bunu daha ziyade Avrupa'nın ulusalcıları körüklüyor. Sokakta namaz kılınmasının yasaklanması domino etkisi gösterebilir ve Moskova gibi camilerin yetersiz olduğu başkentlerde taklit edilebilir ya da aşırı sağcıların ve Rus ulusalcıların sokakta namaz karşıtı tepkilerini tetikleyebilir.
Armut dibine düşermiş, o misal Le Pen ile kızı Marine birbirine ne kadar da benziyor! Ne diyelim: Anasına bak kızını al, babasına bak fikrini tanı!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



