Yıl 1974... Kıbrıs'ta üzücü olaylar yaşanıyor... Türkiye, Ada'da yaşanan sorunlara bigane kalamayacağını anlayınca, ABD'yi karşısına alarak, Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenliyor. Hemen akabinde ABD de Türkiye'nin burnunu sürtmek adına bir dizi ambargo uygular.
Prof. Dr. A. Hamit Serbest, o yıllarda yaşadığı bir anekdotu şöyle anlatır: "1978 yılında İTÜ Elektrik Fakültesi'ne bir dizi seminer vermek üzere ABD'den çok tanınmış ve saygın bir profesör geldi... Sohbetlerimiz hep gelip ambargoya dayanıyordu... Biz ısrarla Amerikalı profesörü ambargonun yanlış ve haksız olduğuna ikna etmeye çalışırdık... Bir akşam, profesörün inadı karşısında sabrımız taştı ve ABD'nin bize karşı dürüst olmadığını, eski teknolojileri sattığını söyledik. Ardından da son silahımızı kullandık; "Vermezseniz vermeyin, biz de Rusya'dan alırız" dedik. Son sözlerimiz profesörü çileden çıkardı ve birkaç dakika bize komünizmin ne kadar tehlikeli olduğunu bağırarak anlattıktan sonra birden durdu. Bize dönerek, siz ABD'yi Türkiye'ye eski teknoloji ve hurda malzeme sattığı için suçluyordunuz değil mi dedi. Hemen ekledi; Almasaydınız, alırlarsa biz eskimolara buzdolabı bile satarız."
Bugün Türkiye hâlâ teknoloji ve ağır sanayi alanında ABD'den yüklü alımlar yapıyor. ABD'nin iki dudağı arasından çıkacak sözlere duçar olan Türkiye'nin durumunda bir değişiklik yok. Emperyal güçlerin köhnemiş teknolojilerini almaya devam ediyoruz. Dünya 4G'ye geçiyor bize 3G'yi kakalıyorlar, biz de zil takıp oynuyoruz.
Fransız düşünür Voltaire ''Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, aptalların ahmaklıklarıyla uğraşmak zorunda olmalarıdır.''der. Haklıdır. Türkiye'de vahşi kapitalizme karşı çıkan, egemen güçlerin tüm dünyayı nasıl sömürdüğünü kavrayan ve bunu etrafındakilerle paylaşanların en büyük talihsizliği işte bu.
Mao'nun talimatıyla 1953'te kurulan ve ilk Türk otomobili Devrim'e de esin kaynağı olan otomobil markası FAW, ardan geçen yıllar içinde tüm dünyaya ihracat yapan bir firma haline gelirken, bizim 'Devrim' arabamız ancak filmlere konu olabiliyor. Dünyanın en büyük 500 şirketi arasında bir tane firmamız var. Aynı durum üniversiteler için de geçerli. Dünya sıralamasında en alt sırlardayız. Ekonomik verilere girmesi gereken Türkiye gibi bir ülke buğday ithal eder hale gelmişse tablo ortada demektir.
Avrupa'nın vicdanı olarak niteleyebileceğim, Jean Ziegler "İnsanların açlıktan ölmesi cinayettir" derken ironi yapmıyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de açlıktan ölen insanlar var hal böyleyken Cirque du Soleil izler gibiyiz. Herkes bir şey söylüyor, her kafadan bir ses çıkıyor, bu kakofoni içinde, kulakları tıkamaktan başka çare yok gibi gözüküyor. Kulaklar bir kere tıkanmaya başladı mı sonrası çorap söküğü gibi geliyor zaten. Üç maymun. Türkiye yıllardır ne yazık ki üç maymunu oynuyor. Ya da oynamak zorunda bırakılıyor. Gelinen süreçte Türkiye bir çöplüğe dönmüş durumda. Emperyal güçlerin artıklarıyla, imitasyonlarıyla kendimizi eğliyoruz. Kakala Türkiye'ye gitsin.
Sabahattin Eyüboğlu "Yeni Türkiye Batılı emperyalizme "Defol" Batı kültürüne" Buyur" diyerek kurulmuştur" derken, doğru bir durum tesbiti yapıyordu ama şimdi durum değişti 'defolumuzu' geri aldık. Batı kültürünü buyur etmek zaten başlı başına bir kabullenişti. Bu durum batılı gibi düşünüp doğulu gibi yaşamamıza neden oldu. Zaten sorun da buradan kaynaklanıyor.
Batılı düşünce sistematiğine ayak uyduramayan bir toplumdan söz ediyoruz. Bu Anadolu'da da böyle, dünyanın başka yerlerinde de. Nerede yaşasak kahir ekseriyet değişmiyor.
Bilimde sanatta özgün bir şeyler ortaya koymak yerine, iyi taklitler yapıyoruz. Bu her alanda böyle. Batılı giyim markalarının taklitlerinden tutun da, müzikal anlamda yaşadığımız kepazeliğe kadar. Yeni bir şeyler söylemek, üretmek ortaya koymak zorumuza gidiyor. Bu zorlanışın bir sebebi olmalı ?
Farklı bir şey üretmek, yeni şeyler söylemek belli birikim istiyor. Bu birikim öyle 10 yılda 40 yılda oluşmuyor. Taklit etmekle hiç oluşmuyor. Türk insanı için kitap ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235. sırada. Böyle bir ülkede bilgi birikimi değil, ancak yağmur yağdığında su birikintisi oluşur. Oluşan su birikintilerinin derinliği de bizim acizliğimizin seviyesini gösterir.
Etkinlik
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı 29 Temmuz-8 Ağustos arasında 41 etkinlik düzenleyecek, haberiniz ola...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



