Varlığı bir türlü ispat edilemeyen nükleer silah tartışmaları ve işgal edilmiş topraklarda zoraki çıkarılmaya çalışılan mezhep savaşları arasından başını kaldırıp dünya gündeminde yer edinemeyen bir coğrafya Doğu Türkistan. Ve Doğu Türkistan'daki Müslümanların özgürlük mücadelesi, yeryüzündeki en uzun soluklu ancak buna karşın dünya kamuoyunda sesini en az duyurulabilen direniş hareketlerinden bir tanesi.
Doğu Türkistan'da 35 milyon Türk kökenli Uygur Müslümanı ve Pekin ve daha doğusunda da 100 milyon Çin kökenli Müslüman (Hui) yaşıyor. Dolayısıyla Doğu Türkistan ve Çin'de 135 milyon civarında Müslüman bulunuyor. Ancak, deyim olarak dilimizde yer edinen, Çin işkencesinden nasibini fazlasıyla alan Doğu Türkistan, özellikle 2008 Çin Olimpiyatları öncesinde ve olimpiyatlar boyunca tertiplenen protestolar vesilesiyle kamuoyu oluşturan, Tibet kadar gündeme gelemedi.
Çin, Uygur Türklerinin çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan topraklarını, yüzyıllardır taşıdığı ismin aksine, "Yeni Kazanılmış Topraklar" anlamına gelen "Sincan" ismiyle tanıtıyor. Türkiye'de bile Sincan denildiğinde, Çin'in bir şehri zannediliyor. Hatta Uygurların Annesi olarak kabul edilen Rabia Kadir'in geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamayla, Türkiye'ye gelmek için, 2006 ve 2007 yıllarında vize başvurusunda bulunduğunu ancak reddedildiğini hep birlikte üzülerek öğrendik.
1949 yılından beri Çin işgali altında bulunan, 1955 yılından beri de özerk bölge statüsü kazanmış olan Doğu Türkistan Müslümanları için yirmi birinci yüzyılda da değişen pek bir şey yok. Doğu Türkistan Müslümanları, yine büyük insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren, yakaladığı fırsatı değerlendirmekten çekinmeyen, dünyanın gözlerine baka baka ülkede yaşayan farklı etnik gruplar üzerindeki baskılarını artıran kızıl Çin, sistemli bir sindirme ve asimilasyon politikası izliyor.
Doğu Türkistan Müslümanları, örf, adet ve geleneklerini özgürce yaşayamıyor, inançlarının en temel gereklerini yerine getiremiyor. Kızıl Çin yöneticilerinin izini haricinde en ufak bir dini vecibeyi yerine getirmek yasak. Çin anayasasına göre ülkede yaşayan bütün milletler inanç ve ibadet özgürlüğüne sahip olduğu halde, Müslümanlar, dini eğitim aldıkları, Kur'an okudukları, namaz kıldıkları, hacca gittikleri, oruç tuttukları, hatta sadece dinlerinden bahsettikleri için hapse atılıp, işkence görüyor; şayet devlet memuruysalar işlerinden atılıyorlar. Mesela, 2005 yılı Ağustos ayında yaşları yedi ila yirmi arasında değişen 37 öğrenci, Eminan Momkisi adlı bayan öğretmenin evinde Kur'an dersi aldıkları esnada, Çin polisinin baskınına uğradı. 23 Kur'an, 56 Elifba ve diğer ibadet malzemelerinin bulunduğu ev, Çin yönetiminin gözünde, adeta bir hücre evinin mühimmat deposu muamelesi gördü. Momkisi tutuklanırken, çocuklar yedi ila on bin yen (863 ila bin 233 dolar) gibi oldukça yüksek bir kefalet ücreti karşılığında ailelerine iade edilmek üzere alıkondular. Ancak Doğu Türkistan'da bu kefalet ücretini ödeyebilecek aile sayısı çok az. Bunun farkında olan Çin yönetimi, kefalet ve benzeri vergileri olabildiğince yüksek tutarak, bilinçli olarak yoksullaştırdığı Doğu Türkistan Müslümanları için hayatı daha da zorlaştırıyor.
Okul müfredatlarında hiçbir dini bilgiye yer verilmeyen, dini eğitim veren hiçbir resmi kurum bulunmayan, pek çok casusun kol gezdiği ve insanların birbirlerini ele vermeye zorlandığı bu ülkede, bir babanın çocuğuna dini nasihatte bulunması bile, evde Kur'an eğitimi verilmesi kadar ciddi bir suç olarak kabul ediliyor.
Senelerdir Çin hükümetinin dini, siyasi, kültürel ve ekonomik baskıları altında özgürlük mücadelesi veren Doğu Türkistan Müslümanlarının siyasi görüşlerini ifade etmesine müsaade edilmiyor, camiler ve dini eğitim veren okullar kapatılıyor, ibadetler yasaklanıyor. Doğu Türkistan Müslümanları her gün yeni bir yasakla karşılaşıyorlar. Son günlerde, Müslümanların camiye girişlerini engellemek için cami girişlerine ikaz tabelaları yerleştiriliyor. Tabelada yazan ifadelerin anlamı ise şu şekilde: "Aşağıdaki kişilerin mescide girip dini faaliyette bulunmaları yasaktır: Partiye girmeye namzet öğrenciler, Devlet memurları, işçiler ile emekliler ve izne ayrılmış olanlar, 18 yaş altındakiler, kent yöneticileri ve memurları, kadınlar..."
Doğu Türkistanlı Müslümanlara, yeterli eğitim imkânı tanınmazken, demografik yapıyı değiştirmek amacıyla bölgeye sonradan yerleştirilen Çinliler ile Müslümanların sosyal imkânları arasında uçurumlar bulunuyor. Kızıl Çin yönetimi, terörist damgası vurduğu Müslümanları hiçbir delil göstermeden tutuklayıp, işkence ediliyor ve şehit ediyor. Bütün bunlar olup biterken kızıl Çin, hiç kimseye hesap vermiyor. İşin daha da acı tarafı bu durum yıllardır devam ederken, başta Türkiye olmak üzere, Uygar batı ve Amerika da hesap sormaya yanaşmıyor.
Allah'tan, hala ümmet bilincini yitirmemiş, mazlumların derdini, dert bilen insanlar var. İşte bu on binlerce iyi insan, kızıl Çin yönetiminin yaptığı katliamları protesto etmek ve Doğu Türkistan Müslümanlarına destek vermek için, Saadet Partisi'nin öncülüğü ve onlarca sivil toplum kuruluşunun desteğinde, 12 Temmuz Pazar günü Çağlayan Meydanı'nda toplandı. On binler hep birlikte dünyanın hürriyetten, özgürlükten, adaletten ve insan haklarından bahseden yöneticilerinin nerede olduğunu sordular.
Ne var ki uygar batı kör, uygar batı sağır ve uygar batı dilsiz... Bush döneminin kirli sayfalarını yırtıp atacağını söyleyen Obama yönetiminden tek çıt çıkmıyor. Batılılar, sadece fabrikalarını ve endüstri tesislerini değil, kan ve gözyaşını da Çin'e taşımışlar. Bunun adı resmen ucuz iş gücüdür.
Tamam, Doğu Türkistan Müslümanlarının maruz bırakıldığı etnik temizlik ve dini soykırımı görmezden gelen, Avrupa Birliği ve Amerika, Çin malı çıktı. Peki, İslam ülkelerinin anlı şanlı Cumhurbaşkanları ve Başbakanları neredeler? Her alanda kriter belirleyen ve standart getiren uyum kanunlarınız, Çin malı zulme hiçbir atıf yapmıyorlar mı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



