Muasır medeniyet seviyesi, çağdaş uygarlık düzeyi gibi kavramlarla ifade edilen ve yakalamamız veya daha ilerisine geçmemizden bahsedilen hedef, memleketimizin belirli bir kesimine göre batı ile eş anlamlıdır.
Yani bu türden sözler edildiğinde, kendi değerlerimiz temelinde bir gelişme ve ilerlemeden değil; batılılaşmak, batılaşmak, yani batılı gibi olmaktan bahsedilmektedir ağırlıklı olarak.
Batıdan anlaşılan ve kastedilen ise spesifik olarak herhangi bir ülke olmayıp, bazen ABD, bazen AB ülkelerinden herhangi birisi, mesela Almanya, Fransa, İtalya... olabilmektedir.
Batı kavramı ile ifade edilen ülkelerin bazen Uzak-Doğuda hatta Güney'de bile olabilmeleri, ayrı bir meseledir.
Zaten çoğunlukla belli bir ülke model alınmayıp, batılı ülkelerin iyi olduğu düşünülen tarafları alınarak oluşturulmuş muhayyel bir ülke referans olmaktadır.
'Batıda şöyle, batıda böyle' denilirken, aslında kafalarda oluşturulmuş (hayali) bir ülkeden bahsedilmektedir yani.
Referans verenin kafasına uygun bir şekilde yönetilen, onun arzularına göre biçimlenmiş; gereksiz ve cansıkıcı olduğu düşünülebilecek bütün teferruatlardan arınmış bir ülkedir bu ve olumsuzlukların oraya uğrama şansı da, kesinlikle yoktur...
Batılı kavramı, genellikle onun kullananların özel durumu, hayat standartları, alışkanlıkları ve dahi zaafları açısından, keyfe bağlı olarak altı doldurulan bir kavram olup, öncelikler de buna göre belirlenir.
Sözgelimi batıda insan hak ve özgürlüklerinin geldiği rivayet edilen aşama, batılılaşma sevdalılarının çoğu açısından, belli bazı hususlarda anlamlıdır sadece.
Bu sayede akıl ve mantığı zorlayan birçok hususta serbestiyet talep edilebilirken, makul ve mantıklı olan hususlarda benzer isteklerin dile getirilmesi hoş karşılanmayabilmekte; hatta bu türden girişimler, 'iflah olmaz bir cüretkarlık' olarak tavsif edilebilmektedir.
'Batı dedikse, o kadar da değil!' mantığı oldukça geçerli bir mantık onlara göre...
Ülkemizdeki batı-perestler, referans olarak alabilecekleri hemen bütün ülkelerde var olan özgürlüklerin sadece kendileri açısından geçerli olduğu/olması gerektiği şeklinde bir batıcılık anlayışına sahipler, ne yazık ki...
Sadece bazı batılı ülkelerde serbest olan hususların ülkemizde de mutlaka serbest olması fikrini cansiperane savunurlarken; bütün batılı ülkelerde serbest olan hususlarda inanılmaz bir şekilde yasak yanlısı kesilebilmektedirler mesela.
Hepiniz biliyorsunuz: Batı ülkelerinin hiç birisinde, Türkiye'de batıcılar tarafından uygulanmakta olan başörtüsü yasağı benzeri bir yasak yok.
Ülkemizde kamusal alan bahanesiyle, çalışan hanımların başörtüsü takması engellenir; ilk ve ortaöğrenimde başörtüsü serbestiyeti -nedense- akıldan bile geçirilemez ve sadece üniversite öğrencilerinin başörtüsü takıp takamayacağı hususu tartışılırken; batılı ülkelerde hemen her sahada olduğu gibi, ilk ve ortaöğrenimde de başörtüsü serbesttir.
Çalışanların yanısıra, ilk, orta ve yüksek öğrenimde tahsillerini sürdürenler açısından var olan kılık-kıyafet serbestisi, sadece bazı ülkelerin bazı bölgelerinde -ve o da sınırlı olmak kaydıyla-, mesele olarak görülmekte ve Fransa'daki devlet liseleri ile ilgili yasak hariç, bu konudaki tartışmalar da halen sürmektedir.
Son gelişme malum: Belçika Parlamentosu'nda artık başörtülü bir milletvekili var.
7 Haziran bölgesel seçimlerinde Hristiyan Demokrat Parti'den (CDH) milletvekili seçilen Mahinur Özdemir, Brüksel'deki parlamento binasında görevine başladı...
Batı dediklerinde ağızlarından birkaç kez daha 'batı' sözcüğü dökülenler, bu durumdan herhangi bir ders alırlar mı acaba?..
Bence almalılar... Bu işte bir terslik var çünkü...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



