Asıl tehlike içimizde. Günlerdir tartışmanın odağında olan kimi konuların yazımıza başlık olandan daha az önemsiz değil. İki İtalyan moda firması Türkiye'de defile düzenledi. Dolmabahçe Sarayı'nda. Moda firmaları ticarî kuruluşlardır dünyanın hemen her tarafında defile düzenler, bir moda rüzgârı estirirler, renkler ve giyim tarzları bir fırtına gibi dünyayı sarar. Bu, tekstil sektörünü olduğu gibi diğerlerini de etkisi altına alır. İnsanlar bunun etkisiyle sınır ve ölçü tanımadan kendi olanaklarını da zorlarlar. Bir insanın tepeden tırnağa giyimi binlerce lirayı bulur. Özellikle dünyada açlık ve sefaletin çok etkili, insanların geçinmek için büyük zorluklar içinde olduğu bir zamanda israf denen olgunun önünün alınamaz olduğu gerçeği hayata iyice siner.
Müslümanlar doğal yaşayışlarında sadedirler. Günlük hayatta vazgeçilemez olan yemekte yapılan duadaki ayet ile bunu pekiştirirler. Kur'an'daki her ayet Cenabı Hak tarafından insanlara bir ilke olarak sunulmuştur. "Yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz" ayeti belirleyici bir hüküm olarak hayatta yer alır. İsraf, bir başka kulun hakkını gasp anlamını içerir. İsrafın sınırları olmadığından sadece günümüzün değil geleceğimizin de tüketilmesi anlamına gelir.
Günümüzde Müslümanların en çok tartışmaları gereken konuların başında dünyevileşme gelmektedir. Filistin'de, Afrika'da, Afganistan'da dünyanın hemen her tarafında açların olduğu bir dünyada, üzerine binlerce lira değerinde giysi geçiren, gardıropları giysiden geçilmeyen bir Müslüman dünyadan hayır beklenemez.
Geçen hafta sonu seküler Müslümanların öncülüğünde Dolmabahçe sarayında bir defile düzenlendi. Ertesi ve sonraki günler medyada yer alan görüntülere baktığımızda içimizi sızlatan ve ürperten kimi tabloları görünce bir dehşet hali yaşamadım değil. Aslında yazımın başlığını şöyle koyacaktım, uzun geldiği için kısaltmak zorunda kaldım: "Başörtülü jipli bayanlar Dolmabahçe'deydi." Bu ürkütücü durum kameralar tarafından da görüntülendi. Bir sabah, haberleri izlerken başörtülü bir grubun defileye giderken kendileriyle yapılan söyleşi beni daha çok irkiltti. Başörtüsünden, elbiselerine, ayakkabı ve çoraplarına kadar ağır markalarlarla defileye gittikleri, bunu nasıl da içselleştirdikleri göz ardı edilemez. Prof. Dr. Mehmet Bekâroğlu'nun seçimlerde bir dikkat olarak ortay koyduğu: "Başörtülü jipli bayanlar" konusu günlerce tartışıldı. Buna en çok da muhafazakâr diye tanımlanan seküler Müslümanlar tepki verdi. Hatta bu, aleyhte bir kampanyaya bile dönüştürüldü. Kimi tanıdığımız dostlarla olan sohbette bile, bizi şaşırtan tepkiler almadık değil. Bu: "Başörtülü bayanlar jipe binmeyecek mi?", "Müslümanlar jeplere binmeyi hak etmiyorlar mı?", "Müslüman en iyi ve lüks eşyayı kullanmalı..." ifadeleriyle sık karşılaştık. Öyle ki şunları da duymadık değil: "Ne var bunda, adam hem zekâtını veriyor hem de jipe biniyor." Bu, şu kesime de hak vermek anlamına gelmez mi? "Ben hem namazımı kılarım hem de alkolümü alırım, size ne?" İktidarda olan partinin, bir ara bakanlık yapan, şu anda da önemli bir görevde bulunan biri şöyle bir ifadede bulunmuştu: "Peygamberimiz bugün yaşasaydı mersedese binerdi". Tabii bu kimseler böyle bir durumda, ne yukarıda alıntıladığımız yemek duasındaki ayeti akıllarına getirirler, ne Efendimiz'in kendisine dünyalıklar sunulduğunda, davasından vazgeçmesi gerektiği söylendiğindeki cevabı elbette dünya kurulalı beri en anlamı bir karşı çıkış olarak algılarlar. "Ayı bir elime, güneşi de diğerine verseniz gene kabul etmem." diyen peygamberi yadsıma anlamına geldiği hiç mi düşünülmüyor. O zaman Efendimiz Ebu Cehil'in devesine niçin binmedi, Ebu Süfyan'la niçin birlikte olmadı? Bugün mersedese ya da moda salonlarındaki defilelerde bulunmak aynı anlamı içermiyor mu?
Bunların tamamı bir süreç. Söz konusu bayanlar ile bir televizyon kamerasındaki görüntüleri ve demeçleri ilginçti. Kendilerine yakıştırılanı giyebileceklerini çok rahatlıkla ifade edebiliyorlardı. Birinin üzerindeki renklerden yola çıkarak, kameramanın onu "vahşi" olarak nitelemesi nasıl da hoşuna gitti zavallının. Gene bu arada üstü başörtülü, altı mini bir bayanın kitabındaki kapağı da benzerlikler içeriyor. Bu bayanların bu başörtüsü modasından yenisine geçiş yapacaklarından hiç kuşku yok. Vahim bir durum. Bu domuz gribinden de tehlikeli. Çünkü yeryüzünde aç olan her insandan biz Müslümanlar sorumluyuz. Çünkü sorumluluk bizim omuzlarımızda.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



