Yıllar öncesinde bir mahalli seçim kampanyasının son günleri idi. Gecenin oldukça geç bir vaktinde, seçim büromuza genç bir arkadaşımız gelmişti.
Selam faslından sonra, o saatte, orada kalmış bulunan birkaç kişi, bu arkadaşla sohbete başladık. Tabii olarak sohbet konusu, seçim çalışmaları ile alakalıydı.
Bu arada, daha önceden tanışmadığımız ve ilk defa karşılaştığım bu gençle, biraz daha tanışma imkânı buldum.
Bir Avrupa ülkesinde çalışan bu genç arkadaşımız, çok acil ailevi bir mesele için memleketine gelmiştir ve işini de tamamlayıp, gurbete geri dönmesi gerekmektedir.
Bu yüzden seçimlerde oy kullanamayacaktır.
Gümrüklerde oy verme işleminin başlama günleri de kendisine uygun değildir. Bu sebeple, anılan seçimde oy kullanması, oyuyla inandığı partiye destek olma imkânı yoktur.
Bunun için de, çok üzgün olduğunu ifade etmektedir ve mutlaka bir şeyler yapması gerektiği inancında ve bunun arayışı içerisindedir.
Sohbetimiz bu minval üzere devam ederken, bu genç gurbetçi arkadaşımız "bari benim katkım da bu olsun" diyerek, aniden cüzdanına davrandı ve hatırı sayılır bir miktar parayı, hiç tereddütsüz masanın üzerine bırakarak, müsaade istedi, başarı diledi ve yanımızdan ayrıldı.
Evet, olay aynen böyle oldu, anlattığım hikâye ya da masal değildi.
Olayın daha da önemli yönü ise, bu genç arkadaş, o anda orada bulunan hiç kimseyi şahsen tanımamaktadaydı.
Artık toplumda örnekleri azalmış türden inançlı ve fedakâr bir insan, gecenin bir yarısında, hiçbir mecburiyeti olmadığı halde, karınca kararınca inandığı doğrultuda, çorbada tuzu bulunsun misali, hiç düşünmeden, şahsen tanımadığı insanlara parasını teslim edebiliyordu. Kendisini buna mecbur hissedebiliyordu.
Niçin?
Herhalde dünyalık beklentiler için değil!
Şimdi durup dururken bunca yıl sonra, bunu neden anlattın diyeceksiniz, belki de!
Bu ve bunun gibi bazı olayları şimdi hatırlamamın ve bunlardan birini sizlerle paylaşmış olmamın başlıca sebebi, iş başındaki Ak parti hükümetinin, böylesine samimi, idealist, ihlâslı, fedakâr insanlardan kimilerini, belki de çoğunluğunu yoldan çıkarması, rant peşinde, dünyalık davalar peşinde koşan insanlar haline getirmiş olmasını çok büyük bir üzüntüyle müşahade etmiş olmamdır.
Anlattığım hatıradaki arkadaşımız nerededir, ne haldedir bilemiyorum.
İnşallah değişmemiş ve bu işlere bulaşmamış olmasını ve hak bildiği yolda, tek başına da kalsa, aynı azim ve kararlılıkla yoluna devam etmekte olmasını diliyorum.
Ama tanıdığım birçok insan, bu iktidar döneminde, ideallerinden uzaklaşmış, rant kovalayan, ihale peşinde koşan, servetine servet katma telaşında insanlar haline gelmiştir.
Birkaç gün önce, oğlum da, etrafındaki birçok arkadaşının benzer şekilde değişmelerinden dert yanıyor ve ülkemizin geleceği adına üzülüyordu.
Fakülte yıllarında dava diye koşturan birçok arkadaşının, Ak parti iktidarıyla birlikte, hangi bakanlıktan, hangi belediyeden hangi işi kapatacağının telaşıyla, idealizmini yitirmiş olması, ülkesini ve milletini gerçekten seven her idealist insan gibi, onu da, kaygılandırıyordu.
Peki, ama neden böyle olmuştu, bu gençler?
Çünkü yıllarca peşinden koşturdukları ağabeyleri öyle yapıyorlardı. Gerçi kötü misalin, emsal olmaması gerekir ama onlar da, dünyanın, makam, mevki ve servetin sihrine kapılıvermişlerdir.
Nereden nereye değil mi?
Hani, birileri için "mücahitler müteahhit oldu" diyorlar ya, galiba, çok da yanlış bir tespit değil bu!
Geçenlerde bir yazımda daha vurgulamıştım.
İşte kendilerinin ne olduğunu bile, doğru dürüst bir şekilde tanımlayamayan, bu yüzden de "muhafazakâr demokrat" gibi, ucube bir kavramın arkasına sığınan eski mücahit, yeni ak kadroların bu ülkeye en büyük kötülükleri de budur!
Devlet kurumları rant kapısı haline getirilmiştir.
Bu durum bu ülkenin hiç de hayrına değildir. Bu kadrolardan memlekete hayır yoktur.
Dileğimiz bir an önce, milletimizin bu gerçekleri görmesidir. Gayretimizin de, bu yönde olması gerekir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




