İki gündür görüyorsunuz. Namazlarımızda okuduğumuz ayet ve hadisler bizi bu dünyada neyi nasıl yapacağımızı ve asıl vatanımız olan Cennete hazırlanmak için bu dünyada izzetimizi koruyarak yaşamamız gerektiğini öğretiyor.
Aziz olan Allah'ın değerlerine değil de O'nun yarattığı insanların değerlerine bağlanır ve ölümlü insanın değerini Allah'ın ve Rasülünün değerlerinin önüne geçirirsek Allah'a kul değil Allah'ın kullarına kul olmuş oluruz.
Elmalılı merhum Fatiha süresinin tefsirinde birinci cildin 129'uncu sayfasında hürriyeti tarif ederken "Lisanı İslam'da hürriyet, hukukuna malikiyettir" diye tarif etmiş.
Yatsı namazından sonra kıldığımız Vitir namazının son rekatında okuduğumuz Kunut duasında "Seni bütün iyiliklerle överiz. Sana şükreder, nankörlük/kafirlik yapmayız." derken yeryüzünde Rabbimizin yarattığı her şeyin bir hikmete binaen yaratıldığını, başı boş, gayesiz, hikmetsiz hiç bir şey yaratılmadığını ve bütün bu yarattıkları nedeniyle ona şükrettiğimizi teşekkür ettiğimizi, nankörlük ve kafirlik yapmadığımızı ifade ediyoruz.
"Sana isyan edenleri makamından hal' eder/çıkarır atarız ve onu terk ederiz." derken "Gelene ağam, gidene paşam" diyenler olmadığımızı, Allah'a isyan edenleri bulundukları makamdan hal' ederiz, yani verdiğimiz o makamdan indirmesini de biliriz. Diyoruz.
"Nahleu" biz onu hal' ederiz" derken de "Ben" demiyoruz "Biz" diyoruz.
Bu kunut duasında hep "Biz" dememiz öğretiliyor.
Bu kelime eski Osmanlı dilinde kullanılırdı.
"Halife hal' edildi" denildiğinde makamından aşağı indirildi anlamına gelirdi.
Rabbimiz, Musa aleyhisselamın "Tuva" vadisinde Rabbiyle konuşmaya gittiğinde Rabbimizin ona "Şüphesiz Ben, senin Rabbinim, ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes "Tuva" vadisindesin." dediğini haber verir.
Bizim Rabbimize olan yürüyüşümüzde bizimle Rabbimiz arasına giren her şeyi ayağımızın altında çiğnediğimiz ayakkabı gibi fırlatıp atacağımızı "Nahleu/biz onu atar ve ondan kurtuluruz" diyoruz.
Rabbimize doğru koşarken eğer ayak bağımız insansa onu hal ederiz, mal ise onu da hal ederiz diyoruz.
Yatağımıza yatmadan önce Kunut duasında Fatiha'da okuduğumuzu tekrarlıyoruz ve "Allah'ım, biz ancak Sana kulluk yaparız" diyoruz. Yani kula kul olmayız.
"Senin için namaz kılar secde ederiz ve ancak Sen'in rızan için çalışırız." derken yaptığımız ibadeti de secdeleri de riya/gösteriş için yapmadığımızı ifade ederiz.
İbadetlerimizi ticarete dönüştürmemeye kendimizi ikna duaları yaparız.
"Sana hizmet eder, rahmetini ümit eder, azabından korkarız. Sen'in azabın kafirlere mutlaka kavuşacaktır." derken Cenab-ı Hakk'ın kurallarına göre yaptığımız her hizmetin faydası halka olsa da bu hizmetleri biz Hakk'ın rızası için yaptığımıza inanırız.
Kafirlerle buluşacak olan azabdan da korkarız ve kafirlerinde o azaba kavuşmaması için, canlarının cehennemde yanmaması için malımızı, canımızı Allah'ın dinine bütün insanların iman etmesi için harcamayı ibadet kabul eder, bu yolda verdiği malın da canın da Allah katında cennet karşılığında satın alındığına iman ederiz.
Buyurun her gün yeryüzünde yaşayan her insanın Müslüman olup canının cehennemde yanmaması için dua okuyan, kazandığı malı o yolda harcayan mı daha şefkatli, merhametli, kahraman, yoksa "hep bana hep bana" diyenler mi?
Kararı siz verin ve gereğini yapın.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



